25 Nisan 2016 Pazartesi

BULUNMAZ İKİLİ - SERAP'ın KADINSI SEZGİLERİ :)



O gün hem Mehmet’in, hem Serap’ın izin günüdür…Mehmet, annesi, babası ve minik kızı Zeynep’le günün keyfini çıkartmaktadır. Kızı halıda oyun hamuruyla oynarken, anne ve babası bir yandan her zamanki gibi Brezilya dizisi seyretmekte, bir yandan da oğullarıyla sohbet edip, arada afacan Zeynep’in ahret sorularına laf yetiştirmektedirler…bu sıcak sohbette laf lafı açar ve Serap’a gelir..sıcak çayını yudumlayan Mehmet’e babası sorar:

RECEP: Sahi oğlum, annenle ikimiz Serap hanımla, Fadıl beyi bir gün akşam yemeğine çağıralım diyoruz… seni kurtarmak için ta dağlara tırmandılar…ne dersin? Hem yıldızlarınız barışır belki..

MEHMET: Ne!

RECEP: O gün senin kaybolduğun gün bize uğramıştı, ah oğlum hani cadaloz filan demiştin sen ya, kapıda "ben Serap Arda" deyince, şaşkınlıktan küçük dilimizi yuttuk annen de, ben de..

MEHMET: Şeyy biliyorum ama o yazıları yazarken onu hiç görmemiştim baba..

MÜJGAN: Bak oğlum bilirsin ben dobra dobra konuşurum..kıza bayıldım, zümrüt yeşili gözler, sapsarı saçlar, boy, pos..üstelik yüzünde boya bile yoktu...o gün üzüntüden unuttum parmağına bakmayı ama söyle bakayım bekar mı?..

MEHMET: Şeyy…tabii bekar anne onun gibi ünlü bir feministle hangi erkek evlenmeye cesaret eder?

RECEP: Kimse ama sen cesaret edebilirsin oğlum..hehe!..
MEHMET: Ne! Aman baba, Serap elinden gelse beni bir kaşık suda boğacak!...

RECEP: Heh, heh, evladım bence bu kız senden nefret etmiyor etseydi seni kurtarmak için dağlara tırmanmazdı..

MEHMET: Bana öyle söylemedi ama..

RECEP: Ne söyledi?

MEHMET: Fadıl’la onun hayatını kurtardığım için borçlu kalmak istememiş..

RECEP: Sen onu külahıma anlat!..peki sen ondan eskisi gibi nefret ediyor musun?

MEHMET: Eee…ben mi?...

RECEP: Ah..ah…bir şey söylemene gerek yok aslan oğlum, gözlerin her şeyi anlatıyor…inşallah bir gün Zeynep’e yeni bir anne ve evimize yeni bir gelin getireceksen o güzel kızı getirirsin…
MÜJGAN: Ah inşallah bey  peri kızı gibiydi valla..inşallah...
Mehmet elinde çay fincanı, Serap’ı düşünmektedir..belli etmemeye çalışsa da yüreği kızı her düşündüğünde bir başka atmaktadır ama bu nasıl olacaktır? Gözünün önüne gazete başlıklarını getirdi: Ünlü feminist gazeteci ve yazar Serap Arda ile 'maço köşe' nin yazarı Mehmet Foçalı evlendiler! Olacak şey değil diye düşündü..inatçı Serap, karizmasını yerle bir etmezdi!..ne olacaktı bu işin sonu?..şöyle tepelere çıkıp "ben bu kıza deli gibi aşığım!" diye bağırmak istiyordu ama bir araya gelince ikisi de tam tersi davranıyorlardı...

Aynı saatlerde, Serap da annesiyle kahvaltı yaparken, bir yandan da sabah gazetelerini okumaktadır..annesi ise televiyondaki yemek programına bakmaktadır…

HADİYE: Hmm…bu tarifi beğendim, bugün yapayım, evde patlıcan da var..

SERAP: Aaa!..

HADİYE: Ne oldu kızım?

SERAP: Banu Senar ölmüş…

HADİYE: Aa…çocukluğumun en ünlü yıldızıydı…vahvah, Allah rahmet eylesin, niye ölmüş?

