9 Mart 2016 Çarşamba

BULUNMAZ İKİLİ - FAZLA MERAK (2. ve son bölüm)

Fadıl ve Serap aynı anda "NE!?" diyerek bağırdılar.

Serap "Aman Tanrı'm düşüp, öleceğiz!"

Mehmet "Şşt! Sakin olun. Henüz benzin bitmedi, helikopteri otomatiğe aldım. Benzin bitene kadar vaktimiz var, eminim bu adamlar uçağa paraşüt koymuşlardır, paraşütle atlayacağız."

Fadıl "A- ama ben hiç paraşütle atlamadım ömrümde!"

Mehmet bir yandan ikisine cevap yetiştirirken aradığı şeyi buldu. Yalnız bir sorun vardı sadece iki paraşüt vardı. Hemen bir tanesini alıp alışkın hareketlerle - belli ki, bu konuda eğitim almıştı- kolonlarını Fadıl'ın kol ve becaklarından geçirip, kilitledi. Kaskını taktı. Zavallı Fadıl korkudan tirtir titriyordu. Serap

" İyi ama tek paraşüt kaldı?" dedi.

" Evet, ikimiz aynı paraşütü kullanacağız."

"Ne?"

"Merak etme, sen sıfır beden olduğundan ikimizi rahatça taşır sadece sana söylediklerime harfiyen uy, paraşütü ve kaskı sana takacağım, ben de şu kayışlardan tutunacağım.

Mehmet Fadıl'a döndü.

"Fadıl  ilk senin atlaman lazım, geride bırakırsam panik olup atlamaktan vazgeçebilirsin. Gel buraya. Ayağını boşluğa uzat. Korkma bana güven. Atladıktan sonra 'bir bin, iki bin, üç bin, dört bin" de ve şu metal kolu çek. Paraşütü o açacak. Gerisini merak etme. Rüzgar iyi. Yere yaklaşırken bacaklarını bük tamam mı? Şimdi tekrarla."

"Bir bin, iki bin, üç bin, dört bin deyip kolu çekeceğim. Aman Tanrı'm! Amanın!"

"Aynen öyle."

" Dur bir kontrol edeyim, tamam, hazırsın. Kapıya yaklaş."

" Amanın! Korkuyorum! Yapamayacağım! Allah'ım!"

" Fadıl atlamazsan öleceksin! Kusura bakma ama atlamazsan seni iteceğim. Unutma kolu hemen çekme, 4 saniye bekle. Bir bin, iki bin, üç bin, dört bin dedikten sonra çek."

Fadıl tereddüt ediyordu ama son anda Serap'a mahçup olmamak için cesaret geldi ve "Aaaaaaaa!!!" diyerek kendini boşluğa bıraktı. Mehmet arkasından bağırdı.

"Say Fadıl!"

Fadıl heyecandan saymayı unutmuştu, aniden aklı başına geldi ve biraz geç de olsa kancayı çekti. Paraşütün çanta kısmı ve sonra ipler açıldı, kubbe tamamen açıldıktan sonra Fadıl kuş gibi süzülmeye başladı ve rahat bir nefes aldı.

"Allah'ım şükür! Ölmedim! Hayattayım! "

Mehmet, Serap'a paraşütü taktı, kilitledi, benzin göstergesine baktı kırmızı çizgiye geliyordu.

" Bana güven, merak etme ölmeyeceğiz. Cennet'de feministleri istemiyorlarmış."

"İnanmıyorum şu anda bile espri yapabiliyorsun!"

" Hadi güzelim! Gitme vakti!"

"Ner'den senin güze...Aaaaaa!"

Serap gözlerini sımsıkı yumdu, başka birisi olsa güvenmez ve çok korkardı ama 'kadın düşmanı maço' dediği bu adama güveniyordu.  Mehmet, özel eldivenler taktığı elleriyle Serap'ın paraşütünün kolonlarından sımsıkı tuttu ve  bir anda kendilerini boşlukta buldular. Serap'ın çığlığı zifir gecede yankılanırken Mehmet tekrar bağırdı.

"Korkma bana güven!"

İkisi saatte  190 km hızla düşüyorlardı, kızın başı dönmüştü,  bayılacak gibiydi. Dört saniye sonra Mehmet 'Bismillah' deyip, paraşütün açılmasını sağlayan metal kolu çekti.

Benzini biten helikopter hızla yere çakıldı. Benzin olmaması sayesinde infilak etmemişti. Az sonra Serap ve Mehmet'in paraşütü de tamamen açılmıştı. Rüzgar kızın saçlarını savuruyor, kulakları uğulduyordu, her yanı buz kesmişti. "

" İyisin değil mi?"

" Aman Tanrı'm! Galiba!"

" Karanlıkta göremiyorum inşallah denize veya ağaçlara düşmeyiz."

"Ne! Hayır! Lütfen denize filan düşmeyelim!."

" İtiraf etmeliyim Serap hanım, ne zaman karşılaşsak çok heyecanlı oluyor. Belayı çeken bir mıknatısın mı var, doğuştan mı böylesin?"

" Ne malum belayı senin çekmediğin? Belki adamlar bizi bırakacaktı."

" Ne demezsin uyuşturucu baronlarının tekerine çomak sok, bir de bırakacaklarmış oldu canım, madalya da taksalardı ikinize "Yılın en korkusuz gazetecileri" diye. Bir daha kötü adamlara rastlarsan şapşal Fadıl'ı değil beni ara."

" Sahi Fadıl umarım iyidir. Zavallı benim yüzümden..."

