6 Nisan 2016 Çarşamba

AŞK PERİLERİ - 12 -

Begonvil sitesinde akşam olmuştu.  Gökhan'ın komşusu çardak hanımlarında ertesi günkü nişanla ilgili tatlı bir telaş vardı, kadınlar saç, baş, kaş, kuaför, "Ay ne giysem?" derdindeydiler.

" Hayatım bu kiloyla yine en iyisi siyah bir şey giymek"

" Valla ben de koyu renk giyeceğim her gün çardakta börekleri, kekleri götürdükçe şiştim..."

Melahat hanım

"Eh, ben de siyah  giyeceğime göre, kızcağızın en güzel gününe cenazeye gider gibi gideceğiz desenize!"

diyerek herkesi güldürdü. Hadiye hanım gülerken

"Ya kızlar gülüyoruz ama Avrupa'da kadınlar düğünlere asla siyah giymiyorlar. Pembe, mavi, kavuniçi..."

"Haklısın canım ama bu düğün değil nişan diyerek teselli edebiliriz kendimizi."

" Evet, evet en iyisi o. Yalnız kızlar bulutlara baksanıza yağmur yağacak gibi inşallah kızın nişanı mahvolmaz. "

" Yağarsa artık evin içinde yaparlar. Ama dilerim gerek kalmaz."

Hanımlar nişanı bırakıp, İstanbul'da gerçekleşecek düğünü bile konuşmaya başladılar. O tarihte onlar da İstanbul'da olacaklardı. Böyle ünlü bir dizi oyuncusunun düğününü kaçırmak istemiyorlardı. Artık komşu olduklarından elbette onlara da davetiye gidecekti ve bir sürü ünlü ismi görecekleri için şimdiden heyecanlanmışlardı.

-----


Saat akşam 22.00 olduğunda Mehmet'in telefonu çaldı. Genç adam kaşlarını kaldırdı arayan özel dedektif Tamer'di.

"Allah Allah? Hayırdır niye arıyor bu adam?"

diyerek telefonu açtı.

"Tamer bey?"

Dedektifin  rahatsızlığı, tedirginliği sesine de yansımıştı. O kendine güvenli ses gitmiş, 'ıııı" "eee, "ööö" lerle konuşan biri gelmişti.

" Şey, Eee....Mehmet bey, kusura bakmayın ööö...akşam akşam rahatsız ettim ama çok önemli, vicdanım rahat değil."

" Hayırdır?"

" Pek hayır sayılmaz...ıııı"

" Allah Allah? Ne oldu?"

" Bakın ne olur benden duyduğunuzu söylemeyin yoksa ....şey...veya neyse yok yok rahatsız ettim ben kapatayım en iyisi..."

" Bir dakika! Kapatmayın! Neler oluyor? Şimdi de beni meraklandırdınız..."

" Off, Şey, bakın size bir şey söyleyeceğim ama bunu size benim söylediğimi kimseye söylemeyin söz mü? Bir karım ve iki çocuğum var..."

" Tamam söz de, neler oluyor?"

" Tüm gazeteler Gökhan Akın'ın yarın nişanlanacağı yazıyor."

" Eee?"

" Yanılmıyorsam ikiniz iyi dostmuşsunuz."

"Evet ama bunu siz nasıl öğren?.."  diyecekken Mehmet sustu, adam özel dedektifti elbet kolayca öğrenmişti.

" Eee?"

"Bakın arkadaşınızın nişanlanacağı kız ve yanındaki yaşlı kadın var ya?"

" Doktor Aylin hanım?"

" Hayır işte, o kadın doktor Aylin değil."

"Ne? ! ! ! "

" İki çocuğumun üzerine yemin ederim, o kadın gerçek doktor Aylin Alptekin değil, Aylin hanımın teyzesi Meryem. Bu ikisi herkesi kandırıyorlar. Gerçek doktora ne yaptıkları da belli değil. Vicdanım beni rahatsız etti. Yalnız ne olur benden duymuş olmayın. Şimdi kapatmam lazım. İyi geceler."

" Hey bir dakika! Kap...."

Adam çoktan kapatmıştı. Mehmet bir küfür savurdu. Numarayı tekrar aradığında

"Aradığınız numara kullanım dışıdır."  mesajı geldi.

" Kahretsin yahu neler oluyor? Önce Nazan, sonra bu!"