SERAP: Dur okuyayım: 1960’lı yılların ünlü yıldızı Banu Senar, içkinin kurbanı oldu! Eşiyle yat gezisine çıkan Banu Senar’ın içkiliyken yattan düştüğü, ya da kendini attığı sanılıyor, kocası eşinin sıksık intiharı düşündüğünü söyledi..talihsiz kadının cesedi henüz bulunamadı, ünlü sanatçının büyük serveti bir yıl önce evlendiği üçüncü eşine kaldı...

HADİYE: Aa…vah vah…geçenlerde sabah programına çıkmıştı..onca yıla rağmen hala güzeldi..eşinin çok çapkın olduğundan yakınıyordu ama söylentileri hep yalanladı..kızım saat on’a geliyor senin kuaförde randevun yok muydu?..

SERAP: Aa…unuttum sahi…tamam ben çıkıyorum..gelirken bir şey istiyor musun?..

HADİYE: Yok kızım bugün senin izin günün, güzelce saçını yaptır, sen gelene kadar ben de şu yeni öğrendiğim yemeği yapayım güzel kızıma..

SERAP: Mmm..annelerin en tatlısı..hadi ben gecikmeyeyim..öptüm …hoşça kal Dartanyan..koltukları tırmıklama bak sana tırmalama tahtası da aldık.

Onbeş dakika sonra Serap, güzellik salonuna varmıştır.. kız, ünlü olduğundan beri, her gün gittiği mahalledeki kuaförü bırakmak zorunda kalmıştır..çünkü ne kadar meraklı kadın varsa kimi imza istemekte, kimi saçma sapan sorularla canını sıkmaktadır..burası ise ünlülere alışık bir yer olduğundan kendisini rahat hissetmektedir...hatta bir, iki kez burada Banu Senar’ı gördüğünü anımsayarak üzülür…
SERAP: Evet lütfen..

KUAFÖR: Haberi duydunuz mu siz de?…

SERAP: Banu Senar’ı mı?
KUAFÖR: Evet inanın şoke olduk hepimiz, yıllardır müşterimizdi..
SERAP: Zavallı kadın…

KUAFÖR: Akşam telefon edip, bugün için randevu almıştı..saç ve cilt bakımı için..

SERAP: Sahi mi?..
KUAFÖR: Evet…sabah onu bekliyorduk ki, gazetede ölüm haberini okuduk… yıllardır bize gelirdi..
SERAP: (içinden) İntihar etmeyi düşünen bir kadın güzellik salonuna randevu verir mi?..

Serap saçlarına fön çekilirken kadınsı sezgileri bu işte bir şeyler döndüğünü söylemektedir, gazetecilik mesleğinin verdiği merak da bu kadınsı içgüdüleriyle birleşince, kimseye çaktırmadan bu işi araştırmaya karar verir. Önce zavallı kadının eşiyle görüşmeyi planlar, bakalım kadınsı sezgileri ne söyleyecektir? Saçları bittikten sonra izin günü olmasına rağmen doğru gazeteye gider, ilk iş olarak stajyer Meltem’i magazin bölümüne gönderip, onlardan Banu Senar’ın ev telefonunu öğrenir. Artık ünlü bir gazeteci olduğundan adam kızın röportaj teklifini kabul etmiştir. Serap arabasına atladığı gibi adamın evine doğru yola çıkar. Bu arada aklındakileri Meltem’e de anlatmıştır, tabi Meltem’in de ağzında bakla ıslanmadığından o da her şeyi Fadıl'a aktarır..

FADIL: Yani Serap hanım Banu Senar’ın cinayete kurban gittiğinden mi şüpheleniyor?

ASUMAN: (bir yandan elindeki elmayı iştahla ısırarak)Aynen öyle Fadıl abi..şştt..aramızda kalsın ama ha…çünkü emin değil daha..ortada bir şey yok…Serap abla araştıracak…

FADIL: O okuduğun beyaz dizi değil mi.."Aşkın Gözyaşları!"

ASUMAN: Aman Fadıl abi, gözünü seveyim Serap abla duymasın

FADIL: Niye?

