25 Nisan 2016 Pazartesi

BULUNMAZ İKİLİ - KORSAN ve PRENSES



Yorgun bir günün akşamı Serap gazeteden çıkmış, evine gitmişti, anne- kız, kedileri Çıldırgan ile sohbet, akşam yemeği derken ikisinin de uykusu geldi, annesi uyuduktan sonra Serap başını yastığa koydu ama son olanlar hep gözünün önüne geliyor ve içinden düşünüyordu..

SERAP: Şu olanlar ne kadar tuhaf…iki gazetenin birleşmesi…kocaman bir yayın kuruluşu olmamız ve arabanın lastiği patlayınca karşıma Mehmet Foçalı’nın çıkması..ya sonra olanlar…film gibi…

Serap’ın gözünün önüne Mehmet'le yaşadıkları maceralar geldi…çöl macerası…uçakta yan yana oturmaları ve uçağın kaçırılması…sonra uyuşturucu kaçakçılarından kurtulmak için paraşütle atlamaları...dağda kaybolan Mehmet’i tam ölmek üzereyken kurtarmaları…kontesin incisinin peşinde giderken Mehmet’in korsan, kendisinin de prenses kılığında nefes nefese koşması…

Serap bunları düşünerek derin bir uykuya daldı…uykuya dalmadan önce gözünün önündeki son sahneler üzerindeki o güzel prenses kıyafetiyle baloda Mehmet’in korsan kıyafetiyle gördüğü andı…göz kapakları yavaş yavaş kapandı…ve her şey simsiyah oldu…uyku tüm vücudunu sarmıştı, sonra kendini masmavi  denizlerde…bilinmeyen çok uzak yerlerde buldu…

Beyaz köpüklü dalgalı denizde iki direkli ve her direğinde tepeye çıktıkça küçülen üçer beyaz yelken bulunan bir gemi dalgalardan dolayı hafifçe sağa, sola yatarak ilerliyordu…direkte siyah bayrak üzerindeki kafatası ve kılıç resmi geminin korsan gemisi olduğunu gösteriyordu...gökyüzü masmaviydi..tek, tük beyaz bulutlar da vardı...Serap ne zaman veya nasıl olmuş da buraya geldiğini bilmiyordu…bildiği bir şey varsa, o anda o korsan gemisinin güvertesinde sarı saçları rüzgarla savruluyordu, elindeki uzun, eski dürbünle ufku tarıyordu..tıpkı bir korsan gibi giyinmişti...kahverengi bir bol pantolon ve beyaz, uzun kollu  bol bir gömlek giymişti..belinde pırıl pırıl parlayan uzun bir kılıç göze çarpıyordu…
O sırada geminin kaptanlığını yapan başka bir korsan yanına geldi, biraz göbekli, tıknaz, kırmızı yanaklı, kulağında küpeli, başı bandanalı çirkin bir adamdı..belinde ucu sivri bir kama vardı..

KAPTAN: Prenses, kıyıya geliyoruz isterseniz maskenizi takın…

SERAP: Haklısın…

Adam ona prenses diye hitap etmişti..ne zaman prenses olmuştu? Bir prensesse neden bir korsan gemisinde korsan kıyafetiyleydi? Tüm bunlar rüya mıydı? Gerçek miydi? Ama gerçeğe o kadar benziyordu ki…Serap kendini olanlara bıraktı..
Siyah, geniş kenarlı bir şapka alıp, altın sarısı güzel saçlarını gözükmeyecek şekilde şapkanın altına iyice gizledi, sonra güzel yüzünü gizleyecek bir siyah bir maske taktı..

SERAP: Bugünün ganimetlerini her zamanki gibi fakir halka dağıtacaksınız...

Evet tıpkı bir Robin Hood gibi zengin, sosyetik prensesleri, prenseslerin, kralların, kraliçelerin balolarla eğlendiği gemileri ele geçiriyor, yolculara ve mürettebata asla zarar vermeden, süslü hanımların mücevherlerini çalıp, yoksullara dağıtıyordu…ünü tüm Karayip’lere yayılmıştı..maskeli korsan diyorlardı ona…kimseyi öldürmemesi ise herkesi şaşırtıyordu…kendisine sadık on, on beş ama çok usta kılıç kullanan, dövüşen adamı vardı…

Az sonra gemi kıyıya yanaştı..burası onların gizli limanıydı…kimsenin bilmediği bir koydu…ama Serap tanınmamak için maskesini takmıştı...elindeki küçük define sandığını adama verdi..

