17 Şubat 2016 Çarşamba

AŞK PERİLERİ - 7 -


" Ne? Bisiklete binmeyi bilmiyor musun?"
" Allah Allah herkes bilmek zorunda mı aşkım?"
Gökhan elinde bisikletçi kaskı bekliyordu. Aylin'in hayatı boyunca bisiklete binecek zamanı mı olmuştu o koca koca tıp kitapları varken? Gökhan, elindeki kaskı kızın güneş ışığını yansıtan saçlarının üzerine zorla taktı.
"Hayır ya, bu yaştan sonra bisiklete binmeyi öğrenemem."
"Ne varmış yaşında aşkım.?"
Aylin içinden "Ne tuhaf şu an kaç yaşında olduğumu bilemiyorum, 24, 25 olabilir."
"Ben aslında altmış yaşındayım!"
"Ne? Hahahaha! Daha neler!"
" Botoksla gençleşmiş olamaz mıyım?"
"Hahahaha. Kimse botoksla bu kadar gençleşemez hayatım. Ya da başka gezegenden gelmediysen..."
" Belki paralel bir evrenden geldim."
" O evrende altmış yaşındakiler senin kadar genç ve güzelse mesele yok."
Az sonra Gökhan, kaskını takmış, eşofmanlarını, spor ayakkabılarını giymiş Aylin'e bisiklete binmeyi öğretiyordu.
"Yere bakma! İleriye bak."
"Ay! Bırakma sakın!"
Gülüşmeler, kahkahalarla mutluluktan uçuyorlardı. Gökhan, anne ve babasına okudukları haberin doğru olduğunu ve Aylin'le evlenmeyi planladığını söylemişti.  Onlar da bir an önce Begonvil sitesine gelip, müstakbel gelinleri ile tanışmak istiyorlardı. 
"Allah'ım şükürler olsun. O sosyetik, boya küpü karılardan birini gelin diye getirmedi. Boncuk gözlümle bir tanışsak. Canım ya annesi, babası da yokmuş garibin."
"E artık annesi, babası biz oluruz hanım."
" Değil mi?... Bir an önce görmek istiyorum güzel gelinimi. Var ya Emel Sayın'ın gençliğine benziyor diyeceğim ama bu kız ondan da güzel. Hep Emel Sayın'a benzeyen gelinim olsun derdim. Allah dualarımı kabul etti e kalbim temiz."
" Sahi hanım öyle derdin değil mi? Hehehe, neyse dur bakayım, kafamı karıştırdın, sekiz harfli bir deniz canlısı...hmmm...."
-----
İki genç aşık ise bisiklet dersinden sıkılmış, ahşap iskelenin en ucunda yanyana oturmuş, dalgaları, rüzgar sörfü yapanları izliyorlardı. Aylin, başını Gökhan'ın omzuna dayadı.
"Artık ileride çocuklarıma anlatacak bir aşk hikayem olacak."
"E, herhalde aşkım. Sahi kaç çocuğumuz olsun?"
"İki, bir kız, bir oğlan."
"Tamam, bir tanesi senin gibi boncuk gözlü olsun ama..."
Aylin güldü ve devam etti.
"Bu arada tıp zor bölümdür biliyorsun, evlenince öyle beşamel soslu tavuk, zeytinyağlı sarma filan bekleme..."
"Yumurta kırmayı bilmem diyorsun yani..."
" Herhalde yani, mutfakta gün geçirerek profesör olunmuyor..."
"Ne? Profesör mü? "
Aylin kırdığı potu hemen düzeltti.
"Şey canım, yani profesör olmayı hedefliyorum da..."
"Ooo, hadi hayırlısı. Madem öyle yemekleri ben yaparım."
"Harika! Arada Çin yemeği de isterim haberin olsun."
"Çubuklarla yemeye alışayım o zaman."
" Hahaha, şaka şaka, Çin yemeklerini sevmem. Bizim tarhana çorbasını, yaprak sarmasını hiçbir ülkenin yemeğine değişmem."
