25 Nisan 2016 Pazartesi

BULUNMAZ İKİLİ - DAĞCILIK AŞKI


 Artık iyice ünlenen  Serap ve Mehmet’in çalıştığı gazetede yine herkes koşturmaktadır..Serap, sıcaktan bunalmış yanında bir bardak soğuk su, bilgisayarda yazı yazmaya dalmıştır..üstelik öğleyin best-seller olan kitabının imza günüdür...beyaz dizi meraklısı stajyeri Asuman elinde kağıtlar, makalelerle odadan içeri girer..
ASUMAN:Serap abla, bak ne buldum? İsveç’te kadın haklarıyla ilgili tüm makaleler..tam sana göre.
SERAP:Hmm..aferim masama koy yazımı bitirince bakarım hepsine..
ASUMAN: Serap abla çaktırma senin can düşmanın maço bu tarafa geliyor! Ben çok acıktım kantine iniyorum..
Serap bir şey söylemeye fırsat bulamadan Mehmet kızın odasına girmiştir...bir yandan kapıyı vurmayı ihmal etmez..
MEHMET: Günaydın sayın prenses pardon Serap hanım
SERAP: (soğukça) Size de günaydın?.
MEHMET: Sana sevineceğin bir haber vermeye geldim..
SERAP: Başka bir gazeteye mi geçiyorsun?

MEHMET: Hahahah hayır..üzgünüm ama buradan ayrılmaya hiç niyetim yok! Ama en azından bir hafta yokum..dağa tırmanacağız okul arkadaşlarımla..
SERAP: Aman ne iyi..ama bir hafta az değil mi? Şöyle bir ay filan olsaydı?..
MEHMET: I-ıh…kaderine razı ol…aslında pek keyifli geçmeyecek..
SERAP: Niye?
MEHMET: Bir kız yüzünden bana düşman olan eski bir rakibim de katılıyormuş geziye son anda haberim oldu.. 