SERAP: Al bunu ve yoksullara dağıt ben de  gizli geçitten saraya gidiyorum..

KAPTAN: baş üstüne prensesim..

Az sonra Serap yani prenses beyaz bir ata binmiş yanında üç adamla saraya giden gizli geçide doğru dört nala at sürüyordu…geçide gelince, atını adamlarına emanet etti ve kendisi karanlık dehlize elinde bir kandille girdi..örümcek ağları bağlamış geçitte korkusuzca ilerlerdi..arada sırada minik fareler korkuyla kaçışıyordu...sonunda elindeki torbayı aldı ve üzerine güzel prenses giysilerini geçirdi, maskesini ve şapkasını, korsan kıyafetini de yine torbaya tıkıp, geçitteki rafa bıraktı..dikkatlice kapıyı açtı..buralara kimse gelmezdi..merdivenleri tırmandıktan sonra sarayın içindeydi…yine bir balo vardı zaten balolar eksik olmuyordu…kral olan babası, kraliçe olan annesi yoksul halkın durumundan bihaberdi…uşaklar onu görünce saygıyla yerlere kadar eğilip, kapıları açtılar…

Kız acıkmıştı, salona girip, üzeri türlü çeşitli meyvalar, yemekler, pastalar, içkilerle dolu masaya yönelmişti ki, birden tanıdık bir yüz gördü bu Mehmet’ti üstelik kralla yani babasıyla konuşuyordu..

SERAP: Vay canına kontun burada ne işi var? Gemisiyle korsanları yakalamaya gitmemiş miydi? Aman bana ne..açlıktan midem zil çalıyor önce biraz karnımı doyurayım..sonra anlarız ne olup bittiğini..

Serap kuş sütü eksik sofrada tabağını doldururken, kral Mehmet yani kontla konuşuyordu:

KRAL: Sevgili kont, şu maskeli korsan artık iyice canımı sıktı…sizi o yüzden geri çağırttım..

KONT: Sahi mi?

KRAL: Evet bu adamı kimse yakalayamadı..bunu ancak siz yapabilirsiniz diye düşündüm sayın Kont..

KONT: Emrederesiniz sayın kralım…duyduğuma göre o ve adamları kimseyi öldürmemişler..yaralamamışlar bile..sadece ganimeti alıp kaçıyorlarmış..sonra da yoksullara dağıtıyorlar diye duydum..

KRAL: Evet öyleymiş ama yine de yakalanmasını istiyorum..

KONT: Emredersiniz kralım..bana birkaç gün izin verin size maskeli korsanı ve adamlarını getireceğime söz veriyorum..
kral konuşmadan çok memnun kalmıştır, az sonra kontun gözü güzeller güzeli prensese ilişir ve kendine güvenli bir tavırla o tarafa doğru gider..balodaki tüm diğer kadınlar yakışıklı konta hayran hayran bakmaktadırlar ama kontun gözü, güzelliği dillere destan ve yıldızı hiç barışmadığı prensesten başkasını görmemektedir..
KONT: İyi akşamlar prenses..
PRENSES: (biraz soğukça)İyi akşamlar kont..sizi Karayipler’de sanıyorduk..

KONT: Evet öyleydi ama kral babanız bana yeni bir görev verdi..

PRENSES: Yaa…neymiş o?

KONT: Maskeli korsanı yakalama görevi..

Prenses yani Serap tam bir kadeh yıllanmış, Bordo şarabını yudumlarken, öyle afallar ki, az kalsın şarap boğazına kaçacaktır..Mehmet bu tepkiye şaşırır...
PRENSES: NE ! ! !

KONT: Neden şaşırdınız prenses?

PRENSES: Şeyyy...yok canım, sadece şarap...tadını beğenmedim de..öhhö...boğazıma kaçtı da..

KONT Bence nefis bir şarap...

Ertesi gün Serap’ın canı çok sıkkındı, kont çok cesur, akıllı, korkusuz bir genç adamdı, hiçbir korsan onun karşısına çıkmaya cesaret edemiyordu...kontun kendisine hayran olduğunun farkındaydı çünkü adam bunu gizlemiyordu ama güzel kız, bütün genç kızların adama hayran olmasından ve adının çapkına çıkması yüzünden ona çok kızıyordu, duyguları karmakarışıktı, daha doğrusu konta aşık olmamak için direniyordu..