"Hah şöyle yahu, korktum valla. "
Az uzakta, Korsan Definesi kafeteryada onları tanıyanlar aralarında konuşup, ikisinin birbirine çok yakıştığını söylerlerken, Nazan kafasındakileri uygulamaya geçiyordu. İlk iş olarak Gökhan'ın kankası Mehmet'le konuşmayı planlamıştı. Mehmet, dedektif romanları yazdığına göre bu işlerden anlaması gerekirdi. Annesine yürüyüş yapacağını söyleyerek, doğruca Melahat hanımların villasına gitti. Kadın, bahçedeki çamaşır kurutacağına çamaşır asıyordu. Gençkızı gördü:
"A! Nazan'cığım hoşgeldin canım."
"Hoşbulduk Melahat teyze. Şey, Mehmet abi buradaysa dedektif romanları ile ilgili bir şey soracaktım."
"A, öyle mi? E hadi hayırlısı. Arka bahçede romanını yazıyordu. Bir yıldır yazıyor hala bitmedi."
"Tamam görüşürüz..."
"Görüşürüz canım."
Daha sessiz olan arka bahçedeki masanın üzerinde kitaplar, notlar, kalemler ve bir fincan kahve vardı. Nazan masaya yaklaşınca burnuna mis gibi kahve kokusu geldi. Çalışmaya dalmış olan Mehmet başını kaldırıp genç kızı gördü.
"Mehmet abi merhaba. Kahve ne güzel kokuyor."
"A! Nazan'cığım! Merhaba, sen de ister misin?"
" Yok sağol Mehmet abi. Bir şey soracaktım sana"
" Sor tabii. Ama matematik olmasın matematiğim hiç iyi değildir."
" Yok matematik değil. Dedektiflikle ilgili bir şey."
----
Melahat hanım ıslak mayoları, havluları silkeleyip, verandadaki çamaşır askısına asınca, sıçrayan sulardan huylanan Sarman çardağa kaçtı. Kadın boş çamaşır sepetini alıp içeri girdi. Eşi telefonda beton atmak filan gibi işiyle  ilgili konuşuyor, yardımcı kadın ortalığı temizliyordu. Gün sırası Halide hanımdaydı, kendisi de mercimek köftesi yapıp götürecekti. Mutfağa gidip buzdolabında ne var, ne yok bakıp ona göre kadını markete göndermeye karar verdi. Begonvil sitesindeki villaların mutfak pencereleri arka bahçeye bakıyordu. Oğlu ile Nazan ciddi ciddi konuşuyorlardı. 
"Nazan'ın dedektiflikle ne işi olacak?" diye düşündü. Sonra "Aman bana ne" diyerek maydanozları, yeşil soğanları ve limonu çıkarttı. 
----
Mehmet'in yanağı seğirdi. Eliyle çenesini sıvazladı. 
" Kartta Aylin Alptekin ismini gördüğüne emin misin?"
" Eminim Mehmet abi. Tam ayağımın dibine düşmüştü. "
" İyi de kadın kartını vermiş olamaz mı?"
" Hizmetçisine mi? Kaç kişi hizmetçisine banka kartını verir Mehmet abi?"
"Bilemiyorum belki çok güveniyordur. Belki uzaktan akrabası filandır. Olamaz mı?"
" Ya, Mehmet abi, evi yaşlı başlı emekli bir doktor hanım aldı diye biliyoruz ama kadın ortada yok, güya kaplıcadaymış. Sen o kadar evi dayat, döşet kaplıcaya git. Bu kız kadının evinde kalıyor, jipine biniyor, kartını kullanıyor."
"Yani?"
"Ya aslında yaşlı kadını öldürüp yerine geçtiyse?"
" Yok artık!"
" Peki Mehmet abi tıp mezunuysa niye hizmetçilik yapsın? "
" Of! Nazan yani ben dedektif romanları yazıyorum ama sen de az Şarlok Holmes değilsin. Şimdi benim de içime kurt düşüreceksin. Eğer dediğin doğruysa, kankamın başı fena halde dertte demektir."
" İşte ben de onu diyorum ya. Bak onbeş gün olacak, kadın hala kaplıcadan dönmedi."