SERAP: Ee…senin gibi ünlü bir çapkının böyle düşmanları olması doğal, sadece bir tane mi?
MEHMET: Hahahah hemen tırnaklarını çıkarttın yine cadaloz feminist!.Neyse hoşça kal demek istedim dağcılık bu ne olur ne olmaz dönmezsem artık bir fatiha okursun inşallah ardımdan hahahah
SERAP: Bilmemem artık…
MEHMET: Hahahah...umarım siz ikiniz yani edi ile büdü ben yokken başınızı derde sokmazsınız, ta dağlardan sizi kurtarmaya gelemem..
SERAP: Ah Tanrı’m! Al sana edi ile büdü!..
Serap eline geçen ilk kitabı Mehmet’in kafasına doğru atar, ama Mehmet eğilir ve isabet ettiremez..yakışıklı adam bir yandan kahkahalar atarken, yere düşen kitabı alıp bakar:
MEHMET: 100 Soruda Feminizm! Hahahah bu senin şu meşhur kitabın değil mi?
SERAP: Aynen öyle Mehmet bey! Size hediyem olsun biraz bir şeyler öğrenirsin..köşende yazmak için..
MEHMET: Teşekkürler dağdan dönüşte imzalatırım size sayın prenses ve feminist ve erkek düşmanı cadaloz
Mehmet kahkahalar atarak kapıdan çıkıp gider…gazetedeki bekar kızlar Mehmet’e hayran hayran bakarlar…
1. KIZ: (fısıldayarak) Şşşttt..şu giden uzun boylu yakışıklı adam ‘maço köşe’ nin yazarı Mehmet Foçalı değil mi?
2. KIZ: Bakimm!..evet o..ay ne yakışıklı adam!Harrison Ford'a benziyor!Bu aralar bayağı ünlü oldu..bu taraflarda ne arıyor ki, bizim Serap hanım onu görmesin bir kaşık suda boğar valla…
(Kızlar kikirderler..)
Öğleyin Mehmet, anne, babası ve küçük kızıyla vedalaşır ve Toros’lardaki bir haftalık tırmanma için yola çıkar, annesi arkasından bir tas su dökmeyi ihmal etmez..
MÜJGAN: Su gibi git, su gibi gel benim aslan oğlum..
Mehmet de arabasına binerken annesine, babasına ve kızına öpücük gönderir…
Aynı saatlerde Serap ilk kitabının imza günündedir..kitapçı anababa günüdür, özellikle kadınlar gazetedeki ‘Acı Biber’ köşesinin sivri dilli, güzel feministini görmek için gelmişlerdir, gazeteciler, tv kameramanları onu görüntülerken, kalabalıkta sinsi sinsi onu gözetleyen biri daha vardır: Sosyetik Çiğdem..
ÇİĞDEM: (içinden) hmmm…şu ünlü gazeteciyi bir de yakından görelim bakalım..eminim boya sarışındır, gözleri de lenstir..
Çiğdem Serap’ı yakından görmek ve incelemek maksadıyla elinde onun yazdığı kitapla yaklaşır, yaklaşınca da kızın ne kadar genç, güzel ve doğal olduğunu görerek somurtur, hayal kırıklığına uğramıştır, makyaj bile yapmamış olan Serap doğal güzelliğiyle adeta ışık saçmaktadır...boya küpü Çiğdem'in morali bozulur..
ÇİĞDEM: (içinden) Aman Tanrı’m bu kız felaket güzel! Ama neden korkuyorum ki, Mehmet’in baş düşmanı değil miydi bu kız? Zaten feminist! Yok, yok..boşuna korkuyorum, resmen paranoyak oldum! Gidip bir dilim çikolatalı pasta yiyeyim…sonra da Mehmet’i nasıl evlenmeye ikna ederim onu düşüneyim..ah, sahi kızına şirin gözükmeliyim..buraya gelmişken birkaç masal kitabı alayım ona da..
Bir hafta sonra
Serap ve annesi akşam yan yana kanepede oturmuş, haberleri izlemektedirler..sevgili kedileri Çıldırgan da en sevdiği koltukta uyumaktadır..o sırada ekranda bir alt yazı geçer…
" Ünlü gazeteci ve köşe yazarı Mehmet Foçalı'nın Toros dağlarında esrarengiz biçimde kaybolduğu bildiriliyor..Toros’lara tırmanmaya giden ekip tüm aramalarına rağmen Mehmet Foçalı’nın izine rastlamadı"
HADİYE: Aaa!...görüyor musun kızım! Sizin gazetenin 'maço köşe' yazarı dağda kaybolmuş oh olsun, köşesinde sana neler neler yazmıştı, yok kıllı bacaklı, yok bıyıklı, yok evde almış acuze!Allah’ın sopası yok işte böyle olur!...
SERAP: Ama çok tuhaf bu anne…
HADİYE: Niye tuhaf olsun ki, dağ bu adı üstünde kaybolur kaybolur iyi olmuş!..
SERAP: Ama bu adam dağa, bayıra alışkın olan, Gazze’ye, Irak'a, Nikaragua’ya gerillaların resimlerini çekmeye giden, üstelik askerliğini komando olarak yapan biri…
HADİYE: Boşver kızım..hadi bana bir çay ver..
SERAP: Tamam annecim..limon da ister misin?
HADİYE: İsterim kızım, sağol.. 
Serap, mutfağa gidip çay doldururken, beynini çalıştırmaktadır…gözünün önüne Mehmet’le gazetede yaptığı konuşma gelir, Mehmet gezinin keyifli olmayacağını çünkü bir kız yüzünden ona düşman olan eski bir rakibinin de katılacağını söylemişti..
SERAP:(kendi kendine) Bu işte bir şey var gibime geliyor…sahi bizim gazetenin magazin ekinde geziyle ilgili bir haber vardı…hangi günün gazetesindeydi yahu?..
Serap annesinin çayını verdikten sonra, masanın üzerindeki eski gazeteleri araştırmaya başlar..annesi bir yandan çayını içip, bir yandan tv. izlemektedir…Serap sonunda aradığını bulmuştur..
SERAP: Hah işte burada…dur bakalım…"Gazetemizin ünlü köşe yazarı ve foto muhabiri Mehmet Foçalı, bir grup arkadaşıyla birlikte Toroslara geziye çıkıyor..yıllık iznini bu şekilde kullanacak olan Foçalı’yla birlikte geziye 5 kişi daha katılıyor: Piyanist Duygu Tezcan, iş adamı Orhan Kaya, fotoğraf sanatçıları Onur Selvi ve Mehmet Şenol ve kanalımızın haber sunucularından Meryem Açıkalın."
İşe bak..içlerinde dağda kaybolmaması gereken tek kişi Mehmet!...
 Ertesi sabah
 Serap uyuyana kadar bu esrarengiz kayboluşu düşünmüştür, eğer dağda sağ ise onun peşine düşmüş gibi olmak istemiyordur ama bir yandan da ona can borcu vardır, uyuşturucu kaçakçılarından Fadıl'ı ve onu Mehmet kurtarmıştır..zor bir karar vermesi gerekiyordur...ve kararını verir...ertesi sabah erkenden Mehmet’in söylediği olayla ilgili olarak konuşmak, ipucu yakalamak için, gazeteden adresini alıp, Mehmet’in anne ve babasını ziyarete gider. Kapıyı Mehmet’in babası Recep açar, çok üzgündür.
RECEP: Buyrun kızım birini mi aradınız?