Kont, yakalamakla görevli olduğu maskeli korsanın kendisi olduğunu bilse ne yapardı? Elinde olmadan buna güldü…bir de yakalanırsa, annesi ve babası ne yapardı acaba? Uzak bir adaya sürgüne mi gönderirlerdi acaba? Belki de istemediği bir prensle zorla evlendirirlerdi…
Serap bunları düşünürken, kont yani Mehmet ‘Cesur Martı’ adlı gemisini hazırlamış, yelkenleri fora etmişti..onun gibi cesur birinin emrinde çalışmaktan dolayı tüm adamlar memnundu..çünkü cesaretinin yanı sıra haksızlığa tahammülü yoktu, vicdanlı, merhamet sahibi biriydi yani insani yönleriyle de adamlarının sevgisini ve saygısını kazanmıştı..

KONT: Evet herkes görevini biliyor..haydi bakalım gözünüzü dört açın..şu karıncayı incitmeyen  maskeli korsanı bulmadan dönmek yok!Unutmayın kimse ateş etmeyecek, onu ve adamlarını canlı istiyorum, bunu hak ettiler çünkü şimdiye kadar kimseye zarar vermediler. Anlaşıldı mı?
Adamlar hep bir ağızdan haykırırlar: “ Anlaşıldı kaptan!”

KONT: Haydi herkes görev başına!..
Adamlar görev yerlerine gittikten sonra kontun sadık ve akıllı adamlarından biri olan Miguel yanına geldi, ikisi küpeşteye dayanıp konuşmaya başladılar…mavi gökyüzünde beyaz martılar gemiye sanki eşlik ediyorlardı..

Serap’ın dadısı kızın sırdaşıydı ve her şeyi biliyordu, bir gün onu maskeli olarak yakalamış ve
Serap her şeyi ona anlatmak zorunda kalmıştı, dadı kızı bu işlerden vazgeçirmeye çalışmışsa da başarılı olamamıştı…şimdi adamlarıyla arasında haberleşmeyi de dadısı sağlıyordu..onun sayesinde saraydan gideceği zaman adamları gizli geçidin çıkış kapısına atını getiriyor ve kıza eşlik ediyorlardı…

 Birkaç hafta sonra Serap, yine dadısıyla gizlice haber yolladı ve her zamanki gibi gizli geçidi kullanarak, yine maskesini taktı ve küçük korsan gemisine bindi..onu soran olursa dadı
“biliyorsunuz prenses doğayı çok seviyor atla gezmeye çıktı” diyordu…kimse de şüphelenmiyordu..

Küçük ama değerli yolcular taşıyan Esmeralda adlı bir Portekiz gemisi gelecekti, onu kaçırmak istemiyorlardı..kont nasılsa açık denizde olduğundan bu gemiden haberi olmayacaktı..

Serap içinden  “umarım kontla karşılaşmayız” diyordu..





pirate ship ile ilgili görsel sonucu






Az sonra Esmeralda ufukta göründü…rüzgar onlardan yanaydı ve kısa sürede gemiye yanaştılar..güvertede ellerinde yelpazelerle dolaşan asil hanımların ödü kopmuştu hepsi içeri kaçışırken..Serap ve adamları direkteki uzun halatlara tutunarak, Esmeralda’ya atladılar..Serap’ın adamları sırf onları korkutmak için pırıl pırıl pırıldayan bıçaklarını dişlerinin arasına almışlardı..Serap tanınmamak için yine maskesini takmıştı, güzel saçları da siyah şapkanın altında gizliydi…başkaları sesinden dolayı  onun genç bir delikanlı olduğunu sanıyordu...

PRENSES: Haydi bakalım güzel leydiler…kolyeler, küpeler, bilezikler şu elimdeki torbaya koyacaksınız..merak etmeyin size bir şey yapmayacağız..

Maskeli korsanın ününü bilen Esmeralda mürettebatı karşı koymaya bile çalışmamıştı..

PRENSES: Aferin işte böyle..sayenizde birçok yoksul ev bayram yapacak..hmm..yakut küpeler ha…harika...

LEYDİ: Delikanlı o bana rahmetli kocamdan kalma...

1. KORSAN: İyi ya kocan da yokmuş, ne yapacaksın bu yaşta yakut küpeyi kocakarı!

Herkes gülerken, Serap’ın adamlarından biri bağırır:
2. KORSAN: Prenses ‘Cesur Martı” geliyor!Sağ tarafta!..

PRENSES: Ne! Kahretsin!...çabuk kaçalım…bu arada aferim! Bana"prenses" diye hitap ettiğini umarım kimse duymamıştır!