"Off Nazan! Tamam o zaman şöyle yapalım. Ben internetten bakıp bir özel dedektife bu işi araştırtayım. Önce kızın gerçekten tıp fakültesinden mezun olup olmadığını ve kaplıca işini araştırsın. Sonrasına bakarız. "
"Hah! İşte bu! Harikasın Mehmet abi."
" İnşallah sadece paranoya yapıyoruzdur..."
" Bana hiç öyle gelmiyor Mehmet abi, yani var ya jedi gibi sezgilerim vardır. "
"  Hey Allah'ım ya Gökhan duysa rezil olurum. Arkasından iş çeviriyor olacağım."
"Ama onun iyiliği için yapıyoruz Mehmet abi."
" Vaz mı geçsek yoksa?"
" Vaz geçme Mehmet abi, ne olur, en azından şu kaplıca ve tıp mezunu işini bir öğrenelim. Ne kaybederiz? Kimse bilmeyecek ki.... "
" Tamam, tamam peki. Ama dedektife bilgi lazım Ayşe hangi fakülteden kaç yılında mezun olmuş ve doktor hanım hangi kaplıcadaymış ağzını aramak lazım."
" Tamam o işi ben yaparım. Benim numaramı kaydet Mehmet abi, öğrenir öğrenmez sana söylerim. "
" Bak ama sakın şüphelendirme ve aman kimseye bir şey söyleme. Şimdilik aramızda kalsın."
Kız, elini ağzına götürüp fermuar çekiyormuş gibi yaptı.
"Yok, yok merak etme. Öylesine soruyormuş gibi yaparım. Hiç şüphelenmez."
" Söyle numaranı kaydediyorum..."
Nazan, Mehmet'in yanından içi rahat  ayrıldı. Villanın önünde jip yoktu. Kız eve gelir gelmez bir bahaneyle yanına gidecek ve gerekli bilgileri öğrenmeye çalışacaktı. Gözüne Aylin'in kapısının önündeki paspasın üzerinde rüyasında kuş kovaladığından bıyıklarını titreyerek uyuyan kedi ilişti.. Aradığı bahaneyi bulmuştu bile. 
----
Aylin ve Gökhan, popoları acıyana kadar tahta iskelede denizi seyredip sonra elele kumlarda yürümeye başladılar.  Hayranlarının bunaltan selfie, imza isteklerinden kaçmak için Korsan Definesi kafeteryadan daha uzaklara gittiler. Bir yandan da şeytan minaresi, deniz kabuğu topladılar. Gökyüzündeki birkaç beyaz bulut kalp biçimi oluşturunca gözlerinden kaçmadı, Gökhan hemen fotoğrafını çekip, facebook sayfasına gönderdi ve altına da 
"Montaj değildir az önce çektim. Bulutlar bile Ayşe ile aşkımıza şahit olmak istediler galiba." 
diye yazıp bir gülücük attı. 
Gökhan'ın facebook sayfasını an be an takip eden Nazan, saniyesinde paylaşımı görmüştü. Paylaşım beğeni rekoru kırıp, herkes kalp şeklindeki bulutları sayfasında paylaşırken, kız tırnaklarını kemirmeye başladı. 
" Bulutlar aşklarına şahitmiş! Geri zekalı Gökhan!"
diyerek tableti yatağının üzerine fırlattı. 
" Sarı çiyan! Senin foyanı meydana çıkartmazsam bana da Nazan demesinler!"
----
Mehmet google çubuğuna özel dedektif yazıp tıklattığında, karşısına  dedektiflik bürosu, özel dedektiflik danışmanlık şirketi, profesyonel özel dedektiflik gibi onlarca adres geldmişti.