Tam o sırada yer yarılır gibi gök gürledi ve  ani yaz yağmuru tüm pencereleri, çatıları dövmeye başladı. Akşam tavla partisi yapan beyler tavla kutularını koltuklarının altına alıp telaşla içeri kaçtılar, Sarman, Aylin'in verandasındaki hasır sandalyenin altına gizlendi, siyah beyaz Çarşı ise zaten evin içindeydi. Gök delinmiş gibi yağmur yağıyordu. Meryem teyze namazını kılmış, çoktan uyumuştu. Aylin, Sarman'ı merak etti. Sürmeli cam kapıyı açıp

"Sarman! Pisi pisi pisi..nerdesin ıslanma oğlum"

diyerek kediyi çağırmaya başladı. Ama sarman halinden memnundu. Onbeş dakika sonra yağmur ilk hızını kaybetti ve iyice azaldı, uzaklarda hala şimşekler çakıyordu. Aylin arka bahçeden gelen tuhaf bir ses duydu. Başka bir kedi sesiydi bu. Garip sesler çıkartıyordu. Kız, meraklandı ve bahçeye çıktı. Sitenin alaca renkli kedilerinden Minnoş, bir şeyin başında durmuş miyavlıyordu. Aylin, cep telefonunun feneriyle bakınca, bunun ölü bir rakum olduğunu gördü.

" A! Zavallıcık. Minnoş? Umarım senin marifetin değildir ha, yok yok sen yapmazsın, hepiniz kuru mamaya alıştınız, hastaydı belki de zavallıcık...off...ne yapsam ki, parçalar mı acaba? Kokar da en iyisi gömeyim. Yazık."

Aylin, tekrar eve girdi. Canan, emekliliği için bahçede çiçek ekip, toprakla uğraşacağını söylediğinden alt kata kürek, tırmık, süzgeçli kova gibi bahçivan malzemeleri koymuştu. Az sonra küreği alıp döndü ve kedinin meraklı bakışları arasında zavallı rakumu gömmek için çukur açmaya koyuldu.

O sırada Mehmet ise yatak odasında ne yapacağını düşünüyor, bir o yana, bir bu yana yürüyordu.

"Kahretsin yahu! Ne yapacağım ben? Yarın kankamın en mutlu günü."

Genç adam iki elini başının üstüne götürdü, ofladı, pofladı. Sinirden elleriyle kafasının iki yanını yumrukladı.

"Of!  Of! Of! Ne halt edeceğim? Nazan haklı çıktı, ama nişanın bitmesini bekleyeyim, kankamın en mutlu gününü rezil edemem, hem belki bunun da bir açıklaması çıkar yine rezil olmayalım? İyi de nasıl bir açıklaması olacak? Allah Allah yahu! Kafayı oynatacağım!"

Sinirlenince, gerilince ve ne yapacağını bilmeyince hep yaptığını yaptı. Perdeyi aralayıp, pencereden bakmaya başladı. Mehmet'in yatak odası, Aylin'lerin villasının arka bahçesine bakıyordu. Aniden bir şimşek çaktı ve ortalık gündüz gibi aydınlandı. Mehmet, ışıkta bahçeye bir şey gömen kızı gördü.

" Aman Tanrı'm! Bu Ayşe!"

Adamcağız perdeyi hemen kapattı, ışığı söndürdü, kız kendisini görmesin diye kenara çekildi. Dişleri takır takır birbirine vuruyordu.

" Olamaz! Bu, bu, bu gömdüğü? Doktor mu? A- a- aman Allah'ım!"

Mehmet, cep telefonunu aldı, ekrana 155 yazdı ama tuşlamaya bir türlü eli gitmedi. Sildi.

"Hayır! Hayır! Ya- yapamam, Mehmet yarın bu kızla nişanlanacak. Yarına kadar bekleyeyim, nişan bitsin, o zaman Mehmet'e söylerim o arasın polisi, ona düşer. Evet, evet öyle yapayım."

Sanki kız duyacakmış gibi ayak ucuna basarak yavaşça pencerenin yanına gitti, korkarak perdeyi aralayıp baktı. Kız, işi bitirmişti. Ellerini şöyle bir çırptı, gayet sakin, kürek elinde, dönerek gitti. Tam dönerken aniden geri döndü. Mehmet korkuyla perdenin arkasına kaçtı.