ASUMAN: Bana beyaz dizi okumayı yasakladı, feminizmin en baş düşmanı böyle romanlarmış...ama ben dayanamıyorum gizli gizli okuyorum hihihihi ne yapiim çok seviyorum..

FADIL: Merak etme söylemem...ama madem yasak etti bari gazeteye getirme...görebilir çünkü..

ASUMAN: Bugün izinliydi ya..
FADIL: Hmm...doğru seni kurnaz çocuk seni  

Bu sırada Serap, Banu Senar’ın oturduğu muhteşem villanın kapısının önünde durur..Bebek’deki ev deniz kıyısındadır ve kıyıda zarif, beyaz bir yat demirlidir ve üzerinde Banu yazmaktadır, Serap içinden “olayın geçtiği yat bu olmalı herhalde” diye düşünür. Görevliler demir parmaklıkları açarlar ve Serap’ın arabası içeri girer..kız gazeteci kimliğini gösterir. Ve iki yanı güzel ağaçlarla çevrili kısa yolu geçerek, villanın kapısının önünde durur. Arabadan indikten sonra, mis gibi çiçeklerin kokusunu içine çekerek, merdivenlerden çıkar ve iki yanında beyaz mermer sütunlar olan süslü kapıya doğru ilerler, kapıyı kibar tavırlı bir uşak açar ve kızı salona alır, az sonra Fahri bey gelir, kızın elini sıktıktan sonra karşısındaki koltuğa oturur..

SERAP: Başınız sağolsun Fahri bey..böyle bir günde görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim..

FAHRİ: (üzüntülü bir sesle) Teşekkür ederim..e..basına yardımcı olmak vazifemiz efendim.. çay alır mısınız?

SERAP: Yo teşekkürler..fazla vaktinizi almayacağım zaten..şey, rahmetli eşinizin sıksık intihar etmeyi düşündüğünü söylemişsiniz doğru mu?

FAHRİ: Maalesef efendim..maalesef doğru…özellikle son günlerde nedense mutsuzdu onu mutsuz eden şeyin ne olduğunu bilmiyorum..bana söylemezdi…ilgi çekmek için yapıyor sandım hatta çünkü şan, şöhret, para yani hiçbir şeye ihtiyacı yoktu ...

SERAP: En son ne zaman intihardan bahsettiğini hatırlıyor musunuz peki?..

FAHRİ: (gözlerini kaçırarak) Şeyy…galiba olay akşamıydı…yatla gezmeye çıkmıştık…ben neşelensin diye ısrar etmiştim yani..intihar fikrinden vazgeçirmek için…anlatabildim mi efendim…

SERAP: Anlıyorum….

FAHRİ: Ama faydası olmadı maalesef tam tersi oldu..bilseydim evde otururduk..

Serap Fahri beyle konuşurken, odada toz almakta olan uşağın sıksık kaçamak gözlerle ikisini gözetlediğini fark eder..adama bakınca adam sanki korkmuş gibi elindeki cam vazoyu yere düşürür ve vazo büyük bir şangırtıyla paramparça olur..uşak hemen yere eğilir..cam kırıklarını toplamaya başlar…

UŞAK: Çok özür dilerim..e..efendim..

Fahri bey önemsemez görünür ama uşağa bakışları çok serttir..

SERAP: Şeyy…yatta sizden başka kimse var mıydı?

FAHRİ: Yatın kaptanı ve uşağımız Sabri’den başka kimse yoktu, Sabri bey yemek de yapar da…

Serap, görüşmesi bittikten sonra, yine arabasına biner tam arabasının kapısını kapayacağı sırada cep telefonunu oturduğu koltukta unuttuğunu hatırlar ve hemen basamaklar çıkarak kapıya gelir ama zili çalmadan durur…içeriden Fahri bey ile uşağın yüksek sesle birbirlerine bağırdıklarını duyar..ama ne konuştuklarını anlamamıştır…Serap biraz bekler ve zili çalar, az sonra aynı uşak yine kapıyı açar, Serap’ı görünce korkmuş gibi yüzü bembeyaz kesilir..

SERAP: Pardon cep telefonumu koltukta unutmuşum da, bir zahmet getirir misiniz?