2. KORSAN: Hal dilim kurusun! Çok affedersiniz! Bizi gördüler galiba buraya geliyorlar…
PRENSES: Teşekkürler leydiler! Hoşçakalın…
1. LEYDİ: Ah Madonna en sevdiğim mücevherlerim gitti!...

2. LEYDİ Benim de..ama iyi ki başka korsanlara değil de, yine bunlara rastladık..

1. LEYDİ: Haklısın başkaları olsa şimdi kellemiz de gitmişti..

Prenses yani Serap, güvertede yan yana dizilen şık leydilerden birinin bileziğini de alelacele ganimet olarak almıştır ve hepsi tekrar halatlara tutunarak kendi gemilerine atlarlar..kont ise dürbünle olup biteni izlemektedir..

KONT: Hmm…maskeli korsan bu mu!  Hahhah..küçük bir çocuğa benziyor, çelimsiz bir şey!
Kaçmaya çalışıyorlar...çabuk olun çocuklar!...

Prenses kendi gemisine atlar atlamaz, dürbünü alıp bakar..o da kontu görmüştür..
PRENSES: Kahretsin! Ne yapacağım!..

Prenses’in en güvendiği adamı ve gemisinin de kaptanı olan ve herkesin yaşlı deniz kurdu diye çağırdı Antonio kıza şöyle bir öneri getirir:

DENİZ KURDU: Prenses siz filikayla kaçın, kont kim olduğunuzu öğrenmemeli..iyi kılıç kullandığınızı biliyorum ama onunla başa çıkamazsın kızım.

PRENSES: Haklısın deniz kurdu, söyle filikayı indirsinler..geminin arka tarafını nasıl olsa göremez…fark ettiğinde de kıyıya ulaşmış olurum..

DENİZ KURDU: Filikayı indirin!......Biz kont ve adamlarını elimizden geldiğince oyalarız tabii yine kimsenin kılına zarar gelmeyecek..sanıyorum yakalanacağız evladım..bu son soygunumuz olacak gibi..bu yaşlı deniz kurdunun sezgilerine güven, hadi yolun açık olsun..yoksullara çok faydamız oldu birlikte... bilmem bir daha görüşür müyüz kızım..

Prenses dedesi gibi sevdiği beyaz sakallı, yaşlı korsana sarılır, gözlerinde yaşlar birikmiştir...

PRENSES: Yakalansanız bile senin  ve adamlarının ağır cezalara çarptırılmaması için elimden geleni yapacağım, gerekirse kimliğimi açıklayacağım, hoşça kal deniz kurdu seni hiç unutmayacağım..iyi şanslar

DENİZ KURDU: Sakın ha kızım, bunu yapma! Sana da iyi şanslar prenses..hadi çabuk ol!..ağlamanın vakti değil..

Prenses, aceleyle geminin diğer tarafından küçük filikaya biner, küreklere asılır…kontun gemisi ise korsan gemisine yaklaşmaktadır..Esmeralda’dakiler de güvertede heyecanla neler olacak diye beklemektedirler..Kız,, kürekleri çekerken yarı yola geldiğinde kont ve adamları korsan gemisine yanaşırlar, o sırada kont yani Mehmet filikayla kaçan maskeli korsanı fark eder..Prensesin adamları kılıçlarını çekmiş ellerinden geldiğince kontun adamlarıyla dövüşmektedirler..

KONT: Vay canına elebaşları kaçıyor! Hahahah delikanlı sandığım kadar cesur değilmiş..bırakalım kaçsın onu da nasılsa yakalarız..biz filika indirene kadar kıyıya varmış olur…

MIGUEL: Dilerseniz ateş edip bacağından yaralayayım kont..

KONT: Hayır hayır..kan kaybından ölür filan..karınca ezmez maskeli korsanı yaralamak bana yakışmaz Miguel..merak etme nasılsa onu da yakalarız..ya da bu işlerden elini eteğini çekmek zorunda kalır bütün adamları elimizde…
Kont ve adamları güvertede kılıçla çarpışırlarken, Esmeralda’nın mürettebatı ve az önce mücevherlerini Serap’a veren leydiler nefes nefese onları izlemektedir.
1.     LEYDİ: Ay şu kont ne kadar cesur, ne kadar yakışıklı keşke 40 yaş genç olsaydım

  1. LEYDİ: Aa...leydi Caroline, ölmüş kocanın kemiklerini sızlatacaksın ama haklısın..ah Madonna ne adam!...
    3. LEYDİ: Hanımlar siz de pek çapkınsınız az önce de maskeli korsana bayılıyordunuz!

