12 Mayıs 2016 Perşembe

TUZAK - aşk / macera

TUZAK

(ÖZET)


Kalp nakli bekleyen hasta yakını olmak çaresizliği iliklerine kadar hissettiren çok zor bir durumdur. Bahçevan Erdem’in babası da kalp nakli yapılmazsa ölecekti.

Bahçivan, salaş, küçük lokantaların, işkembecilerin olduğu sokakta yürürken bir adam yanına yaklaştı. Karanlıkta kim olduğunu seçemedi ama belli ki, yabancı biriydi. Tanıdık biri olsa yürüyüşünden çıkartırdı.

“ Erdem Aka siz misiniz?”

“ Benim. Siz kimsiniz?”

“Ben, babanıza kalp bulacak kişiyim.”

“Ne !”


Az sonra siyah bir arabada hiç tanımadığı esrarengiz bir adamla, bilmediği bir yere gidiyordu. Adam her şeyi gidecekleri yerde anlatacaktı. Erdem içinden

“ Bu ıssız yerde beni kesseler kimsenin ruhu duymaz ama benim gibi bir garibandan kim ne isteyecek ki? Peki babama kalp aradığımı nereden biliyor? Belli ki, kalantor biri, ne diye bana zarar versin? Kesin iyilik yapacak ama kimseye duyurmadan yapmak istiyor. ”

Orman içinde ağaçların gizlediği bir çiftlik evine geldiler. İçerisi dizilerde gördüğü şeylerle döşenmişti, kesin bu adam ona iyilik yapacaktı. İçi rahatladı. Zengin adam onu Rustik koltuğa buyur etti, kendisi de karşısına oturdu. Gözlerini Erdem’in çaresiz gözlerine dikti.

“ Babanın durumunu biliyorum. Kalp bulmazsa ölecek. Aradığın kalp bende. Babana gereken kalbi ben vereceğim.”

Erdem yerinden fırlayıp, adamın ellerini öpmeye davrandı.

“Allah sizden razı olsun beyim!”

Adam ellerini çekti,

“Estağfurullah, estağfurullah, otur yerine. Daha bitmedi. Ben sana kendi kalbimi vereceğim.”

“Na- nasıl yani?”

“ Basbayağı, ben ölüyorum. Yani ölmek üzereyim. Ben ölünce kalbimi sana vermelerini sağlayacağım.”

“???!”

“ Baban benim kalbimle yaşayacak.”

“ Ama ne..na...?”

“ Çok şaşırdın görüyorum ama gayet basit bir şey bu. Ben nasılsa öleceğim. Bari kalbim bir işe yarasın istiyorum. Sen kalp istiyorsun. Ben de sana kalbimi vereceğim.”

“ Ama siz daha hayattasınız beyim tövbe tövbe, Allah gecinden versin, belki ölmez, kurtu..”

Esrarengiz adam Erdem’in sözünü kesti.

“ Hayır, kurtulma şansım yok. Hastalığımın çaresi yok. Tüm servetimi versem de öleceğim. Doktorlar söyledi. ”

“Allah’tan ümit kesi....”

Adam elini sallayarak yine lafını ağzına tıktı.

“Hayır, bu öyle bir şey değil. Beni dinle. Ben ölene kadar beklemek istemiyorum. Kaldı ki, senin durumun acil. Benim ölmemi beklersek, babana faydan dokunmaz. Bak şimdi, ben ölmeden önce felç olacağım. Yıllarca bitki gibi yatacağım. Benim gibi ömür boyu çalışmış, faal olmuş, kimseye muhtaç olmamış bir adam için bu katlanılacak bir durum değil. Ben, bunu istemiyorum. Buna dayanamam. İntihar edip acılarıma bir son vermek istiyorum ama buna cesaretim yok. İşte burada sen devreye giriyorsun. Ben hastanedeyken

Bir, iki saniye durdu. Koltuğunun yanındaki şık sehpanın üzerinde duran şırıngayı alıp adama gösterdi.

şu iğneyi benim serumuma şırınga etmeni istiyorum. Acılarıma son vereceksin. Kendimi öldürmeme yardım edeceksin. Ben de kalbimi sana vermeleri için avukatlarıma talimat vermiş olacağım.”

“ A- ama bu suç?”

“ Biliyorum ama korkma, her şeyi yazıp, imzalayacağım. Tüm sorumluluğun bana ait olduğunu anlayınca sana ceza vermeyecekler. ”

Adam o kadar kendinden emin konuşuyordu ki. Yüzde yüz garanti veriyor gibiydi.

“ Emin misiniz?”

“ Eminim.’