SERAP: Şeyyy  efendim..ben gazeteden Serap Arda…
RECEP: Aaaa o  kız siz misiniz?

SERAP: Evet benim..
RECEP: Buyrun kızım buyrun, kusura bakmayın oğlumun yazılarını biz karı-koca her gün okuruz sizi bambaşka sanıyorduk şey yani..bu kadar genç, cici bir kız görünce şaşırdım..


SERAP: Biliyorum..önemli değil...
O sırada Mehmet’in annesi Müjgan da gelir, kadıncağızın ağlamaktan gözleri şişmiştir..elinde mendil vardır..Serap ona da kendini tanıtır..salonda otururlar..Serap onlara şüphesini anlatır…
SERAP: Bakın oğlunuz yolculuğa çıkmadan önce bana bir şey söylemişti..onun Orhan diye bir düşmanı olduğunu biliyor musunuz? Bu önemli olabilir..
RECEP: Evet evet hatırladım..bizim oğlan iyidir, çok dürüsttür güzel kızım ama biraz çapkındır..daha doğrusu eskiden öyleydi son günlerde değişti ama birkaç yıl önce bir adamla  aralarında olaylar oldu, adam nişanlıymış ama kız bir partide bizim Mehmet’i görüp aşık olmuş tabii adam çok bozulmuş, e..adam da haklı ama kabahat kızda Mehmet ne yapsın..çocuğun haberi bile yoktu bu durumdan..kız nişanı filan atmış..adam arabayla oğlumu ezmeye kalkmıştı ama Allah korudu oğluma bir şey olmadı..
SERAP: Davacı oldu mu?
RECEP: Hayır kızım..Mehmet, bizim beye çekmiştir çok korkusuzdur..bir daha yapmaması koşuluyla ondan davacı olmadı sonra da bir daha adam oğluma bulaşmadı..
MÜJGAN: (ağlayarak)Giderken arkasından hep su dökerim, çok uzak yerlere gitti her zaman arkasından su dökünce mutlaka geri gelir..yine gelecek oğlum..ben onun kaybolduğuna inanmıyorum ama aramaya son vermişler!
SERAP: Ağlamayın teyzecim, bakın bence de oğlunuz hala dağda ve sağ olabilir..
RECEP: Nasıl?
SERAP: O adam var ya, geziye o da katılmış..
RECEP: Ne?..bu nasıl gözümüzden kaçtı!
SERAP: Önemli değil, belki de oğlunuzu kasten orada bir yerde bırakmış olabilir...
RECEP: Ah ben de karıma Dost olsa onu bulur diye düşünüyorduk..Dost’u da yanıma alıp o dağa gitmeyi bile düşünüyorum ama kalbim ve yüksek tansiyonum var diye doktor bırakmadı..yoksa otobüste Antalya’ya yer ayırtmıştım bile..
MÜJGAN: Evet kızım, ben torunumuza bakarım sen git dedim beyime ben bile..Dost onu bulur…
SERAP: Dost mu?
RECEP: Mehmet’in köpeği, oğlum bizim alt katımızdaki dairede oturur güzel kızım…bahçeye bakan dairede..Dost’un bahçede kulübesi de var..
SERAP: Şeyy Mehmet’in bir kazağını filan alsak, tırmandıkları yere gitsek oğlunuzu bulur mu dersiniz?
RECEP: Eminim bulur kızım..o bizim tek çocuğumuz..tek oğlumuz…torunumuz zaten annesini yitirdi bir de babasını kaybederse ne yapar zavallıcık…odasına kapandı üzüntüden..dün haberleri duydu..ne yapacağımızı bilemiyoruz…