Prensesin tüm adamları etkisiz hale gelmiştir..Bu sırada Serap kıyıya yanaşırken aceleyle denize düşer, üstü, başı sırılsıklam olan kız, panik içinde şapkasının düşüp de saçlarının ortaya çıkmaması için çabalar…kont onun suya düştüğünü görüp güler..
KONT: Baksana Miguel bu maskeli korsan daha filikayı kıyıya çekmeyi bile beceremiyor denize düştü salak! hahahah! Nasıl korsan bu böyle yahu!

MIGUEL: Küçük bir çocuk olmalı..herhalde o yüzden maske takıyor!bahse varım daha sakalı bile bitmemiştir!hahahah!

 Prenses sonunda kıyıya çıkar, gizli geçide gitmek için atların beklediği yere kadar epey yol vardır..

PRENSES: Kahretsin kontun yüzünden bizim koya yanaşamadık, o kadar yolu yürüyüp ata binip, saraya varana kadar kont, gemisiyle benden önce babamın yanına varacak!..böyle sırılsıklam umarım kimseye görünmeden odama kadar gidebilirim..

 Cesur Martı'nın mürettebatı, tüm korsanların ellerini bağlamıştır ama mücevher torbası prensestedir o yüzden leydiler üzgündürler...Prenses sonunda gizli koylarına varıp da, kıyıdaki adamı ile ata binip, gizli geçide vardığında kont çoktan saraya varmıştır, kral haberlerden çok memnun kalır..tüm korsanlar hapse atılmıştır..orada yargılanma gününü bekleyeceklerdir…
Prenses geçitte yine her zamanki gibi üzerini değiştirir ama saçları sırılsıklamdır hala..yavaşça saraya çıkan kapıyı açar, ortalığı dinler…çıt yoktur…ayaklarının ucuna basa basa merdivenlerden çıkar sonunda koridora gelmiştir..kimseye görünmeden hem de...tam büyük salona varmıştır ki, karşısına babası ve kont çıkar!
PRENSES: (içinden) Eyvahlar olsun! Babamla kont!
KRAL: Kızım! Bu ne hal! Ormanda dolaşırken nehre mi düştün!
PRENSES: Şeyy…e, evet babacığım..

KONT: Sevgili prenses ormanlarda dolaşma huyunuz yüzünden bir gün başınıza bir iş gelebilir..

KRAL: Ben de hep söylüyorum kont, ama beni dinlemiyor ki, kabahat biraz da bende erkek çocuğumuz olmayınca onu oğlan çocuk gibi yetiştirdim..kılıç kullandı, ata bindi! Hadi kızım git kurulan..öğle yemeğini kaçırdın ama akşam yemeğine hazır ol..

PRENSES: Tamam babacığım..
Prenses böyle diyerek arkasını döner tam giderken kont kızın uzun, gür altın sarısı saçından sarkan uzun, yeşil bir yosun parçasını fark eder..ve eliyle uzanıp kaşla göz arasında alır..

KONT: İzninizle saçınıza yosun takılmış..

PRENSES: A..a  teşekkür ederim..e- bana müsaade..

Kont, kızın karşısında saygıyla eğilir, prenses telaşla odasına kaçarken kont yosunu dudaklarına götürerek tadına bakar, tuzludur…
KONT: (içinden) hmm!nehir suları ne zamandan beri tuzlu olmaya başladı? Yoksa?..

Prenses odasına girdiğinde, dadısını endişeli bir yüzle kendisini beklerken bulur…

DADI: Ah prensesim bu ne hal!Meraktan öldüm!

PRENSES: Sorma dadıcığım..şştt..yavaş konuşalım yerin kulağı var..bizimkileri yakaladılar!

DADI: Biliyorum sarayın balkonundan her şeyi gördüm..hepsi şu anda zindandalar korsanlık suçundan…

PRENSES: Ben paçayı zor kurtardım bu arada denize düşüp bir güzel ıslandım sen şimdi  küvete sıcak su doldur, kendime geleyim sonra ne yapabileceğimi düşünürüm..zavallı yaşlı deniz kurdu..en çok ona üzülüyorum..

DADI: Tamam şimdi hazırlarım..ah, ah hep kralda kabahat, seni oğlan gibi yetiştirmeyecekti…

PRENSES: Az kalsın unutuyordum ganimet torbası elbisemin içinde..unutup çamaşırçılara verme sakın..