UŞAK: E, e..hemen getireyim hanımefendi…

Uşak koltuktan telefonu alır ve Serap’a getirir, kız teşekkür edip, yine arabasına binip gider..kızın arabası bahçeyi terkedince Fahri, uşağa bağırmaya başlar..

FAHRİ: Allah kahretsin acaba konuştuklarımızı duydu mu? Sen var ya sen! Her şeyi berbat edeceksin!..Sana bolca para vereceğim, harika bir de ev..hemen  burasını terk edeceksin, bir daha da ne sen beni göreceksin, ne de ben seni..tamam mı!..Ağzını açmayacaksın! Akıllı ol!Yoksa seni de Banu’nun yanına gönderirim!

Birkaç gün sonra, Serap, gazetenin kafeteryasında Meltem ve Fadıl’la öğle yemeği yemektedir..aralarında bu konuyu konuşmaktadırlar…

FADIL: Bir ipucu yakalayabildin mi Serap?

SERAP: Hayır ama sezgilerim adamın suçlu olduğunu söylüyor çocuklar..

ASUMAN: Sahi mi?

SERAP: Evet ayrıca uşaktan da şüphelendim..hali..tavrı..korkuyor gibiydi..ayrıca adamın gözyaşları bana hiç inandırıcı gelmedi

FADIL: Kadınların sezgileri güçlüdür ama ipucu olmadan sırf sezgiyle hiçbir şey kanıtlayamazsın..

SERAP: Haklısın..şu anda elimiz, kolumuz bağlı ayrıca dosya kapandı…kadının cesedi bulundu..otopside çok alkollü olduğu da belirlendi..ama kuaförün telefon kayıtlarına baktım..kaybolmadan yarım saat önce ertesi gün için randevu almış…intihar edecek bir kadın asla güzellik salonundan randevu almaz çocuklar…
ASUMAN: Bence de…şştt…senin maço bu tarafa geliyor Serap abla hihihi..
Serap Mehmet adını duyunca elinde olmadan birkaç gün önce gördüğü rüya aklına gelir... iliklerine kadar ürperir…Mehmet elinde kahve kupası, gözlerini kızın gözlerinden ayırmadan, kendine güvenli bir tavırla onların masasına yaklaşır..

MEHMET: Afiyet olsun çocuklar..ne haber Fadıl?

FADIL: Sağolun Mehmet bey, bir cinayet üzerinde çalışıyoruz da!..

SERAP: Fadıl!..

FADIL: Ay…unuttum pardon yaa.
MEHMET: Hmmm…ediyle büdü yine iş başında öyle mi!

MELTEM: (edi büdü lafına elinde olmadan kikirder) hihihihihi….

SERAP: Bana bak, vaktiyle yediğin pastalar az geldiyse söyle!...

MEHMET: Hahahah…o günden sonra pasta yemiyorum valla.. ikinizi bir dakka yalnız bırakmaya gelmiyor, ya bana da söylersin, ya da bu resimler yarın köşemde çıkar..

SERAP: Ne resimleriymiş o?
MEHMET: Al kendin bak…aslında resimleri sana hediye edecektim sadece yani şantaj aklımda yoktu ama bu durumda isabet oldu

Mehmet elindeki zarfı kıza uzatır, Fadıl ve Asuman da meraklanmıştır..Serap zarfın içindeki fotoğrafları çıkartır, bunlar çöl macerasında Mehmet’in Fadıl’ın kamerasıyla çektiği resimlerdir..birinde Serap devenin üzerinde ters binmiştir…diğerinde deveden düşmek üzereyken Tauna kendisini tutmuştur..iki resim de çok komik çıkmıştır..

SERAP: İnanmıyorum! Bu resmen şantaj!

MEHMET: Evet öyle..hahahahah…

Fadıl ve Asu da resimlere bakarlar…gülmeye başlarlar…

ASUMAN: Serap abla istersen kabul et..gerçi her zamanki gibi çok güzelsin ama resim komik hihihihi!

FADIL: Bence de kabul edin Serap hanım

SERAP: Off...tamam kabul.