SERAP: Lütfen ağlamayın…size söz veriyorum, oğlunuzu bulacağım o da benim ve arkadaşımın hayatını kurtarmıştı…
RECEP: Anlatmıştı kızım..şu uyuşturucu kaçakçıları işi değil mi?..
SERAP: Evet o…ben gecikmeden arkadaşıma haber vereyim..polise şimdilik bir şey belli etmeyelim, eğer o adam bir şey yaptıysa ortalıktan tüymesin...Dost’u yanımıza alalım, bir de Mehmet beyin bir kazağını verin..gerisini bana ve Fadıl’a bırakın…
Serap, annesini her zamanki sevimliliğiyle ikna etmiş ve patronuna aklındakileri anlatmıştır artık büyük bir medya grubu haline gelen ve zengin olan patron Mehmet’in köpeği Dost’un kargoda bir aksilik çıkıp donmaması, kaybolmaması için, onlara küçük bir özel uçak ayarlamıştır, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez,  patronlar Mehmet ve Serap işin içinde olunca yine heyecanlı ve tiraj arttırıcı bir yazı dizisi olacağının kokusunu almaktadırlar…Ve Serap yanında Dost ile Antalya’ya  binmek üzere havaalanında Fadıl’ı beklemeye başlamıştır, ayrıca bu sefer stajyer Asuman da vardır. Kızcağız heyecanla dağa tırmanacakları anı beklemekte, kendisini gizemli bir olayı çözmeye giden bir dedektif gibi hissetmektedir..tam saatinde Fadıl görünür..görünmesiyle birlikte Asuman makaraları koyverir..
ASUMAN: Hihihihihiihi…Fadıl abi!




safari cartoon ile ilgili görsel sonucu




SERAP: Fadıl bu ne! Afrika’ya safariye mi gidiyoruz?

Fadıl başında safari şapkası, sırtında sırt çantası, belinde kement, ipler, elinde tüfek, ayağında çizmelerle çok komik gözükmekte, herkes ona bakmaktadır..
FADIL: İyi ama Serap hanım dağ bu ne olur, ne olmaz, ip lazım olur belki..