DADI: Yoksullara yardım edeceksiniz diye başına neler açtın güzel prensesim benim..
 Bir saat sonra prenses, üzerini değiştirmiş, zümrüt gözlerine çok yakışan leylak rengi,  bir tuvalet giymiş, dadısına saçlarını yaptırmış olarak uzun, ahşap akşam yemeği masasında yerini alır..uşaklar hizmette kusur etmemek için çırpınmaktadırlar..kont, içinden deniz yosununu düşünmektedir..

KONT: (içinden) Olabilir mi? Bizim delikanlı sandığımız maskeli korsan, prenses olabilir mi?..

KRAL: Senin haberin yok tabii bütün gün ormanda at koşturmaktan…kont bugün maskeli korsanın tüm adamlarını yakaladı..

PRENSES: (şaşırmış görünmeye çalışır)Yaaa…aaa?

KRAL: Yalnız maskeli korsan korkudan denize atlayıp kaçmış, hahah çok ödlekmiş onun 15-16 yaşında biri olduğunu sanıyor kont..çok çelimsiz bir şeymiş..
PRENSES: Hmm…olabilir tabii….şey baba yakalananlara ne ceza verilecek?

KRAL: Korsanlığın cezası malum, asılmaktır ama bunlar kimseye zarar vermediklerine göre herhalde mahkeme ömür boyu hapis verir…

PRENSES: Ömür boyu hapis mi!...

O akşam yemekten sonra odasına çekilen Serap, dadısıyla adamları kurtarmak için ne yapabileceklerini düşünmeye başlarlar..

DADI: Çok zor kızım..aklıma hiçbir şey gelmiyor..

PRENSES: Gizli koyumuzu kimse bilmiyor…adamlarımı kurtarırsak gizli geçitten çıkartırız…bir daha da korsanlık yapmayız...köylerine dönerler..yaşlı deniz kurdu ve diğerlerini o karanlık, pis zindanlarda çürümeye terk edemem..

DADI: Gizli geçide gelirseniz işiniz olur ama zindandan nasıl çıkartacaksın 15 kişiyi?

PRENSES: Buldum!...

DADI: Ne?

PRENSES: Zindanın kapısında en fazla iki belki tek nöbetçi vardır..sen içinde uyku ilacı olan şarap götüreceksin..güya korsanların yakalanmasına çok sevinmişsin ödül olarak filan bir şeyler uydur işte..kralın kızının dadısından kimse asla şüphelenmez!..bolca uyku ilacı koy…nöbetçiler uyur uyumaz, anahtarı alıp kapıyı açarız…geceleyin kimse görmeden doğru gizli geçide..

DADI: Söylediğin kadar kolay olacak mı ki kızım?

PRENSES: Umarım..aklıma başka bir şey gelmiyor..

DADI: A…peki nöbetçiler bizi dadı uyuttu demez mi!..

PRENSES: Off…onu unuttum..başka bir şey bulmalı…

DADI: Sana bu işin en başında söylemiştim yapma, etme diye ama beni dinlemedin…

PRENSES: Buldum bu sefer!...

DADI: ?

PRENSES: Bu tek çarem..gece olunca, herkes uyuyunca yine maskeli korsan kılığına gireceğim ve nöbetçilerin yanına gideceğim..

DADI: Seni vururlar kızım delirdin mi?

PRENSES: Sanmam..büyük ihtimalle uyukluyor olacaklar..elimde tüfekle görünce avantajlı durumda olan ben olacağım…sonra kapıyı açmalarını isteyeceğim..açmazlarsa vuracağımı söylerim
DADI: İnanmazlar ki, senin ve adamlarının bir adı da karınca ezmez korsanlar!..

PRENSES: Biliyorum ama bu sefer iş başka, adamlarım söz konusu blöfümü görecekler…

DADI: Ah ulu Tanrı’m yardımcımız olsun…ne zaman yapacaksın peki bu planı?

PRENSES: Kaybedecek bir saniyem bile yok, hemen bu gece…el ayak çekilsin ortalıktan o zaman…sen bir ara gizli geçide girip torbadaki giysilerimi, maskemi ve şapkamı getir, dikkat et kimse görmesin seni..denize düştüğüm için hala ıslaktır şöminenin önünde kurutalım..

