6 Mart 2016 Pazar

AŞK PERİLERİ - 9 -

Aylin'in teyzesini doktor Aylin Alptekin olarak siteye getirmesinden bu yana birkaç gün geçmişti. Gökhan'ın ailesi de gelmiş ve müstakbel gelinleriyle tanışmışlardı. Yardımcıları Nuriş dahil hepsi Ayşe olarak bildikleri Aylin'e bayılmışlardı.  Kısaca her şey yolundaydı. Tek sorun Aylin'in gerçekleri Gökhan'a ve ailesine nasıl anlatacağı idi. 
Çarşamba sabahı Aylin ve teyzesi, Gökhan ve ailesini kahvaltıya davet etmişlerdi. Zaten hemen her gün birbirlerini kahvaltıya, çaya veya akşam yemeğine çağrıyorlardı. Bir, iki gün yaz yağmurundan ötürü içeride yemekler yenmiş, çaylar içilmişti. O sabah ise  güneş yeniden açmıştı, her yer bir gece önce yıkanmış, taze çimen kokuyordu. Sarman ve Çarşı iki günlük yağmurda eve hapsolmanın acısını çıkartırcasına, o ağaç senin, bu ağaç benim koşturuyorlardı. 
Gökhan'ın annesi ekmeğine kayısı reçeli sürerken
" Sahi kaplıcadan memnun kaldınız mı?" 
diye sorunca, Meryem  
"Kaplıca mı?" 
deyiverdi. Sonra Aylin'in kaşlarını kaldırdığı görünce birden aklına geldi ve
"Haaa...ha, kaplıca! E, evet çok memnun kaldım. "
diyerek durumu düzeltti. Uzakta, ağaçların arkasında profesyonel bir fotoğraf makinesi Meryem'in yüzüne odaklanmıştı. deklanşöre her basışında, trrrrr...trrrrr diyen mekanik sesle, yaşlı kadının birkaç poz resminin çekildiğinden kimsenin haberi olmadı.  
Söz dönüp dolaşıp kız istemeye gelmişti. Gökhan'ın annesi her şeyin usulüne uygun olmasında ısrarcıydı. "Seni kimden isteyeceğiz kızım?" deyince Meryem teyze atılarak