Sonunda Serap her şeyi Mehmet’e anlatır..Mehmet kızın anlattıklarını sonuna kadar ciddi bir yüz ifadesiyle dinlemiştir.

SERAP: İşte bu kadar..yani bir kanıtım filan yok..

MEHMET: Hmm…ilginç…bakın ne diyeceğim..öncelikle çok sessiz olun..eğer bu adam gerçekten karısını öldürdüyse yoluna çıkan herkesi de öldürmekte tereddüt etmeyecektir..

MELTEM: Ay…ne heyecanlı Mehmet abi..

SERAP: Sanırım..

MEHMET: Yarına kadar beklemek zorundayız benim başka işlerim var..siz ikiniz uslu duruyorsunuz anlaştık mı, özellikle size söylüyorum gazeteminizin ünlü feminist yazarı!

SERAP: Aman iyi duyduk…

Ama ertesi sabah gazetede çıkan bir haber hepsini şaşırtır..gazete Banu Senar’ın eşinin boğaz köprüsünden atlayarak intihar ettiğini yazmaktadır..arabası köprüde bulunmuştur, içinde bir de intihar notu bırakmıştır..notta karısının ölümüne çok üzüldüğünü onu yatla gezintiye götürdüğünden suçluluk duyduğunu filan yazmıştır...

SERAP: Allah Allah ben galiba paranoyaklık yapmışım..öldüğüne göre kadını serveti için öldürmüş olamaz çünkü ölü birisi olarak para çekemez, kadının malını, mülkünü alamaz…

MEHMET: Öyle görünüyor neyse bu macera başlamadan bitti, iyi de oldu hadi bana müsaade çocuklar, yarınki köşemin yazısını hazırlamaya gidiyorum..
FADIL: Eh, ben de işimin başına döneyim..

SERAP: Hmm..Tamam…
Mehmet ve Fadıl kendi ofislerine giderlerken, Serap’ın yüzünde hala ikna olmamış bir ifade vardır..bürosunun kapısını kapatır ve polis departmanındaki tanıdığı birini arar ve adamın cesedinin bulunup bulunmadığını sorar, ceset bulunmamıştır..

SERAP: (içinden) acele etmeme gerek yok..bir süre bekleyeyim..hala ceset bulunmazsa…ne malum gerçekten intihar ettiği? Belki de ölmeden önce gizli bir hesaba, takma bir isimle yeterince para yatırmıştır, genç bir sevgilisi olduğu da söyleniyordu…acaba paranoyaklık mı yapıyorum yine? Ya gerçekten karısını seviyorsa, intihar ettiyse…

Serap, böyle düşünmekte hiç de haksız değildir..aynı saatlerde lüks bir apartman dairesinde Fahri Senar, genç sevgilisiyle yaptığı planı kutlamaktadır..ikisinin de elinde birer kadeh kırmızı şarap vardır...Fahri öteki elindeki gazeteye gülümseyerek bakar..

FAHRİ: İşte bu kadar ”karısının ölümünden sonra intihar etti”!..

LEYLA: Doğrusu kusursuz bir plan hayatım..

FAHRİ: Sonunda dırdırcı yaşlı cadıdan ebediyen kurtuldum..yalnız şu bizim uşak biraz canımı sıkıyor

LEYLA: Para pul vermişsin ya…

FAHRİ: Pek güvenemiyorum yine de..

LEYLA: Peki şimdi ne yapacaksın?

FAHRİ: Bu takma saç, takma sakalla beni kimse tanımaz…Akdeniz’de güzel bir yere yerleşiriz orada bizi kimse tanımaz gerçek sakal da bırakırım..zaten herkes öldü bilecek..

LEYLA: Çok akıllısın aşkım..

