13 Şubat 2016 Cumartesi

AŞK PERİLERİ - 6 -

VE AŞK KAPIYI ÇALAR
Sabah olduğunda ustalar Gökhan'a villadaki tadilatın bittiğini müjdelediler. Genç adam artık kankasının evinde oturmak, Melahat hanımlara rahatsızlık vermek - gerçi kadıncağız onu da kendi oğlu gibi görüyordu ve hiç şikayeti yoktu - zorunda kalmayacaktı. Ayrıca insanın kendi evi gibi yoktu. Tüm mobilyaları, halıları seçmişti, bir telefonla hepsi gün içinde gelecekti. İçin için bu evin bir görüşte aşık olduğu o kızla oturacağı ev olması için dua ediyordu. 
Kahvaltıdan sonra çiçekçiye gidip taze çiçekleri kendi eliyle seçmeden önce, kankasıyla bu özür dileme konusunda uzun uzun konuştular. 
"Ya abicim, tamam çiçeklerle kapısına gidip özür dileyeceğim. İyi de sonra? Yani bir yerde bir şey içmek ya da yemeğe gitmeyi teklif etsem? Yoksa çok erken mi olur? Ne dersin?"
" Bence erken olur. Bugün sadece özür dilersin. Çiçekleri verirsin. Hemen askıntı olma."
" Hıı....haklısın. Şey ama of ya! Acaba çıktığı biri var mıdır? "
"Onu öğrenmekten kolay ne var kanka? Kız yeni taşınmadı mı?"
"Evet?"
"Anneme söylerim şöyle bir hoşgeldin keki yapıp müstakbel yengemize götürür. E, kız da herhalde içeri davet eder. Annemi bilirsin geri döndüğünde kızın GBT'sine kadar bize anlatır."
" Sahi yapar mı?"
" Niye yapmasın oğlum, kankam değil misin? Üstelik senin sırılsıklam aşık olduğunu biliyor. Sevenlerin arasını yapmaya bayılır. Hatta sen çiçekçideyken annem bu işi halleder. "
" Oldu bu iş. Sağol ya kanka. Of içim rahatladı. Hadi o zaman ben çıktım."
Gökhan,  çiçekçiye gitmek üzere çıkınca, Mehmet de mutfağa gidip annesine planı anlattı. Kadıncağız yeni villanın içini o kadar merak ediyordu ki, dünden hazırdı. Hemen yuvarlak büyük cam kasenin içine üç yumurta kırdı. Onbeş dakika sonra  'hoşgeldiniz' keki fırına konmuştu bile. Kırk, kırkbeş dakika geçtiğindeyse sıcak sıcak kekle Aylin'in zilini çaldı. Tahmin ettiği üzere kız evdeydi. Zaten cip de oradaydı. Ve Melahat hanımı içeri davet etti. Henüz kahvaltı etmemişti. Aylin çay koyarken, kadın evi gezmek için izin istedi. 
"Tabii ki..."
Melahat hanım Aylin'in Allah vergisi zevki ve Canan'ın da işlevsellik, ergonomi, marka seçimi gibi önerileriyle dekore edilen salona hayran kaldı. Hem sade, hem fırfırlı yastıklar, saksıda menekşeler, Japon yelpazesi, minyatürler, zarif mumluklarda mumlar, antika bir gramofon, bol bol kitap gibi bir evi ev yapan küçük ayrıntılarla romantik ve sıcak bir evdi. Gümüş bir çerçeve içinde bir hastane önünde çekilmiş bir resim gördü. Bir tanesi şu anda kaplıcada olan doktor hanım olmalı diye düşündü. Tam hangisinin Aylin Alptekin olduğunu soracaktı ki, Aylin elinde kedili ahşap tepsisi, çaylar ve Melahat hanımın çikolatalı kekiyle geldi. Kız,  
" Burada mı içelim çaylarımızı, çardakta mı?"
diye sorunca, Melahat hanım
" Burada içelim canım. Zaten her öğleden sonrasını çardakta geçiriyoruz."
"A, evet biliyorum...şeker?"
" Şekersiz içiyorum Ayşe'ciğim. Çok kilo aldım. E, doktor hanım ne zaman dönecek kaplıcadan?"
"Şey, bilmiyorum yani bir şey söylemedi..."
" E, demek çok beğenmiş neyse artık gelince tanışırız..."