SERAP: Aman iyi, iyi..bak tanış bu Dost..Mehmet’in köpeği..bizi ona götürecek..hadi uçağa..vakit kaybetmeyelim..
ASUMAN: Ayy…ilk defa uçağa biniyorum hem de özel uçak ne şanslı kızım yahu..
O sırada Toros dağlarında, bir şelalenin döküldüğü uçurumun dibinde Mehmet yaralı bir halde yatmaktadır..sağ ayağı kırılmıştır..arada bir kendine gelmekte ama sonra tekrar kendinden geçmektedir...üstübaşı şelalenin suları yüzünden sırılsıklamdır…hep son anda olan olaylar gözünün önüne hayal meyal gelmektedir..bir ara Mehmet gruptan ayrılır ve şelaleden matarasına su doldurmaya gider..birkaç yıl önce nişanlısını ona kaptırdığı için Mehmet’e düşman olan Orhan da biraz bekleyip, onun peşinden gider..şelaleden su alma işi oldukça tehlikelidir zira toprak ve taşlar ıslak, kaygandır..suyun sesinden Mehmet arkasından sinsi sinsi gelen adamı fark etmemiştir ve Mehmet matarasını doldurmak için uzandığında adam Mehmet’i tüm gücüyle aşağı itmiştir..Mehmet uçurumdan aşağı yuvarlanırken Orhan’ın yüzü soğuk, buz gibidir, gözleri ise sadistçe parıldamaktadır..
ORHAN: İşte bu kadar dostum! Cehenneme kadar yolun var! Sonunda intikamımı aldım!
Daha sonra adam uçurumdan aşağı bakar, Mehmet’in düştüğü yere sular döküldüğünden gözükmemektedir…çok sevinir ve hiçbir şey olmamış gibi geri döner ve herkese Mehmet’in biraz yürüyüşe çıkmak istedigini, onu beklememelerini söylediği yalanını söyler. Mehmet ile onun arasında geçenleri bilmeyenler de şüphelenmezler ve ateşte yemekleri yer, gitar çalar, eğlenirler..
Birkaç saat sonra Serap, Fadıl, Asuman ve Dost, Mehmet’lerin rehberi eşliğinde toroslara tırmanmaya başlarlar..rehber onları kamp yaptıkları ve Mehmet’in kaybolduğu yere götürecektir..Dost sanki ne için gittiklerini hissetmiş, anlamış gibidir, kapalı ev ortamından, dağa geldiği için de ayrıca mutludur..kulaklarını insan kulağının duyamayacağı desibelde seslere karşı dikmiş...kahverengi sadık ve zeki bakışlarla arada sırada sevimli sevimli havlayarak sanki Serap ve diğerlerine bir şeyler anlatmaktadır..arada susayanlar ellerindeki pet şişelere sarılmaktadırlar..
Yalnız hesaba katmadıkları bir şey vardır: Mehmet’in öldüğünden emin olmak isteyen Orhan da oraya doğru gelmektedir

ASUMAN: Ayy…yoruldum Serap abla hiç kolay değilmiş dağa tırmanmak
SERAP: Fena mı kilo verecem kilo verecem deyip duruyordun bak şimdi tam sırası…
ASUMAN: Aaa..sahi ya…biz dönene kadar 3 kilo veririm belki de…rehber abi, ayı mayı çıkmaz di mi karşımıza?
REHBER: Merak etme Asuman bacım..bizden korkarlar onlar..
ASUMAN: Yani burada ayı var mı?
FADIL: Olmaz olur mu Meltemcim, koskoca Toroslar..ayı da olur, timsah da!..hahahaha
ASUMAN: Ne timsah mı!

FADIL: Hahaha nasıl da kandı!..