“Suç işlemiş olmayacaksın. Bunu yapmanı ben istiyorum senden. Tıp dilinde buna ötenazi diyorlar. Sen, sadece zaten ölecek olan birinin ötenazisine yardımcı olacaksın. Yazıp imzalayacağım sana vereceğim. ”

Zavallı Erdem, adamın bu kadar parası varsa, İsviçre ve başka birkaç Avrupa ülkesindeki bir ötenazi kliniğinde bunu yaptırabileceğini bilmiyordu. Ötenazi nedir ilk kez duyuyordu.Tüm gün bir devlet kurumumun devasa bahçesinde gülleri, ağaçları budayan, ilaçlayan, sulayan, toprakları tırmıklayan, gübreleyen bir adamın bunları bilmesi imkansızdı.

“Ama? Bilmem ki...ya bana inanmazlarsa?”

“Nasıl inanmazlar? Her şeyi yazıp imzalayacağım diyorum.”

“ Siz neden başka birinden yardım istemiyorsunuz?”

“ Ederler mi sence? Kendi akrabalarım bunu yapar mı? Öğrenirlerse ellerimi bağlarlar kendimi öldürmemem için ya da 24 saat başıma nöbetçi koyarlar. Benim de kendimi öldürecek cesaretim yok. Herhangi başka birini bulabilirim elbette. Ama senin hikayeni öğrenince, seni seçtim. Madem öleceğim bari kalbim bir işe yarasın. Bir başkasının hayatını kurtararak gideyim.”

.....?

“Biliyorum kafan karıştı. Bir hafta düşün, taşın. Nasılsa başka birini bulurum. Bak unutma, babana kalp lazım olduğu için seni seçtim. Yalnız sakın kimseye söyleme, ailene bile. Ne derler bilirsin “Sırrını söyleme dostuna, dostun söyler dostuna.” Ha, ayrıca bu zarfta ameliyat ve sonrası masraflar için yeterli para var. Kabul edersen bu da senin olacak. Avukat masrafı filan. Sonuçta kendini savunmak zorunda kalacaksın. Şimdi şoförüm seni evine bırakacak. Düşün, taşın ve bu numaradan beni ara. Unutma sadece bir hafta süren var. Bugün pazartesi. Haftaya pazartesi akşam 12.00’ye aramanı bekleyeceğim ve bir başkasını bulacağım. Aramazsan kabul etmediğini düşüneceğim. Bu arada babanı en iyi doktorların tedavi etmesini de ayarlayacağım.”

“ Bi...bilemiyorum...dü...düşüneyim...dediğiniz gibi...”

“ Tamam. Bir haftan var. Rahat rahat düşün.”

Adam, uşağının ismini seslendi. Kapı açıldı.

“ Şoföre söyle, misafirimi evine bıraksın.”

Uşak başını saygıyla eğerek çıktı. Erdem ve adam ayağa kalktılar. Adam elini uzatarak

“Düşün, taşın verdiğim süreyi geçirmeden cevap ver. Unutma babanın hayatı senin elinde. İyi geceler.”

dedi.

Erdem uzatılan eli sıktı.

“ Tamam. E..İyi geceler.”


XXX


Bahçıvan eve geldiğinde kafası allakbullaktı. Kimdi bu esrarengiz adam? Hayır mı, şer miydi? Hızır gibi yetişen bir hayırsever miydi? Çaresiz durumlarda genellikle beynimiz iyi şeyler düşünmeye zorlar, kötü olasılıkları ayıklar. Tüm hafta boyunca düşündü. Gülleri budarken, ağaçlara ilaç püskürtürken, çimleri sular, çiçek tarhına menekşeler ekerken hep aynı şeyi düşünüyordu.

“ Kabul etmezsem babam zaten ölecek.”

“Çok az vaktim kaldı. ”

“Babamın hayatı benim elimde!”

“ Onu öldürmüş olmayacağım ki...kendisi istiyor...”

“Sadece bir iğneyi şırınga edeceğim. Sorarlarsa kendi istedi diyeceğim. Kendi istedi Allah da biliyor.”

“ Adam da haklı yıllarca yatalak kalmak istemiyor, ötenaziymiş. Ben anlamam. İstedi yaptım diyeceğim. Babam kurtulsun da  hapse atarlarsa da atsınlar.”



XXX


Kısa süre sonra, bahçıvanı polisler cinayetten tutukladıklarında. Erdem, onlara ismini bilmediği
esrarengiz zengin yabancıyı anlattıysa da, kimseyi inandıramadı. İmzaladığını söylediği kağıtlar, para, zarf, o çiftlik evi...

Çiftlik evine polislerle gidildi. Kapıyı o gün görmediği bir kahya kadın açtı.

“Bir yanlışlık olmalı. Bu evin sahipleri Almanya’da. Ben arada gelir temizler, giderim.”

dedi. Erdem bayılacak gibi oldu.