Melahat hanım tabağını da alarak kendi evine döndüğünde ise Aylin kadına söylediği yalanlar yüzünden hem çok huzursuz, hem pişmandı ama yapabileceği başka bir şey de yoktu. Kadına "Aslında ben doktor Aylin'im ama periler gençleştirdiler" diyemediği gibi başka bir sürü yalanlar da söylemişti. Arada doğrular da vardı, annesinin babasının hayatta olmadığı gibi.  Annesi, babası olmadığından çalışmak zorundaydı ve doktorun yardımcılığını yapıyordu. Melahat hanım hangi bölüm diye sorunca o konuda doğruyu söyledi: Tıp. 
 Mehmet, annesinden aldığı bilgileri hemen kankasına yetiştirmek için telefonunun tuşuna bastığında, Gökhan, çiçeğini almış, Begonvil sitesine doğru geliyordu. Arabanın kasetinde "Menekşe Gözler Hülyalı, Bakışları Pek Manalı" çalıyordu. Böyle ağır şarkıları dinleyeceğini rüyasında görse inanmazdı. Telefonu çaldı, ekranda "kanka" yazısını görünce heyecanla kulaklığını taktı. 
Mehmet, kankasını önce "Abicim üzülme ne olur ama kız sözlüymüş" diye işletecekti ama arabada olduğunu dikkate alarak vazgeçti. Mazallah bir kamyona filan bindirebilirdi. 
"Abicim gözün aydın yengemiz tıp okumuş, sözlüsü, mözlüsü, çıktığı kimse de yokmuş. " 
Birkaç gün sonra  Gökhan'ın annesi Zeynep hanım
"Ayol komşular çatlayacak, doktor gelinim olacak diye! Oh! Çatlasınlar..." 
diye zil takıp oynayacaktı. Tabii her şey tepetaklak olana kadar.
----
Kokulu, beyaz şebboylar, lilyum, papatya ve aralara serpiştirilmiş yeşilliklerden oluşan kır çiçekleriyle, Aşk ve Nefret dizisinin ünlü oyuncusu,  ikinci kez Aylin'in evinin kapısının önündeydi.  "Bismillah" diyerek zile bastı ve bekledi. Birkaç saniye sonra Aylin, bu sefer kendisine dört beş beden bol gelen ve düşmesin diye bir eliyle tuttuğu eşofmanlar içinde değil,  gözlerine çok yakışan turkuaz, askılı bir yazlık elbiseyle kapıyı açtı. Başak saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Elinde harika çiçek buketiyle bu da kim diyecekti ki, hatırladı: Villadaki ilk gün sabah sabah zilini çalan manyak. 
"Şey, me- merhaba."
"Siz....?"
"Evet, o sabah zilinizi çalıp rahatsız eden salağım.  Şey, ben özür dilemek istedim. Normalde yeni taşınan komşuların kapılarını çalıp rahatsız etmek gibi bir huyum yoktur ama..."
"Bu çiçekler de özür için mi?"
" Kabul ederseniz evet. Binlerce özürlerimle birlikte..."
" Çiçeklere dua edin o zaman, affettim. O kadar güzel kokuyorlar ki, şebboyu çok severim."
" Çok teşekkür ediyorum. Şey, bu arada tanışmadık, ben komşunuz Gökhan..."
Gökhan elini uzattı. Aylin, uzatılan eli sıktı. Afacan çocuğa benziyordu kapıda duran genç, yakışıklı adam. 
" Ben de Ay...şe" 
Az kalsın Aylin diyecekti. Yeni ismine hala alışamamıştı. 
Güzel kız ile yakışıklı oyuncu kapıda konuşurlarken, Nazan, arkadaşları Sebuş, Suna ve Saadet'le yüzleri al al, yürüyüşten dönüyorlardı. İkisini ilk Sebuş gördü.
"A! Kızlar, Gökhan Akın! "
Nazan onları öyle kızın elinde de çiçeklerle görünce mümkün olsa kinetik enerji yayan bakışlarıyla Aylin'i oracıkta yok edecekti. Tırnağını yemeye başladı ve yanındaki kızlara
" Bu kız da nereden çıktı? Ne o öyle çiçekler, miçekler?"  
diye sordu. Sebuş cevaben
" Nazan'cığım korkarım senin Gökhan Akın'ı kendine aşık etme planın suya düşmüş. Baksana." dedi.