"Hah, nasıl da biliyorsun kendini! Herkesin başını belaya sokan feminist cadı! İnşallah iyidir zavallı. O korkuyla bayılmış filan olmasın da..."

" Aman! Aman! Artık köşende yazarsın! Hiç durma."

"Yere yaklaştık dizlerini bük!"

Mehmet ve Serap pek de yumuşak olmayan bir inişle yere düşerler.

"Allah'ım çok şükür!."

Mehmet, kızın kalkmasına yardım ettikten sonra, paraşütün kayışlarını çözüp attı. Adamlar Serap'ın da, Fadıl'ın da telefonlarını aldıklarından, iki elini ağzının kenarına götürerek tüm gücüyle Fadıl'a seslenmeye başladı. Serap da ona katıldı.


" Fadıl!"  !!!

" Fadıl!"

Az sonra uzaktan cılız bir ses duyuldu.

" İmdaaat! Burdayım! Mehmet abi!"

Mehmet, cep telefonunun feneriyle sesin geldiği yöne doğru koştu, Serap da peşinden. Fadıl'ın sesi çok yakından geliyordu ama kendisini göremiyorlardı.

" Fadıl neredesin?"

" Yukarı bakın! Ağaçtayım!"

" Ne?"

Zavallı Fadıl'ın paraşütü bir çam ağacına takılmıştı. Adamcağız kolları, bacakları yanlara açılmış, eğri, büğrü bir şekilde ağaçta asılı duruyordu.  Mehmet hemen telefonunu çıkarttı.

" Kıpırdama, hemen AKUT'u çağırıyorum.  Polise de haber verelim şu sizin kötü adamları yakalasınlar."

" Zavallı Fadıl! Çok özür dilerim, hep benim yüzümden."

" Merak etmeyin Serap hanım, doğrusu çok müthiş bir maceraydı."

" Fadıl, sen çok iyi bir dostsun biliyorsun değil mi?"

Fadıl'ın içinin yağları erimişti. Hayattaydılar da üstelik daha ne olsundu?

" Ünlü köşe yazarı Serap Arda, yedi dil bilen asistanının ölümüne sebep oluyordu. Nasıl yarın ki, köşemin başlığı olabilir mi sence?"

" Aman, aman.Durma yaz."

" Merak etme şakaydı. Sahi siz bu adamlara nasıl bulaştınız sorabilir miyim?"

" Her şey Çıldırgan'a mama almak için akşam akşam pet shop aramamla başladı..."

" Çıldırgan?"

"Kendisi kedim olur."

Mehmet, yıldızlar, Ay ve cep telefonun ışığından başka aydınlatmanın olmadığı ıssız tepede Serap'a bakıyordu. Ay ışığının altında ne kadar da güzel ve masumdu. Dünyadaki tüm güzel kadınlar bir araya gelse, yine de Serap'tan vazgeçmeyeceğini biliyordu. Bu aşkın sonu ne olacaktı böyle?

Serap da içinden "Şimdi "Strangers in the Night" çalmalı dedi.

Tam o sırada Mehmet, kızın kafasının içini okumuş gibi ıslıkla Strangers in the Night'a başlamaz mı...

Yardım gelene kadar o soğukta bekleyeceklerdi ama ikisi de gözlerini birbirlerinden ayırmak istemiyorlardı. Ağacın tepesindeki zavallı Fadıl olmasa ekipler geç gelse diye dua edeceklerdi. :)

Islıkla "İki Yabancı kalpler birleşmiş...." çalmaya devam ediyordu.


Bölümler:




13 yorum:

  1. Çok güzel ve akıcı :)
    Bir eleştiri de bılunmam lazım.
    Gani Müjde'nin ünlü ve duayen sayıldığı ülkede bu senaryonun izlenmemesi anlaşılıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Emre'ciğim. Ayrıca bunun film haline gelmiş şekli, düz yazı halinden kat be kat güzel, heyecanlı, sürükleyici olacak ama işte:((((

      Sil
    2. Üzülmeyin, elbet açılır bir kapı :)

      Sil
  2. Ah çıldırgan :)
    Bence bu senaryo dizi olsa, çok izlenir. Haddim değil ama bir şey söylemek istiyorum. Yarın olur da dizi haline gelirse, karakterlerin geçmişlerini de yazacak mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında 94 yılında ilk yazdığımda kedinin ismi Dartanyan'dı ama 2008 mi neydi senaryoma çok benzeyen bir Hollywood filmi izledim televizyonda. Kedinin ismi Dartanyan!!! Ben de değiştirdim. :( Karakterlerin geçmişlerine ilişkin tabii ki, flashback sahnelerle yapılabilir gerektikçe....çok sıkmadan izleyiciyi.

      Sil
    2. Sabırsızlıkla bekliyorum :)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Sevda'cığım...

      Sil
  4. Çok güzeldi bizlere kendi dizimizi çekme imkanı sundun yüreğine sağlık çok keyifliydi. ,bir gün inş hepimizin aynı anda ortak karatakterle izleyeceğimiz bir duruma geçer:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah inşallah Hatice'm, bu güzel dileğine çok teşekkür ediyorum. Beğenmene sevindim canım. :))

      Sil
  5. Müjdeciğim şimdi gördüm,yanıt yazdım,inşallah geç kalmadım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok Sevda'cığım seni bekledim zaten, kendi kafama göre doktorluk yapmak istemedim:) çok teşekkürler hemen bakıyorum canım:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...