SERAP: Çocuklar az duralım, Dost’a su içerelim..biz susuyoruz onu unutmayalım..  
Grup durur, Serap sırt çantasından plastik bir mama kabı çıkartır ve içini suyla doldurur, Dost’un önüne koyar, Dost gerçekten susamıştır ve kana kana içmeye başlar..
SERAP: Ah canım ne çok susamış..
 O sırada ağaçların arasından tek başına gelen Orhan onları uzaktan görür, hemen bir ağacın arkasına saklanır..
 ORHAN: Hay aksi bunlar da kim böyle? Ama bu adam bizi götüren rehber! Beni görmemeliler..acaba onlar da mı Mehmet’i arıyorlar? Araştırmaya son verilmişti ama… Bunlar kim ki? Şu sarışın kız yabancı gelmiyor sanki gazetelerde resmini görmüş gibiyim..yanındaki o zayıf, komik tipi de..bir de gençkız var..hatırladımmm…Mehmet’le birçok olayı çözen  gazeteci arkadaşları…eyvahlar olsun..yanlarında köpekleri de var..eğer Mehmet ölmediyse ve sağ ise hapsi boylarım..onu önce ben bulmalıyım..yoksa...
Orhan, Mehmet'i onlardan önce bulmak amacıyla kestirme bir yoldan uçurumun dibine gitmeye karar verirken, Serap, Fadıl, rehber, Asu ve Dost çadırlarını kurarlar, acıkmışlardır..Mehmet'in kaybolduğu bölgeye ancak ertesi gün gidebileceklerdir..akşam olmuştur, ışıldaklarını yakarlar..rehber ısınmak için kamp ateşi de yakar..hepsi ateşin etrafında otururlar, üzerlerine kalın anoraklarını giymişlerdir..kimisi de battaniye örtmüştür..Dost da ateşin yanında uzanmış uyumaktadır...
ASUMAN: Ayyy...ne kadar hoş ilk kez böyle kamp yapıyorum, çok zevkliymiş..
SERAP: Bayağı soğuk ama halbuki Ağustos ayındayız...
REHBER: Dağlar hep böyledir yaz da olsa güneş battı mı, serinler..