" Hadi oradan be. Bu kız kim ki?"
Suna
" Ben tanıyorum annem söylemişti, yeni taşınan emekli doktorun yardımcısıymış. Allah için güzel kız."
Nazan dudağını bükerek
" Hizmetçi yani?...
dedi.
"Yani..."
Nazan tırnaklarının tadına bakmaya devam ederken
 " Yok artık. Gökhan Akın, hizmetçi parçalarına kalmadı herhalde." dedi.
Saadet
" Kızlar, erkek milleti için meslek filan önemli değildir.  Hizmetçi, mizmetçi, baksanıza bildiğin sarışın afet. Bence hiç şansın yok Nazan'cığım. " diye araya girdi.
Nazan iyice sinirlendi.
" Hahaha, aman bana ne! Gökhan Akın bi hizmetçiyle çıkacaksa çıksın."
Saadet 
"Siz tartışa durun valla ben bi selfi çektireceğim. Ne güzel olur, instagrama koyarım. Ay, tüm kızlar çatlayacak. "
Saadet elinde cep telefonu, koşa koşa villaya doğru gitti. İki ablası ve Nazan da onu izliyorlardı. Az sonra Saadet, Gökhan'la yanyana poz verdi, adamın elini sıkıp geri döndü. 
Aylin dizilerle işi olmadığından şaşırmıştı. 
" Anlaşılan ünlü birisiniz. Ama  kusura bakmayın çıkartamadım. Magazin filan hiç takip etmem."
"Şey, dizi oyuncusuyum."
" A, ne güzel. Hangi dizi?"
"Aşk ve Nefret. Şu an sezon tatilindeyiz ama..."
"Hmm...valla hiç dizi izlemem ki, daha doğrusu televizyon izlemem. İnternette film izlemek daha hoş."
Aylin, Gökhan'la sohbeti ilerletirken, Saadet, Nazan ve ablalarına çektirdiği fotoğrafı gösteriyordu. Tam yedi gün sonra Meryem teyzenin, üzerinde beyaz dantel örtü olan telefonu çaldı. Arayan Aylin'di. 
"Alo?"
"Teyziş benim. Cepten aradım seni ama ulaşılmıyor dedi."
" Telefonum arızalandı kızım."
" Zaten onların modası geçti teyzişim, sana en son model alalım. Ama önce iyi haberi kaçırma"
"Hayrolsun?..."
"Aşık oldum."
Hattın öteki ucundan uzun bir "A" geldi. Aylin ağzı kulaklarında devam etti.
"O kadar mutluyum ki, teyziş. Havalara uçacak gibiyim."
"Canım kızım çok sevindim çok. Şey, neyin nesi, kim? Ne iş yapıyor? Kaç yaşında?"
"Teyziş! Teker teker sor. Hahahaha....şey, ünlü biriymiş. Ben tanımıyordum dizi izlemem ya, Aşk ve Nefret diye bir dizinin oyuncusuymuş. Kızlar görünce hemen üşüşüyorlar Gökhan bey diye. Yaşı da tam otuz."
"A, ben izliyorum o diziyi ama oyuncuların adını bilmem hangi rolde olduğunu söylersen çıkartırım ama"
"İnternette baktım oynadığı diziye, eskilerin deyimiyle filmin esas oğlanını oynuyor, Tamer'i"
"A! En sevdiğim çocuk. Seyrederken hep "Ah ne iyi çocuk şu Tamer" diyordum. Hatta kötü bir kadın var şeytan! Şeytan! Tamer'i kandırdı, yalandan hamileyim dedi ama neyse uzatmayayım. Çok sevindim kızım. Çok mutlu ol. "
" Yakında seninle de tanıştırırım teyziş yalnız tabii bir sorun var."
"Hayırdır kızım?"
"Ona aslında altmış yaşında olduğumu söyleyemedim. Aslına bakarsan buradaki komşularımın hiçbirine söyleyemedim. Beni Ayşe olarak biliyorlar."
"A! Bak bunu hiç düşünmemiştim. E, ne olacak sonra?"
"Bilmiyorum teyziş. Şimdilik o kadar mutluyum ki. bunu düşünmek istemiyorum. Bir gün münasip şekilde anlatırım umarım. O gün gelince sen de bana destek olursun, peri hikayesini anlatarak. Neyse şimdi kapatmam lazım. Gökhan'la kumsalda yürüyüş yapacağız."