“ Babama kalbini verecekti. Babama kalp gerekiyor. O verecekti.”

diye yeminler ediyordu. Karısı ve kızı da şaşkındılar. Çünkü hiçbir şeyden haberleri yoktu.


XXX


Esrarengiz yabancı ikiz kardeşini öldürtmek isteyen, çocukluğundan beri ikizini kıskanan ve bu duygusu nefrete dönüşen İlhan'dı ve İlhan, zavallı bahçıvanı tuzağa düşürmüştü. Böylece hem tüm servete konacak, hem de kardeşinin karısıyla yasak aşklarını daha rahat yaşayacaktı. Cenazede hem kendisi, hem kadın sahte gözyaşları dökerken, Hakan’ın kızı Aleyna, babasını kaybetmiş olmanın şokunu yaşıyordu. Annesinin ve amcasının yaptıklarından habersiz annesine sarılmış ağlıyordu.





Ama İlhan’ın tuzakları bu kadarla bitmeyecekti. Şüpheleri üzerine çekmemek için planının ikinci kısmına geçti: Lüks yatına bindi, biraz açıldı, sahte bir intihar mektubu bıraktı. Güya ikizinin ölümüne çok üzülmüş, içki ve kumar alışkanlığının verdiği depresyon da eklenince, intihara karar vermişti. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planladı. Polis dahil herkes gerçekten intihar ettiğini sandı. İnternet siteleri ve gazeteler “Ünlü iş adamının ikiz kardeşi de kardeş acısına dayanamayıp intihar etti.” diye yazdılar. Ceset bulunamadı. Bir süre sonra arama, kurtarma çalışmalarına son verildi ve dosya kapandı.

Zavallı bahçıvan ise cinayetten hapisteydi. Başına gelenlere inanamadığı gibi, babası da kalp bulunamayınca ölmüştü.

Esrarengiz bir şekilde ortaya bir avukat çıktı. Erdem’in anlattıklarını bir dedektif gibi araştırmaya koyuldu. Her katil bir hata yapardı. Küçük de olsa bir ipucu bulacağına emindi. Dul eşi de gözlem altına aldı.

İlhan ise saçını boyayıp uzatıp at kuyruğu yapıp, sakal da bırakınca anası görse tanınmaz bir hale bürünmüştü. Yasak aşklarına gizli gizli buluşarak devam ediyorlardı. Ta ki, Aleyna ikisini yakalayana kadar, üstelik yakından bakınca öldü sandığı amcası olduğunu anlaması zor olmadı. İlhan, kızı malikanenin bodrumuna kapattı.

Bu arada yakışıklı, cesur avukat iki aşk arasında kaldı: Bahçevanın kızı Zehra ve milyoner babanın kızı Aleyna. Şeytan ruhlu kadın Şebboy da adama ilgisiz değildi. Çünkü Şebboy ve İlhan eskisi gibi mutlu aşıklar değil, vicdan azabıyla kıvranan ve birbirinden korkan ve sıksık kavga eden iki suçluya dönüşmüştü.  Kadının koruması da her şeyi öğrenip şantaja başlamaz mı!

Köşkün çalışanlarından biri gizli gizli bodruma yemek götüren Şebboy’u takip edince olaylar çığırından çıktı, İlhan hizmetiçiyi vurdu. Şebboy artık adamdan kurtulmak istiyordu. İlhan iyice tehlikeli hale gelmişti. Kızına ve kendisine zarar vermesinden korkmaktaydı.

Sonu mu? Sonunda büyük bir SÜRPRİZ var. İzleyiciye “AAAAAAAAAA!” dedirtecek büyük bir sürpriz. Ama şöyle söyleyeyim kötüler cezasını bulacak, iyiler de mutlu olacak. :)

Sevgili arkadaşlar bu en son yazdığım dizi hikayesi. Henüz senaryo haline getirmedim. Umarım beğenmişsinizdir. 

12 yorum:

  1. Heyecanlandım vallahi, çok güzel.Olayları çok akıcı anlatıyorsun Müjde'ciğim.Ben çok beğendim.Başarılar, kolay gelsin.Merakla bekliyorum.Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim sevgili Ece'ciğim, ah başarının geleceği yok ama aramızda böyle diziymiş gibi hayal edip okuruz:)))Çok teşekkürler, sevgilerimle. :)

      Sil
  2. Vay be nasıl olmuş boyle.Heyecanla okudum. Ama biraz kafam karıştı ya benim. Bir daha okuyacağım. Sonunu da merak ettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karışık anlatmış olabilirim tüm öyküyü bir sayfaya sığdırdım çünkü:))tekrar okur, düzeltirim. İnsan kendi yazdığını bir süre sonra tekrar okuyunca ya da başkasının gözünden görünce ancak düzeltecek yanlarını farkedebiliyor. Çok teşekkürler canım.