"Kimden isteyeceksiniz ayol tabii ki, benden isteyeceksiniz." 
demişti. 
Zeynep,
"Ay doktor hanım valla gerçek teyzesi olsanız  bu kadar olur yani, Ayşe'ye bakarken bile sanki gerçek teyzesi gibi bakıyorsunuz." deyince, eşi Mustafa da çayından höpürdeterek bir yudum alıp, başını sallayarak tasdik etti. Zeynep devam etti.
"E, çocuklar biz düşündük, taşındık eylül gelmeden nişanı da, düğünü de yapalım diyoruz. Çünkü Gökhan'ın dizisi Eylül'de başlar. Bu işi Eylül gelmeden halledelim."
Trrrr...trrrr....Meryem hanımın farkında olmadan bir pozu daha çekildi. Sonra ağaçların arasında bir karaltı geçti. Fotoğraf işi bitmişti.
Yaşlılar menemenli, kekikli siyah, yeşil zeytinli, domatesli, Akdeniz kahvaltısının ve sohbetin tadını çıkartırken, kedilere de sabah kahvaltısı vermek isteyen Aylin ve Gökhan arka bahçede yalnız kaldılar.
"Ne yani sen şimdi bayağı elinde çikolata, çiçekle gelip beni teyz- şey Aylin hanımdan isteyecek misin? Filmlerdeki gibi?"
"E, herhalde aşkım. Annemin dediğini duydun her şey usulüne uygun olacak. "
" Desene, elimde kınalar, Yüksek yüksek tepeleri söylerken beni ağlatmaya çalışacaklar hahaha...ne tuhaf gençken burun kıvırır, gülerdim."
"Ne? Gençken mi? Şimdi çok mu yaşlısın aşkım?" 
Gökhan gülmekten katılacaktı. 
"A, şey...şey yani...çocukken diyecektim..."
"Allah'ım bana olanları Gökhan'a ne zaman açıklayacağım? Nasıl anlatacağım? Ya bana inanmazsa..." diye içinden geçiriyordu.
----
Küçücük sitede haber tez yayıldı ve  umutsuz aşık, zavallı Nazan'ın karalara bağladı. Kızlar gelip de 
"Hadi Nazan, yüzmeye gelmiyor musun?" 
diye sorunca.
"Siz gidin kızlar, benim biraz başım ağrıyor. Arrow'u seyredeceğim."
diyerek yan çizdi. 
Üç kız kardeş fazla ısrar etmediler. Başlarında şapkalar, gözlerinde marka güneş gözlükleri, ellerinde şık plaj çantaları, "Baay" diyerek uzaklaştılar. İki yanı çam ağaçlı patikadan yokuş aşağı kumsala doğru inerlerken Sebuş
" Arrow'u seyredecekmiş. Biz de yedik. "
" Yazık ya, Gökhan'la Ayşe'nin Eylül gelmeden evleneceğini duydu tabii. Ona da hak veriyorum. Odasının duvarları Gökhan resimleriyle dolu."
" Aman boşver kızım, üç ay sonra unutur. Arrow'un yakışıklısının resimlerini asar duvarına. "
Üç kız kikirdeyerek yollarına devam ettiler. Söylediklerinde gerçek payı da yok değildi. 
----
Akşam olduğunda Gökhan'ın annesi nişana ve düğüne kimleri çağıracaklarını söylüyor, Kübra da elindeki kağıda not alıyordu. 
" Türkan hanımı çağırmayacağım, aman aman o kadının gözü göz değil, nazar değer. Zaten ta buralara gelemez."
"Anne,  dizinin ünlü oyuncularını yazacak mıyız? "
" Kız balık hafızalı mısın sen? Çocuk demedi mi, nişana sadece yakın akrabalarımı ve menejerimi çağıralım diye. Ünlüler filan düğüne..."
"Ha, sahi unuttum ya..."
" Akşama kadar takara tukara Japonca anime izlersen kafa kalmaz tabii....neyse hah halanı yazdın mı?"
" Anne halam gelemez. Ameliyat oldu ya?"
"Ha, unutmuştum. Bak bende de kafa kalmadı, neyse hmmm dur bakalım, bey senin akrabalardan kimleri çağırsak nişana?"
" Valla hanım sen kimleri istiyorsan çağır beni karıştırma. Anlamam bu işlerden."
Gökhan o sırada bahçede, Ay ışığında,  cırcır böceklerinin senfonisi eşliğinde cep telefonuyla Aylin'le konuşuyordu. 
" Bizimkiler içerideler, annem davetli listesi yapıyor, Kübra da yazıyor. Sahi senin nişana davet edeceğin kimler varsa ekleyeceğiz unutma.."
Aylin içinden sadece "Aman Tanrı'm!" diyebildi.  Doktor arkadaşlarını da, Canan'ı da,  nişana çağıramazdı Allah'tan babası tek çocuktu da halası, amcası yoktu. 
"Şey,  ta- tamam aşkım."
Uzun uzun konuştular. Gökhan'ın sabah ilk uçakla bir reklam çekimi için, bir, iki günlüğüne İstanbul'a gitmesi gerekmişti.  Kızdan ayrı kalmak istemiyordu ama  anlaşması önceden yapılmıştı  ve uymazsa hem menejeri, hem de avukatı olan Feridun bey, büyük tazminat ödemek zorunda kalacağını söylemişti. Sonunda birbirlerine öpücükler gönderip iyi geceler dilediler. 
Aylin telefonu kapattı, teyzesi çoktan uyumuştu. Alarmı kurup üst kata çıkacakken, kapı çaldı. O saatte kim olabilirdi? Kesin Gökhan dayanamamış kapıya gelmişti. Gülümseyerek gidip kapıyı açtı ama kimse yoktu. Sağa, sola  bakarken, paspasın üzerinde ikiye katlanmış bir kağıt gördü. Aynı zamanda kaskından yüzü gözükmeyen, motorsikletli bir adam hızla gitti.  Yanılmamıştı adam kendisine bakıyordu. Notu aldığından emin olunca gitmişti. 
Elindeki kağıdı alıp, içeri girdi, kapıyı kapattı ve notu okudu:
" Meryem Özkan'ı herkese doktor Aylin Alptekin olarak yutturduğunu biliyorum. Polise gitmemi istemiyorsan 500.000 lirayı yarın vereceğim adrese getireceksin.  Seni yarın gizli numaradan arayacağım."
Aylin elindeki kağıdı yere düşürdü. Yüzü kireç gibi olmuştu. Tekrar eğilip şantaj notunu aldı. Bir daha okudu.  Kim olabilirdi? Nazan? Hayır, olamaz. Olsa çoktan polisleri başına toplamıştı. Mehmet de olamazdı, şantaj yapacak bir tip değildi, öğrense Gökhan'a anlatır ve işi bozardı olsa olsa.
Tıp kazanmak ıq'sü düşüklerin yapacağı iş değildir ve kız sıradan insanlara göre oldukça akıllıydı. Biraz düşününce olayı çözdü.
"Tabii ya! Mehmet'in bahsettiği dedektif olmalı!  Bahse girerim Mehmet'in de bu işten haberi yoktur. Paragöz ama akıllı biri olmalı, Gökhan ünlü biri olduğundan şüphelenip olayı kendi başına araştırmaya devam etmiş olmalı. Hay aksi! Ne yapacağım şimdi? " 
Televizyon ekranına gözü ilişti. Kill Bill oynuyordu. Simsiyah giysiler giymiş, suikast ekibinin, ellerinde uzun suikast silahlarıyla, çölün ortasındaki küçük kiliseye baskına geldikleri sahneydi. Üç kez izlemişti bu filmi. Çok severdi. Ve kendi kendine gülümsedi. Sadece nöroloji değil psikoloji de okumuştu. Rahmetli babası ne derdi: " Bir savaşı akıllılar kazanır." Kendisi o dedektif bozuntusundan kesinlikle daha akıllıydı ve ona hayatının oyununu oynayacaktı.