FADIL: Çöl de öyleydi değil mi Serap hanım? Akşam olunca nasıl da soğumuştu!..
SERAP: Evet gerçekten...sanki  gündüz kavurucu sıcak olan yer başka bir yermiş gibiydi...
ASUMAN: İnşallah ben de bir gün senin gibi ünlü bir gazeteci olurum Serap abla..
SERAP: Beyaz dizi okumayı bırakırsan olursun, ben de senin gibi stajyer olarak işe başlamıştım, bedavaya çalıştım tam bir yıl..koşturup dururdum haber peşinde..baktılar ki, pes etmiyorum kadroya aldılar..
FADIL: Planımızı gözden geçirelim...inşallah yarın Mehmet beyin kaybolduğu bölgeye varacağız..Dost'a kazağı koklatacağız ve o da bizi sahibine götürecek..
REHBER: İnşallah..
FADIL: Mehmet beyi bulur bulmaz siz hemen telsizle ambulans helikopteri çağıracaksınız..
REHBER: Aynen öyle...
Biraz daha konuşup sonra çadırlara çekilirler, Serap ve Asuman bir çadırda, Fadıl ve Rehber de başka bir çadırdadır..Dost da onları koruyacaktır...
Ertesi sabah gün ışırken kalkarlar, hemen kahvaltı yapıp, yola çıkarlar...öğleye doğru Mehmet'in kaybolduğu bölgeye varmışlardır..
REHBER: İşte Mehmet beyi son kez burada gördük..şelale burası...4 gün boyunca aradık ama bulamadık..ailesini boşuna üzmemek için arama sonuçlanana kadar bir haber vermedik..
SERAP: Anlıyorum...hadi şu kazağı Dost'a koklatalım..Dost gel canım, gel buraya kokla şunu bakalım..
Dost, ismini duyar duymaz Serap'ın yanına gelir ve kazağı koklar..
SERAP: Hadi oğlum bizi sahibine götür...
Dost etrafı koklaya koklaya daireler çizer ve şelalenin yanında durur...orada aşağı bakarak havlamaya başlar..
REHBER: Allah Allah aşağıya bakıp havlıyor!..İyi ama buradan aşağısı gözüküyor kimse yok..kaç kez baktık daha önce..
SERAP: Peki uçurumun dibine indiniz mi?
REHBER: Evet indik tabii...düşüp de sağ kaldıysa diye ama kimse yoktu..
FADIL: Bence inip bir daha bakalım ..
SERAP: Bence de bakalım..
REHBER: Tamam haydi o zaman kanyona iniyoruz..
Dost önde hep beraber uçurumun yani şelalenin nehre döküldüğü kanyonun dibine gitmeye başlarlar...Dost hepsinden daha heyecanlı, heveslidir sanki her adımda sahibine yaklaşıyor gibidir...Mehmet'i bulamamalarının mantıklı bir sebebi vardır, genç adam aşağı düştükten ve mucize kabilinden sağ kurtulduktan sonra kırık ayağıyla kendisini sürükleyerek şelalenin sularının arkasında sadece kendisinin bildiği mağaraya sığınmıştır..sular tıpkı bir tül perde gibi bu mağaranın önünü kapatmaktadır...bu mağarayı birkaç yıl önce kanyonda gezerken tesadüfen keşfetmiş ve kimseye söylememiştir...ama mağarada kırık ayağıyla yürümeye çalışırken kaygan, yosunlu zeminde tekrar kayıp başını çarpmış ve bayılmıştır o yüzden de arayanlara onu bulamamıştır...
FADIL: Arkadaşlar bir dakka ya söylemesi ayıp, çok sıkıştım ben şu ağaçların arkasına gideyim, size yetişirim
REHBER: Tamam...
Grup Dost en önde, yürümeye başlar...5 dakika geçmiştir ki, Fadıl çığlıklar atarak onlara doğru koşmaya başlar...çılgın gibi koşmaktadır!..
Herkes bir ağızdan " NE OLDU FADIL ? diye bağırır
FADIL: Anneciiimmmmm!
Fadıl'ın peşinden kocaman bir boz ayı koşarak gelmektedir...
Ötekiler ne yapacaklarını şaşırken, Rehber sakin sakin tüfeğiyle havaya ateş eder...bu sefer ayı korkar ve gerisin geri kaçmaya başlar zavallı hayvan avcılarla karşılaştığını sanıp korkmuştur..
Serap ve Asuman gülmeye başlarlar..
SERAP: Ah Fadıl böyle şeyler de hep seni buluyor!

ASUMAN: Ay Fadıl abi, çok komiktin ya sen önde, ayı arkada.

FADIL: Ya kırk yılda bir dağa çıkalım dedik onda da ayı beni buldu?

Grup epey bir süre daha yürür...Dost gittikçe heyecanlanmaktadır...sonunda kanyona inerler..gürül gürül buz gibi nehir akmaktadır...
REHBER: Pantolonlarınızın paçalarını iyice yukarı sıvayın..nehirden yürümek zorundayız suya gireceğiz başka yolu yok..
SERAP: Eh ne yapalım başa gelen çekilir..uyy...su buz gibiymiş

ASUMAN: Ayy..dondumm...brrr...
Bir süre rehberin eşliğinde giderler...
REHBER: Az kaldı, birazdan şelalenin döküldüğü yere varacağız...
FADIL: Baksanıza Dost havlamaya başladı...galiba bulacağız Mehmet beyi..hadi hayırlısı...
Ancak onlar gelmeden önce Orhan kurnazlık yapıp Mehmet'in düştüğü ve mucize kabilinden ölmediği yere gelmiştir..kimseyi göremeyince şaşırır, onu aşağıya ittiğine emindir "bu adam nereye kaybolmuştur?" diye düşünürken,  mağaradan Mehmet'in güçlükle 'imdat' diye bağırdığını duyar...ses şelalenin sularının gerisinden gelmektedir..böylece Orhan da saklı mağarayı keşfeder ve Mehmet'i orada bulur..adam yerde yatmaktadır...Orhan sırt çantasından tabancasını çıkartır...
ORHAN: Ne kadar da şanslısın! Demek buraya saklanmıştın! Ama bu sefer senden ebediyen kurtulacağım!..