Aradan bir ay geçmiştir..Fahri’nin cesedi bulunmamış, dosya kapanmıştır. Serap, hala içindeki kuşkuları atamamıştır. Magazin haberlerinde araştırma yaparak Fahri’nin sevgilisi olduğu iddia edilen tüm genç kadınları bir kağıda not eder. Sadece üç genç kadından söz edilmektedir. Bunlardan birinin birkaç ay önce evlendiğini öğrenen Serap, onu eler. Geriye iki kız kalmıştır: Sevgi ve Leyla. İkisi de mankenlik yapmaktadırlar. Serap iki kızın resimlerini internetten çıkartmıştır. Onlara bakarken içinden düşünür…

SERAP: Acaba bu iki kızdan birisiyle şu anda gününü gün mü ediyor? Yoksa gerçekten
Boğaz’ın serin sularına mı gömüldü?.Öğrenmenin tek yolu var ama işe uşaktan başlamalı...

Fahri çoktan genç manken sevgilisiyle, Antalya’da, ıssız ve denize sıfır bir villaya yerleşmiştir..sahte isimle açtığı hesaba zavallı karısının sayesinde kumar borcu ödeme bahanesiyle yatırdığı binlerce doları da cabası..eski kredi kartlarını filan yok etmiştir..sahte bir isimle yaşamaktadır..Ayrıca cinayetini işlemeden önce karısının bol miktardaki mücevherlerinden bir kısmını yine banka kasasına koymuştur, şüphe çekmemesi için bir kısım mücevherlerine dokunmamıştır…ama adamın karısını denize iterken tesadüfen gören uşak, azla yetinecek biri değildir. Fahri’ye daha fazla para vermesi için şantaja başlamıştır…bu durumda Fahri, uşağını da ortadan kaldırmaya kararlıdır ve ilk uçakla İstanbul’a gider..sakallı ve uzun at kuyruğu saçlarıyla kimse kendisini tanımayacaktır nasılsa..bol parasıyla hemen bir araba satın alır ve doğruca uşağına aldığı Silivri' deki villaya doğru yola çıkar..

Serap ise polis departmanındaki yakın arkadaşı Filiz’den uşağın kullandığı kredi kartıyla adresini tespit ettirmiştir. Filiz, dosya kapandığı halde onun neden hala bu olayla ilgilendiğine anlam verememektedir. Ama Serap adresi aldığına çok memnundur…

SERAP: Asu’cuğum hani şu Banu Senar olayı var ya..

ASUMAN: O olay kapanmadı mı Serap abla, kadının kocası da kendisini köprüden atmış ya..kadının malı mülkü devlete kalmış..

SERAP: Şeyy biliyorum ama benim içim hala rahat değil, adamın uşağının evine gidiyorum..ta Silivri'de..şey, ne olur ne olmaz adresi şu kağıda da yazdım..

ASUMAN: Aaa...şimdi ta Silivri'ye mi gideceksin! Serap abla artık seninki paranoyaklık valla… bak boşuna gidiyorsun valla...

SERAP: Galiba öyle huyum kurusun…hadi görüşürüz…
ASUMAN: Görüşürüz dişi Şarlok Holms hihihihi…

Serap arabasına biner, uşağın ev adresi olarak Silivri'de deniz kıyısında ıssız ama güzel bir villayı görünce çok şaşırır…

SERAP: Aman Tanrı’m uşağımız bu villaya mı taşınmış? Olamaz…mirasa mı kondu, loto mu çıktı..ama belki de adres yanlıştır..kapıyı çalalım bakalım..
Güzel kız, arabadan iner ve kapıyı çalar, hiçbir şeyden habersiz Sabri kapıyı açınca afallar.

SERAP: Merhaba beni hatırladınız mı? Hani villada rahmetli Fahri beyle röportaja gelmiştim..

UŞAK: Şe..şey ha-hatırladım..ama benden ne istiyorsunuz ki? Beyefendi de öldü gitti...yani…

SERAP: Şeyy…içeri alırsanız anlatacağım..

UŞAK: Buyrun..

Serap içeri girer, tüm eşyalar yepyeni ve çok lükstür…yeşil, deri bir koltuğa oturan kız tedirgin adama ilk sorusunu sorar..

SERAP: Yanlış anlamayın ama loto filan mı çıktı size?..
UŞAK: Şeyy….ben…bana….