Bölümler:


8 yorum:

  1. Vay vaaay,işler kzışıyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Popüler kültüre hakimiyetiniz çok güzel :)
      Okumayı akıcı hale getiriyor.
      Teşekkür ederim :)

      Sil
    2. Beğenmene sevindim:) Kill Bill gerçekten de 3 - 4 kez izlediğim bir filmdi, Çok teşekkür ediyorum. :)

      Sil
  2. Pazartesi sendromuma çok iyi geldi :))) ellerine sağlık büyük zevkle okudum.Harika gidiyor.Çok sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevindim:)))Çok teşekkür ediyorum Nur'cuğum, senin de okuyan gözlerin sağlık. Çok sevgiler...

      Sil
  3. gündemin rezaletinden sonra blogcanlarımı gezmek ve üstüne bu yazın bana sahile inmişim kadar huzur verdi. yüreğine sağlık,gelsin 10.bölüm:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma ya Hatice'm, inan sabah kahvaltı edecek iştahım kalmıyor hele dün dediğin rezaletten bir tanesine denk geldim, kıllardan biri (belli ki, örtülü ödenekten bol maaş verilmiş, danışıklı döğüş) Tayyip'e bir yalakalık, bir yalakalık, o da salya sümük ağlama numarası yapıyor. Iyyy valla başka gezegene ışınlanmak istiyorum.
      Çok teşekkürler canım, en kısa sürede 10. bölüm gelecek. :)))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...