DADI: Tamam kızım…merak etme sarayın o tarafına kimseler uğramaz Allah’dan…
Geceyarısı olmuştur..zindanın kapısında adamlar pek tehlikeli addedilmedikleri için sadece tek nöbetçi vardır..o da bir sandalyede elinde tüfeği uyuklamaktadır..saraya zaten kimsenin girebileceğini düşünmemektedir…dadı prensesin giysilerini şöminenin önünde kurutmuştur..geceyarısını geçtikten ve koca sarayda çıt çıkmayınca prenses korsan giysilerini giyer, şapkasını ve maskesini takar. Dadısı kıza sarılır, çok endişelidir..ikisi de fısıltıyla konuşmaktadırlar…
DADI: Tanrı seni korusun kızım...
PRENSES: (dadısına bir öpücük gönderir)Merak etme dadıcım..seni seviyorum

Prenses, yavaşça, her köşeyi kontrol ederek, her sütunun arkasına gizlenerek..zindana iner ortalıkta kimseler yoktur..duvarlardaki meşaleler de olmasa sarayın zindana giden koridorları zifir gibi karanlıktır..kız, yavaşça merdivenlerden iner..sonunda zindana gelmiştir..sadece tek nöbetçi vardır ve tahta sandalyede uyuklamaktadır..prensesin adamları da uykudadır…Serap, nöbetçinin kemerinde halka şeklindeki anahtar demetine bakar, işte anahtarlar oradadadır…tam o sırada arkasından bir ses duyulur:

KONT: İyi akşamlar maskeli korsan!..bu ne hoş sürpriz?..

Prenses aniden döner, nöbetçi de uyanmıştır ve kontu görünce  hazırola geçer..

KONT: Bakalım kılıç kullanmakta söylendiği kadar usta mısın delikanlı?..

PRENSES: ??? (oldukça şaşırmıştır)

Prenses, konuşursa kontun onu sesinden tanıyacağından çok korkmaktadır ama maske ağzını da kapattığından sesi olduğundan biraz boğuk çıkmaktadır..
PRENSES: Fena olmadığımı söylüyorlar kont!.

İkisi de karşılıklı gardlarını aldılar ve büyük bir dikkatle birbirlerinin gözlerinin içine bakmaya başladılar…bu sırada prensesin adamları uyanmış, elleriyle hücrenin demir parmaklarını sımsıkı kavrayarak, nefeslerini tutmuş bir halde, kontla prensesin düellosunu seyretmeye başlamışlardı...deniz kurdu çok üzgündü..

DENİZ KURDU: (içinden) Hay aksi! Kim olduğu ortaya çıkacak!..ah kızım niye yaptın bunu…bıraksaydın ya bizi kendi halimize..

Prenses ve kont, bir ileri, bir geri adımlar atmaya başlamışlardı…her ikisi de karşısındakinden gelecek bir boşluk anını bekliyordu..kont kızın maskesinden zarzor görebildiği gözleri tanımaya çalışıyordu ama meşale ışığında seçemiyordu bu yüzden gardını farkında olmadan biraz açınca, prensesin beklediği an geldi, ani bir hamleyle ileri atılıp kontu omzundan hafifçe sıyırdı..bu ani atak karşısında kont şaşırdı..ama kendisini hemen toparladı ve flesh atak yaparak prensesin üzerine doğru koştu…ama kız bu işi çok iyi biliyordu yan dönerek hamleyi savuşturdu…ikisi de kurallara son derece bağlı dövüşüyorlardı..

KONT: Hmm…gerçekten fena değilmişsin delikanlı…neden maske takıyorsun? Çok mu çirkinsin?





PRENSES: Seni ilgilendirmez!..

Loş koridordaki tek ses ikisinin kılıçlarının birbirine değerken çıkardığı metalik ses ve yine her ikisinin ayak sesleriydi…prenses kontla başa çıkabilmek için ter içinde kalmıştı, nefes nefeseydi…bu şekilde bir yandan dövüşürken bir yandan da  merdivenlere doğru çıktılar..artık onları seyreden korsanlar ikisini gözden kaybetmişlerdir...nöbetçi keyfile alay eder...

NÖBETÇİ: Sizin maskeli korsanın işi birazdan biter hahahahah!..

Prenses ve kont merdivenleri de çıkıp, bir üst kata çıkmışlardır..duvardaki meşalelerin ışığında  hala dövüşmeye devam etmektedirler..birden kont, kılıcıyla kızın başındaki şapkayı yere fırlatır, prensesin altın sarısı, beline kadar uzun saçları, dalga dalga omuzlarına dökülür..
KONT: Bir erkek için fazla uzun saçlısın…

Prenses artık tek yol kaçmak diyerek tabana kuvvet kaçmaya ve gizli geçide girerek kurtulmayı düşünür..elinde kılıç geçidin olduğu koridora doğru tüm gücüyle nefes nefese koşmaya başlar..bir saniyelik şaşkınlığını üzerinden atan kont da peşinden koşmaya başar ama ne kadar hızlı koşsa da kont ona yetişir ve her ikisi de yere yuvarlanırlar..kont, maskeli korsanın kıpırdamasına izin vermez..zaten prensesin de kıpırdayacak hali kalmamıştır..içinden ‘mahvoldum’ derken, kont, kızın yüzündeki siyah maskeyi çıkartır..
KONT: Prenses! Şüphelenmiştim ama yine de emin değildim..