Orhan tabancasını yerde yatmakta olan Mehmet'e doğrultur..
O sırada Dost birden Serap'ın elinde tuttuğu tasmadan kurtulur..Serap neye uğradığını şaşırır..köpek delirmiş gibi koşmaktadır..birden Dost'un niçin kızdığını anlamamışlardır...köpeğin peşinden koşmaya onu takip etmeye başlarlar..o sırada köpek, Orhan'ı bulmuş ve havlayarak, adamın üzerine atılmış ve keskin dişlerini onun koluna geçirmiştir..tabanca da yere düşmüştür..
SERAP: Dost neredesin? Nereye kayboldu bu  köpek sesi geliyor ama kendisi yok!
REHBER: Sesler şelalenin arkasından geliyor!
SERAP: Ama nasıl olur?
REHBER: Arkası mağaraysa olur! Beni takip edin! Dikkat edin kaymayın..çok kaygan..sakın yosunlu taşlara basmayın!..
Ve onlar da mağaraya girer..Dost, Orhan'ın koluna dişlerini geçirmiş bırakmamakta, hırlamaktadır, Mehmet yerde yatmaktadır...adam ise acıyla bağırmaktadır..tabanca yerde durmaktadır...
REHBER: Aman Tanrı'm neler oluyor!

SERAP: Tahmin ettiğim gibi bu o adam! Yerde tabanca var! Mehmet'i öldürecekti demek!..

FADIL: Aman Allah'ım evet söylediklerinde haklıymışsın! Tut onu Dost! Bırakma!...
MELTEM: Fadıl abi iyi ki, bol miktarda ip getirmişsin, kötü adamımızı bağlarız! 
Rehber çantasından bir boyunluk çıkartıp Mehmet'in boynuna takarken, Fadıl ve Serap adamı bir güzel bağlarlar..Dost, Mehmet'in yüzünü gözünü yalamakta, adeta onu hayata döndürmeye çalışmaktadır..
FADIL: Askerdeyken gemici düğümü nasıl atılır öğretmişlerdi..boşuna uğraşma ahbap çözemezsin!..
Yarım saat sonra hepsi ambulans helikopterin içindedir...Mehmet serumun da etkisiyle kendine gelmiştir..uzandığı sedyede gözlerini açar...
MEHMET: Vay canına yine bizim ediyle, büdü? Ne oldu bana?

SERAP: Pilot arkadaş, vazgeçtim, şu kendini beğenmiş maçoyu helikopterden aşağı atalım!
Herkes kahkahalarla gülerken, dost espriyi anlamış gibi neşeyle havlar..
Helikopter Toros dağlarının tepesinde uçarken, güneşin ışınları metalik gövdesinde ışıl ışıl yansımaktadır...az önce Fadıl'ı kovalayan ayı, tepenin arkasından aniden çıkan helikoptere bakar ve bu korkunç gürültülü, metal kuşa yem olmamak için ağaçların arasına kaçar..

3 yorum:

  1. Mehmet'in yakışıklılığını kıskandım valla :)
    Şaka bir yana bağımlılık yaptı bu seri bende, kesinlikle dizi olması lazım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yapalım Emre'ciğim, Allah kimini çok yakışıklı veya çok güzel yaratıyor, (onlar da zaten film oyuncusu, manken oluyorlar:))kimine de vermiyor, boşver üzülmeyelim:))
      İnanır mısın bunu ilk kez alt katımızdaki komşu kızına okutmuştum, tüm bölümleri isterdi onda da bağımlılık yapmıştı. Hatta Mehmet'e hayran kalmıştı:)
      İnşallah Emre'ciğim. Çok isterim dizi olmasını.
      Tüm yorumlarına çok teşekkürler.

      Sil
    2. Rica ederim, çok güzel okuması :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...