"Allah'ım lütfen beni görmemiş olsun. !"

 Adamcağız sağ elini yumruk yapmış, dişlerine bastırıyordu.

Tekrar cep telefonunu aldı, saat gece yarısını geçmişti ama bu önemliydi. Nazan'ı aradı. Kız, uykulu uykulu yatakta doğruldu, komodindeki telefona baktı, arayanın Mehmet olduğunu görünce şaşırdı."

"Mehmet abi? "

" Nazan'cığım kusura bakma  uyandırdım ama sen haklıymışsın."

"Ne oldu ki?"

Mehmet, dedektifin telefonunu ve az önce gördüklerini anlattı. Nazan adamın anlattıklarını dinlerken gözleri açılmış, sağ elini sanki bağırmaktan korkar gibi ağzına kapatmıştı.

"Aman Tanrı'm! Mehmet abi o zaman hemen 155'i arayalım."

" Şştt..hayır olmaz. Nişan bitsin ben bizzat Gökhan'a anlatacağım olanları. En mutlu gününü mahvedemem. Geçen sefer olanları unutmadım."

" Ama?"

"Aması, maması yok. Bir gün bekleyeceğiz. Nişan biter bitmez Gökhan'la yalnız konuşacağım, polisi de o çağırsın. Ben kötü olmak istemiyorum. Sen de istemezsin herhalde."

" Tamam Mehmet abi sen nasıl istersen. Demek derin dondurucuyu bu yüzden istemiş."

" Iıııyyy! Sus, sus. Sanırım sabaha kadar uyku tutmayacak beni."

"Beni de tutmaz artık. Zavallı Gökhan. Soğukkanlı bir katile aşık."

Mehmet, Nazan'la konuştuktan sonra bir süre Aylin'in villasını gözetledi, evin ışıkları sönünce, o da yatağa uzandı, zarzor da olsa uykuya daldı ve sabaha karşı kabuslar gördü. Rüyasında Aylin'in Gökhan'ı bıçaklayıp bahçeye gömdüğünü görerek korkuyla ve ter içinde uyandığında neredeyse öğle olmuştu. Annesi odanın kapısını açıp

"Oğlum bu ne uykusu böyle? Gece geç mi yattın sen? Saat 11.00 olmuş. Akşam kankanın nişanı var. Unuttun mu? Ne giyeceksin? Hazırladın mı? Aaaa???  Ne o yüzün bembeyaz senin? Ay hasta mı oldun çocuğum?"

"Yok, anne yok, şey akşam geç yattım da..."

Annesi,

" Hadi in aşağı artık, babanla biz kahvaltımızı yaptık bile." diyerek aşağı indi. Mehmet iki eli başının arasında, oflayıp, puflayarak yataktan çıktı. Gözü penceredeydi. Gidip perdeyi aralayıp arka bahçeye baktı. Yağmur dinmiş, çimler ıslaktı. Çamların iğne yapraklarında hala su damlacıkları vardı. Aylin'in villasının duvarlarına güneş ışığı vurmuştu. Genç adam

"Keşke kabus görmüş olsam, keşke dedektif o telefonu etmemiş olsa, keşke emlakçı yanılmış olsa keşke..." diye aklından geçirdi.

-----

Nişana çok az kalmıştı. Aylin ve zorla götürdüğü teyzesi de kuafördeydiler. Yaşlı kadıncağız

"Ayol bu yaşta saç, baş neyime güzel kızım? " dediyse de dinlememişti.

"Nişanın en güzel hanımefendisi benim teyzem olacak"

diye ayak diretmişti. Teyzesine bu en mutlu günü için çok şık bir elbise almıştı. Kendisi için de menekşe gözlerini daha da ortaya çıkartan turkuaz, zarif, uzun bir giysi seçmiş, aynı renk küpe ve kolyesiyle başlar döndürecekti.

Ve akşam saat tam 20.00'de, Aylin, Gökhan, herkesin doktor hanım sandığı Meryem teyze davetlileri karşlımaya hazırdı. Bahçe çok güzel, çok romantik düzenlenmişti,  Üç kızdan oluşan müzik grubu çardakta yer almış, "Love is A Many Splendor Thing'i çalıyordu. En güzel cicilerini giymiş çocuklar, masaların arasında koşturup, duruyor, bazen de Çarşı ile Sarman'ı kovalıyorlardı. Japon fenerlerine ilaveten ışıl ışıl minik ampuller de asılmıştı, Büfede yok yoktu, Nuriş,

"Haçan bu sosyetik yemekleri siz yine koyun da, ben illa ki Gökhan oğluma Laz böreği de yapcam da"

diye tutturmuş, çocukluğunu bildiği Gökhan için büfeye kendi elleriyle yaptığı Laz böreğini de koymuştu.