Fakat adam lafını bitiremeden aniden kapı anahtarla açılır, uşağa aldığı villanın bir anahtarı da Fahri de vardır ve sessizce içeri girmiştir, elinde bir silahla...
FAHRİ: Çok akıllısınız küçük hanım!..polis bile dosyayı rafa kaldırdığı halde işin peşini bırakmadınız! Siz gazeteciler hep böyle meraklı mısınızdır!.

SERAP: Siz!...

FAHRİ: Evet benim…biraz imaj değiştirdim..sakal ve at kuyruğu saç! Tam entellere benzedim..

SERAP: Ne yapacaksın beni de karını öldürdüğün gibi öldürecek misin?

FAHRİ: İyi tahmin ettin tatlım..sadece seni değil, bu gözü doymaz adamı da tabi…böyle ıssız bir yerde villa almakla iyi etmişim..bağırsanız bile kimse duymaz ama sizi burada öldürecek kadar aptal değilim..ardımda iz bırakmayı sevmem…akşam olana kadar bekleyeceğim..sonra kıyıdaki güzelce kayıkla geziye çıkacağız…gerisini tahmin edersiniz...balıklara yem olacaksınız…

SERAP: Çok aptalsın..herkes burada olduğumu biliyor…

FAHRİ: Öyle mi..ben de inandım!..tek başına hareket ettiğin o kadar belli ki..öyle olsaydı şimdi polislerle gelirdin...dosya kapandığı için polise gitmedin ve olayı kendin araştırmaya karar verdin..hıhıh..ünlü gazeteci Serap Arda…yazık olacak sana güzelim..sahi ikiniz de cep telefonlarınızı bana verin de kapatayım..kimsenin bizi rahatsız etmesini istemeyiz değil mi?
Hahahaha…

Akşam olmuştur, Serap hala gazeteye dönmemiştir, cep telefonu cevap vermemektedir..Asuman’ın içinde bir sıkıntı vardır dayanamaz ve Mehmet’in odasına gider, şansına genç adam hala bilgisayarın başında yazı yazmaktadır, gençkız olanları anlatır…

MEHMET: Ne? Adamın ölmediğini mi sanıyor? Bunu da nereden çıkarmış?

ASUMAN: Şeyy…sadece kadınsı sezgiler Mehmet abi..sizler olayı kapatınca bu sefer tek başına araştırmaya devam etmiş valla bana da bugün söyledi..

MEHMET: Peki uşağın adresini biliyor musun?

ASUMAN: Biliyorum ne olur ne olmaz diye yazıp, masasına koymuştu

Böylece, Mehmet, Asuman ve Fadıl ile birlikte arabaya atlayıp, aynı adrese doğru yola çıkarlar..bu sırada hava çoktan kararmıştır..yolda Asuman’ın cep telefonu çalar arayan Serap’ın annesidir..kızının telefonu cevap vermediği için merak etmiştir..

ASUMAN: Şeyy Hadiye teyze, merak etmeyin..biz şu anda Serap ablanın yanına gidiyoruz.. özel bir görev almıştık da...yani şeyy...şarjı bitmişti de…onun yanına varır varmaz sizi ararız..merak etmeyin sakın…yok yok...bir şey yok...iyi akşamlar...
Asuman telefonu kapar…

ASUMAN: İnşallah her şey yolundadır…

FADIL: Bence hakikaten şarjı bitmiştir…adam kendini köprüden atmadı mıydı yahu? Belki de biz buraya gelirken, Serap hanım evine gidiyordur…

O sırada villada Fahri, pencereden bakmaktadır..iyice karanlık olduğuna emin olmuştur…50 metre kadar ileride kumsalda külüstür bir kayık vardır…artık vakit gelmiştir..Serap ve uşağın ağızları bantlı, elleri bağlıdır..

FAHRİ: Haydi bakalım düşün önüme…yolculuk zamanı geldi…

Serap ve uşak evden çıkarlar..Fahri elinde tabancayla arkalarından gelmektedir..karanlık kumsalda hala sıcak kumlarda köhne kayığın olduğu yere doğru ilerlemeye başlarlar…tam o sırada Mehmet, Fadıl ve Asuman’ın arabası da asfalt yoldan villanın önüne doğru gelmektedir..Meltem’in gözü karanlıkta, kumsalda yürüyen üç kişiye ilişir, bir tanesinin uzun sarı saçları ay ışığında parlamaktadır..Asuman, bu uzun boylu, zarif figürü gayet iyi tanımaktadır…

ASUMAN: Bu Serap abla!..