"Vay canına! Memleket özel dedektif kaynıyor."
diyerek. Bir tane işinin uzmanı seçmeye çalışıyordu. Sonunda eski emniyet mensubu ve 'hakkımızda' bölümünde çözülmemiş olayları çözdüğü için gazete sayfalarına geçmiş parlak başarıları olan birinde karar kıldı.  Adamın ismi Tamer'di. Cep numarasına tıklarken " Çoluk çocuğa uyup iş yapıyorum, doğru mu yapıyorum acaba?" diyordu. Gökhan, kankasının sevdiği kızın peşine dedektif taktığını duysa ne derdi kimbilir! Ah! Nazan ah! Kendi paranoyasını ona da bulaştırmıştı. Kahrolası! Ama kızın söylediklerini de yabana atamıyordu. Ya doğruysa? Ya Ayşe denilen güzel ve masum görünüşlü kız soğukkanlı bir katilse? Aman Allah'ım! "
Karşı taraftan tok bir erkek sesi "Alo?" dedi. 
Mehmet bir an "Pardon yanlış çevirdim." diyerek kapatmayı aklından geçirdiyse de, kankasına bir şey olursa vicdan azabı çekeceğini düşünüp 
" Şey...merhaba ben numaranızı internetten buldum. Araştırmanızı istediğim bir konu var da..." 
Ve telefon konuşması bittiğinde özel dedektif Tamer, karşısında hiçbir masraftan çekinmeyen bir müşteri bulduğuna memnundu. Az önce içine çektiği sigarasının dumanlarını ejderha gibi iki burun deliğinden çıkarttı. 
"Yağlı kapı, işte bu iyi."
dedi. Kısa sürede müşterisi istediği ön ödemeyi anında hesabına yatırmıştı, kaplıcanın ismini öğrenir öğrenmez, adamın ilk uçakla oraya gidip, araştırmasını yapıp, yine ilk uçakla dönmesini istemişti. Araştırılacak kişi hakkında şimdilik tek bildiği Aylin Alptekin isminde 60 yaşlarında, emekli bir  doktor olduğuydu. Hemen google'a "Aylin Alptekin doktor" yazdı. Ekrana Aylin'in son görev yaptığı hastanenin internet sayfası, Aylin'in gümüş , topuz saçlı ve gülümseyen son fotoğrafı, özgeçmişi geldi. Tamer çıktı aldı, ayrıca resmin fotoğrafını çekti. Başka neler var diye sayfanın altlarına indi. Nöroloji kongrelerinde sunulan bildiriler, anlamadığı Latince terimlerle dolu nörolojiyle ilgili bilimsel çalışmalar vardı. Daima yaptığı üzere emniyetteki sıkıfıkı dostlarından hemen yaşlı kadının GBT'sini de istedi. Tahmin ettiği üzere 'örnek vatandaş' bir GBT geldi. 
Nazan'ın annesi de çardaktaki diğer hanımlara 
" Çocuk değilsin ki, biber süreyim tırnaklarına. Of! Çocuğun mu var, derdin var!" 
diye yakınıyordu.
Aylin'in teyzesi Meryem ise kızın yanına taşınmayı mahsus bahanelerle ertelemişti. Genç aşıklar başbaşa gezip tozsunlar, hayatın ve aşklarının tadını çıkartsınlar, hayırlısıyla nişan, düğün evlensin, yuvalarını kursunlar o zaman yine yanlarında yaşlı bir teyze isterlerse gidecekti. Kızsa perilerin kendisine verdiği bu ikinci şansı çok iyi kullanmaya kararlıydı. Gökhan ona ömür boyu "boncuk gözlüm", "Mavi boncuğum"; o da Gökhan'a "aşkım" diyecekti. Nişan ve düğünde mutlaka "Love Is A Many Splendor Thing" ile vals yapacaklardı. Yıllar geçse, aşk bitse bile  sevgi azalmayacaktı. Elele gezen iki pinpon olacaklardı.
----
Ertesi gün, Gökhan Eylül'de dizinin yeni sezonu ile ilgili bir konuda günü birlik İstanbul'a gitmek zorunda kalmıştı. Bu, Nazan'ın Aylin'i tek başına yakalaması için fırsat oldu. Zaten kız zayıflama yürüyüşü bahanesiyle villanın etrafında dört dönüyordu. Aylin,  çömelmiş, Sarman ve siyah beyaz renginden ötürü Çarşı adını koyduğu hamile kediye kuru mama veriyor, bir yandan da ikisini mıncıklıyıp, seviyordu.  Nazan, kısık gözlerini Serengeti düzlüklerinde gazel görmüş aslan gibi kıza kilitlemişti. Sonra bahçe kapısını açıp kızın yanına doğru gitti. Misafir geldiğini gören Aylin ayağa kalktı. Kızı çardakta, orada, burada görüyordu ama henüz pek samimi değillerdi. 