Emlakçı, hasta babasını bırakamamış gelememiş ama çiçek göndermişti. Aylin de "Allah'ım çok şükür teyzemin foyası meydana çıkmayacak." diye sevindi. Gelseydi, teyzesini adamdan bucak bucak kaçırmayı planlıyordu. Gökhan'ın menajeri ve avukatı Feridun bey, eşiyle ta İstanbul'dan gelmişti. Aylin, tabii kimseyi çağıramamış, bahaneler bulmuştu. Gökhan, ünlü dostlarını, uzak akrabalarını yorulmamaları için düğüne saklamıştı, dolayısıyla fazla bir kalabalık yoktu. Çardak hanımları, Gökhan'ın amca, dayı gibi çok yakın akrabaları ve nişan fotoğrafları çekmek için her zaman çalıştığı, güvendiği muhabir genç vardı.

Gece mükemmel geçiyordu, romantik Viyana valsleri de yaptılar, harmandalı zeybeği de oynadılar, Ankara havalarıyla göbek de attılar.  'Yüksek yüksek tepelerle" kına töreni de yapıldı. Tüm kadınlar şıkır şıkır oynarken Nazan uzak bir köşeye çekilmiş bahçe kapısına gözünü dikmiş bakıyordu. Kendi kendine

"Offf...nerede kaldı bunlar?"

diye söylendiği o gürültüde kimse duymadı. Bir, iki dakika sonra, tepelerinde kırmızı - mavi ışıklarla iki ekip otosu sirenler çalarak bahçenin önüne park etti. Tüm davetliler şaşırdı, müzik sustu. Herkes birbirine bakıp

"N'oluyor? "

diyordu. Şık kıyafetli hanım ve beylerin şaşkın bakışları arasında, üç polis memuru bahçeye girdiler. Yüzü gülen tek kişi Nazan'dı. Mehmet, kızın yanına gidip

"Yarına kadar bekleyemedin değil mi? Kahretsin!" deyince Nazan omuzlarını silkti

" Ne yapayım Mehmet abi! Sana kalsa kankanı da öldürüp gömecekti. İyi yaptım!"

diye cevap verdi. Mehmet

"Of! Allah kahretsin ya! Ne olacak bu işin sonu?" diyerek Gökhan'ın yanına gitti.

Gökhan'ın babası Mustafa,  komiserin yanına gidip

"Hayırdır komiser bey? Neler oluyor?" diye sorunca, komiser

" Ayşe  Deniz ?" diye sordu.

Aylin, "Benim?" diyerek yanlarına geldi.

Komiser

" Hakkınızda ihbar var bizimle karakola geleceksiniz. Aylin Alptekin kim? Onu da alacağız."  dedi.

Kalabalıktan "Aaaa!" diye bir uğultu yükseldi. Aylin teyzesine üzgün gözlerle baktı. Yolun sonuna mı gelmişlerdi?  O güne dek  karakol nedir bilmemiş Meryem teyzesi de bu olanlar yüzünden üzülecekti. Nazan keyiften havalara uçuyordu. Gökhan şaşkın şaşkın

" A, ama ne ihbarı?" diye sordu. Komiser sadece

" Merkezde anlatırlar."  dedi.

Bölümler:




8 yorum:

  1. Senaryonun sonunamı geliyoruz yoksa :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet artık az kaldı Şebnem'ciğim...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Merak etme Handan'cığım, devamı yarın akşama:) Bir ay aradan sonra hızlandım. Arkası yarın gibi olacak. :)

      Sil
  3. epeyce beklemiştik ama heyecan yaptı devamını da sabırsızlıkla bekliyorum . sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Hatice'm, hiç soğutmadan akşama devamını yayınlarım ya da engeç yarına. Çünkü sonlara geldik. Hayırlısıyla okurları bekletmeden bitireyim diyorum. Sevgiler.

      Sil
  4. Dünden bu yana ne açıklama getireceksin diye çatladım valla ha

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...