FADIL: Aman Tanrı’m..arkalarındaki adamın elinde silah var!..

Mehmet hemen arabanın farlarını söndürür…

MEHMET: Kayığa doğru gidiyorlar..elinde silah olan adam Fahri olmalı…yanındaki de uşak!.Kahretsin bu kız müneccim mi ne? Çocuklar yapacak tek şey var!

FADIL: Ne yapacağız?

MEHMET: Arabanın farlarını yakıp kumsalda üzerine süreceğiz...polis olduğumuzu sanmalı!..sıkı tutun!...

Mehmet tüm gücüyle gaza basar ve araba asfalt yoldan kaldırıma çıkıp oradan çimenli bahçeye ve oradan da kumsala iner…Fahri, Serap ve uşak karanlıkta aniden son hızla üzerlerine doğru gelen arabayı görerek paniklerler…arabanın farları Fahri’nin gözünü almaktadır…polislerin geldiğini sanır..
FAHRİ: Aman Tanrı’m polisler…kız doğru söylüyormuş!...

Fahri arkasını dönüp koşarak kayığa doğru kaçar…Mehmet, Asuman ve Fadıl arabadan inip Serap’ın yanına gelirler, Asuman, Serap’ın ağzındaki koli bandını kızın canını yakmamaya çalışarak çıkartmaya çalışırken, Mehmet de ellerindeki ipleri çakısıyla keser…
ASUMAN: Azıcık kaldı sabret Serap abla acımıyor değil mi?

SERAP: Mmmm…(koli bandını çıkartırken canı çok yanar)

FADIL: Allah’ım çok şükür tam zamanında yetiştik..Mehmet adam kayığa bindi kaçıyor…

MEHMET: Bırak kaçsın...nereye kadar kaçabilecek ki! Ben 155’i arıyorum..
Mehmet polisi ararken, Asuman Serap’ın ağzındaki koli bandını çıkartmıştır, iki kız birbirlerine sarılırlar..

ASUMAN: Ay Serap abla, çok şükür sana bir şey oldu diye ödüm koptu!..
Serap cevap verecekken denizde panikle kürek çekerek kaçmaya çalışan Fahri’nin çığlıkları duyulur..köhne sandalın dibi deliktir ve su almaya başlamıştır ve adam yüzme bilmiyordur..

FAHRİ: İmdaatt….imdaatt….yardım edin boğuluyorum…

SERAP: Aman Tanrı’m!

MEHMET: Oh olsun layığını buldu..

FADIL: Gidip kurtarsak mı!..ama çok uzakta..

MEHMET: Sen gidene kadar boğulur zaten!

Eee...Serap hanım kadınsı sezgileriniz doğruymuş ama kaç kere söyleyeceğim kendi başınıza kötü adamların peşinde gitmeyin diye!...

 Serap bir şey söylemek ister ama söyleyemez, Mehmet’e sarılmak ister ama sarılamaz, Mehmet de kıza sarılmak istemektedir..belki Fadıl ve Asuman olmasa…
FADIL: Vay canına karısının ruhu intikamını aldı resmen!...

ASUMAN: Nee! ruhlar mı brrrrr….hayaletlerden ruhlardan çok korkarım anneee!!!


4 yorum:

  1. Sonunda bunlar evlenecek ama hadi bakalım :)
    Fadıl karakterine sinir oluyorum yahu ama komik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seyircinin de isteği o olacak ama hemen evlendirmeyeceğim:)yoksa dizi biter:) Fadıl'ı tam öyle biraz uyuz, biraz komik, şapşal bir tip olarak çizdim:)

      Sil
  2. Evlenseler de dizi bitmez ki,Müjdeciğim,o zaman da evlilik halkerine güleriz.Ama hemen evlenmesinler ki,romantizmin tadını biraz daha çokaralım ,hihihihi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o da doğru, sürekli didişirler. Tabii hemen evlenmesinler zaten amacım o. :)))))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...