"Ayşe abla merhaba!"
"Merhaba canım."
"Şey, sizi hep görüyordum ama bir türlü gelip hoşgeldiniz diyememiştim. Ben Nazan. "
" Hoşgeldin Nazan'cığım, ben de seni çardaklarda, yürüyüşte hep görüyordum. Bir şey içer misin?"
" Yok sağolun, kediler için bende fazla kuru mama vardı da onu getirmek istedim."
"A, teşekkür ederim canım, şuraya koyabilirsin."
" Biliyor musunuz eskiden bize de gelirlerdi ama artık hep sizdeler, bize hiç uğramıyorlar."
"A, üzüldüm buna. Hay Allah."
"Yok, yok üzülmeyin, yani annem kedileri uzaktan sever o yüzden memnun bile oldu."
"O zaman isabet olmuş. Benim hiç kedim olmamıştı, o yüzden biraz şımarttım bu ikisini."
" Niye hiç kediniz olmadı Ayşe abla?"
"Şey öğrenciyken ilgilenemiyor insan, tıp zor bölüm, annem, babam da çalışıyorlardı..."
"Ay ne güzel keşke ben de tıp kazansam, lise sondayım."
" Çalışırsan neden olmasın Nazan'cığım?"
"Şey siz hangi okuldan mezunsunuz Ayşe abla, merak ettim de...yanlış anlamayın"
"Yok canım, niye yanlış anlayayım. İstanbul tıp. "
"Ay ne güzel. Herhalde yeni mezunsunuz?"
"Şey...."
Aylin ne diyeceğini şaşırdı. Dudağını kemirdi. Kıza mezun olalı neredeyse 40 yıl geçtiğini anlatamazdı. 
"Evet...geçen yıl mezun oldum."
"Ben de sınava gireceğim seneye. "
Aylin konuyu değiştirmek istedi, niyeyse kız geçmişini kurcalamak istiyor gibiydi. 
"Hangi bölümü istiyorsun?"
"Bilmiyorum ki...şey, sahi annenannem bir şey sormamı istedi size, hani sizin doktor hanım kaplıcadaymış ya, anneannemin de romatizmaları var da, onu sor dedi; hangi kaplıcaysa seneye de ben de gideyim diyor da..."
'Ah..."
Allah'ım bu kız nereden çıktı. Kahretsin! Şimdi de kaplıcayı soruyor diye düşünen Aylin, 
"Kızılcahamam" diye uyduruverdi.
Nazan'ın daha fazla oyalanmasına gerek yoktu, kibarca izin isteyerek gitti,  yeterince uzaklaştığına kanaat getirince hemen telefonunu çıkartıp Mehmet'e istediği bilgileri yolladı. Yıl: Geçen yıl, kaplıca: Kızılcahamam. A, ne güzel isim o öyle, İzmir'de mi buldun? Aman ne olur dikkat edin benimki de biraz kilolandı, çok hastalıklar açıldı başına:( hala da daha tam iyileşemedi:((( yol yakınken light mama vs. ile kilosunu kontrol edin...

6 yorum:

  1. ay Müjde yaa,karışmasın işler yaa,ne güzel mutluluğu bulmuştu meslektaşım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevda'cığım meslekdaşının başı daha çok derde girecek:)))ama merak etme sonu kötü bitmeyecek:)

      Sil
  2. Yılan Nazan'ı saçlarından kavrayıp ağzına da kürekle vurabilir miyim ?
    :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))))vurabilirsin Zeugma' cığım...:)))

      Sil
  3. Gençleşip mutlu mesut yaşayacakken nerden çıktı Nazan'da ya? :D Hikaye ilginçleşmeye başladı, dedektifler falan :)) Ellerine sağlık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E, her şeyin bir bedeli var:))))çok teşekkürler, okuyan gözlerine sağlık:))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...