Kont, şaşkın kıza bakar..ikisi de ayağa kalkarlar…
PRENSES: Lütfen kont, kimse bilmesin lütfen!...

KONT: Sen delirdin mi! Hangi akla hizmet böyle bir şey yaptın!..

PRENSES: Babama söylemeyi düşünmüyorsunuz ya!

KONT: Elbette söyleyeceğim..ne yapmamı bekliyorsunuz!

PRENSES: Hayır lütfen..babamla annem bunu duymamalılar…

Birden kontun gözlerine hınzır bir gülümseme yayılır..iki yıldır çeşitli kereler evlenme teklifini reddeden güzel prensese son kez evlenme teklif edecektir..
KONT: Hmm..bir şartla bunu kabul edebilirim sayın prenses..

PRENSES: Şart mı?...

KONT: Size daha önce iki kez evlenme teklif etmiştim ama reddetmiştiniz..benimle evlenmeniz şartıyla bu sırrınızı kimseye söylemeyeceğim.

PRENSES: Ne!..seninle evlenmek mi!
KONT: Beni duydun..öncekiler kadar romantik bir ortam değil ama..
SERAP: Ne kadar fırsatçısın!..

KONT: Güzel prenses inanın pişman olmayacaksınız, sizi ne kadar çok sevdiğimi tüm krallık biliyor ama inadınızı bir türlü kıramamıştım kısmet bugüneymiş!..

PRENSES: Tamam, kabul ediyorum..sen kazandın ama bir şey daha istiyorum..

KONT: Pazarlık yapacak durumda değilsin ama söyle..

PRENSES: Adamlarım…düğünün şerefine hepsini affetmesi için babama söyleyeceksin..

KONT: Eh, karınca ezmez arkadaşların için bu kadarını yaparım..dua et ki, kimseye bir zarar vermediler..yalnız bir daha öyle korsancılık, Robin Hood’culuk oynamaya kalkmak yok baştan söyleyeyim…
PRENSES: Hıh..söz veremem..

Prenses bunu söylediğine pişman olur ama iş işten geçmiştir, kont kızı belinden kavradığı gibi tıpkı korsanların yaptığı gibi sırtına alır..prensesin çığlıkları koridorda yankılanırken, kont kahkahalarla gülmektedir..

PRENSES: İndir beni! İndir dedim çabuk!..fırsatçı! lanet adam! seni maço seni!..

KONT: hahahahahah….merak etme seni dadına teslim edeceğim…sabah da düğün hazırlıklarına başlarsınız..hahahah... rahat dur!…bütün sarayı uyandıracaksın!...

PRENSES: Hain maço seni!...vazgeçtim evlenmiyorum!...

KONT: Söz sözdür maskeli korsan!hahahahaha….

Prenses " imdaaaaatttttt" diye bağırmak istemekte ama bir türlü sesi çıkmamaktadır...her yer yeniden kararır...

Serap, birden kan, ter içinde uyanır...üzerinde pijamasıyla yatağındadır..Çıldırgan şifonyerin üzerinde uyumaktadır...gece lambasının ışığında cep telefonunu, fotoğraf makinesini, bilgisayarını görür Ortaçağ' da değildir! Saray, kont, zindan, korsanlar hepsi kaybolmuştur! ! 

SERAP: TANRI' M! RÜYAYMIŞ! !! 

Annesi telaşla, odaya girer...

HADİYE: Kızım ne oldu! uykunda bağırdığını duydum...hasta mısın?..

SERAP: Yok anne, sorma...öyle bir rüya gördüm ki....rüya denmez filmdi sanki...her şey öyle gerçekti ki…yatağa otur da anlatayım..şimdi ben bir prensesmişim hem de korsan..yani hem korsan, hem prenses…şimdi….


 SON


2 yorum:

  1. Çok güzeldi ve sürükleyiciydi ama sonu biraz buruk oldu bence :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Emre'ciğim, e rüya ne de olsa:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...