      Sil
  3. Çok güzel ve sürükleyici olacak gibi, heyecanla bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Emre'ciğim, inşallah :)

      Sil
  4. Evet çok heyecanlı az karışık geldi-kısa kesmissin- ama dediğin gibi hepsini bir sayfaya sığdırmaya çalışınca:))) hadi devamıda gelsin..vede kolay gelsin:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsi tek sayfada özet olsun istedim Emel'ciğim, film olacağından umudu kesersem sonunu da - sürprizi- de dahil burada yayınlarım kısa kısa...çok teşekkürler sağol.:)))

      Sil
  5. Çok güzel akıcı,ilginç bir konu,aksiyono bol ellerine hayal gücüne sağlık.Dilerim filim olur Müjde'cim.Hayallerin gerçekleşir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah canım, beğenmene çok sevindim, bana cesaret veriyorsun, Aminnnnn:))çok teşekkürler güzel yorumlarına.

      Sil
  6. Sevgili Müjde cesaretin sakın kırılmasın;kaldıki yayınlansın,yayınlanmasın ,çekilsin çekilmesin senin yazdıkların sana özğü ve sen onu yazarken keyf alıyorsun,ona değer katan sensin unutma,senin eserine senden daha fazla değer veren hiçbir zaman olmayacaktır inan,harcadığın zamanın ve uykusuz gecelerin kimse farkına varmayacak,sadece varsa yoksa para,reytinğ canavarı,gün gelecek o insanlarla eserinin pazarlığını yapacaksın belkide bu durum seni daha çok üzecek,çünkü insan oğlu sevğiyi bile satın aldığını sanıyor.Ben bazen resim yapıp eşe dosta hediye olsun diye verirken bile,üzlüyorum,çok az kıymet bilen var,bana öyle bir hediye gelse nereye koyacağımı asacağımı bilemem,ne yazık el emeğide,beyin gücü edebiyat,bilim çok az insana hitap ediyor.Ben biliyorum kendimi der.Kendim için yapar,kıymetini bilirim yaptıklarımın ama arada bir başkaları beğenirse,takdir eder kıymet verirse ne mutlu bize.Küçük bir anımı daha yazayım kusura bakma vaktini aldım, sayfanı işgal ettim paylaşmadan geçmeyeyim.Öğretmenliğimin orta yıllarında,benim yaptığım bir etkinliğin,başka öğretmen arkadaşım tarafından sahiplenip müfettişe kendininmiş gibi gösterdiği gün,şunu düşündüm boş veer Merih bunu sende-oda biliyorki ben yaptım,gözlerimin içine baka baka bunu yapıyorsa çok yeteneksiz demek ki.İstersem bende bu yetenek çok yenisini yaparım dedim üzerinde durmadım.Bu Allah vergisi biz de olan onda yok belki onlarda olan bizde yok paylaşıp çoğaltabiliriz dedim ne yazık bazı durumlarda paylaşmak diye bir kavram yok varsa yoksa benim olsun dediler mi.İşte bende orada bir saniye bile kalamam.Hemen kendi içime döner o tür insanlardan uzak dururum.Seninde kendine yettiğini,anlıyorum,çok takdir ediyorum sakın yanlış anlama amacım akıl vermek,ahkam kesmek değil,sadece içimi dökmek siz bloğcanlar oldunuz benim için,duygularımı düşüncelerimi bazen böyle paylaşınca kendimi iyi hisediyorum,umarım amacımı aşmamışımdır.Uzun yıllar yazman ve gönlüne göre gerçekleşsin herşey dileğiyle sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Merih'ciğim, öncelikle estağfurullah asla, asla yanlış anlamam, tam tersine yapıcı eleştirilerin, zahmet edip uzun uzun açıkladığın için müteşekkir olurum. Çok teşekkür ediyorum o yüzden.
      Eleştiri insanı her zaman daha iyiyi yapmaya götürür, demişsin ya takdir eden var, etmeyen var, senin başına gelen anındaki kişiye acıdım, yazıklar olsun, kendini kandırmış, maalesef içi boş kişiler, senin gibi yetenekli sanatçıları kıskanıyorlar, meyveli ağaç taşlanırmış. :( resimlerinin değerini bilmeyecek olanlara da ayrı acıdım, resimden, sanattan azçok anlıyorum, HARİKA yapıyorsun, hele renk kullanımına bayıldım, o yüzden üzülme, sanatının değerini bilmeyenlerden uzak dur gitsin. Tekrar sağol canım.
      Güzel dileklerine 'cümlemize' diyerek amin diyorum. )
      Sevgilerimle...

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...