"Tabii destek olurum kızım. Çok öptüm."
"Ben de teyziş. Görüşürüz."
Aylin'in öpücük sesiyle telefon kapandı. 
-----
Deniz çarşaf gibi, kumsal kumdan kaleler yapan minikler, güneşlenen anneler, babalarla doluydu. Korsan Definesi kafeteryada her cumartesine özgü 'Korsan Günü' vardı. Korsan kıyafetli kadın ve erkek garsonlara çocukların ilgisi büyüktü. Aylin - Gökhan ve Begonvil sitesindeki komşularının bildiği ismiyle Ayşe - ve Gökhan, kumlarda elele yürüyordu. Kafeteryadan gelen müzik nasıl bir tesadüfse Aşk Çok Harika Bir Şeydir - Love is A Many Splendor Thing'di. Sinatra'nın eşsiz benzersiz sesini duyan kız,
"Biliyor musun aşkım, birkaç hafta önce bir filmin tam sonuna denk gelmiştim. Yazılar çıkarken, bu şarkı çalıyordu ve iki aşık kumsalda elele yürüyordu."
" Gerçekten mi?"
" Gerçekten" diyerek sevdiğinin omzuna başını yasladı. Ona o filmi izlerken altmış yaşında olduğunu anlatamazdı. 
" Gökhan bey! Gökhan bey!"
" Ya kardeşim beni burada da mı buldunuz?"
Gökhan'ın şaşkınlığının sebebi, kıvırcık siyah saçlı, keçi sakallı bir magazin muhabirinin elinde kamerasıyla ikisini yakalamasıydı. 
" Ne yapalım Gökhan bey, biz de ekmeğimizi buradan kazanıyoruz."
" Sen de haklısın arkadaşım. Zaten saklayacak bir şeyimiz yok, değil mi hayatım?"
Aylin gülerek başını salladı.  Adam peşpeşe deklanşöre basarken Gökhan devam etti.
"Yaz kardeşim yaz. Aşığım bütün dünya duysun. Hayatımın aşkını buldum. Yaz sonunda düğün var diye yazın hem de."
" Yazmaz mıyım? Tebrikler Gökhan bey." 
Adam "Vay canına yahu, hayatımın röportajı olacak. Şansa bak. Turnayı gözünden vurdum" diyordu. Denizlerin altından döşenen fiber internet hatları sayesinde kısa süre sonra Aylin ve Gökhan'ın poz poz mutluluk fotoğrafları magazin sitelerine, oradan facebook hayran sayfalarına düştü. 
----
Mustafa bey, her zamanki koltuğunda oturmuş, arkası silgili kurşun kalemi elinde 
" Anavatanı Afrika olan bir tür süs bitkisi...m ile başlıyor..menekşe"
derken, elinde laptop Kübra internette geziniyordu ki, gözleri büyüdü. Annesi 
"kız sen yine takara-tukara Japonca anime mi izliyorsun?" diye sordu.
"Yok! Anne! Abim evleniyormuş!"
Yemek masasında yardımcısı Nuriş'le birlikte yaprak saran Zeynep hanımın ağzı açık kaldı. Nuriş de şaşkındı. 
"Ne? Bizden habersiz mi? İnanmam. Magazincilerin uydurmasıdır yine."
"Hanım bizim oğlan bizden habersiz evlenmez, yapmaz öyle şey." 
dediyse de Kübra haberi okumaya başladı.
" Bodrum'da tatilini geçirmekte olan Gökhan Akın, hayatının aşkını bulduğunu ve yaz sonunda evlenmeyi düşündüklerini açıkladı. Güzelliğiyle göz kamaştıran müstakbel gelin adayı Ayşe Aydın'ın tıp fakültesi mezunu olduğu söyleyen Gökhan Akın, dizisinin yeni sezonu başlamadan önce evlenmeyi planladıklarını açıkladı. "
Zeynep ve Mustafa çifti kızlarının yanına gelerek, kapağını açmasını kapamasını bilmedikleri makinenin ekranına bakmaya başladılar. 
" Ayol kız bir içim su. Hem de tıp mezunu. Bayıldım bey."
" Valla benim de gözüm tuttu hanım hanımcık."
"Ay anne, ben de çok sevdim. Ay, inşallah çabucak tanışırız. Biz ne zaman gideceğiz sahi anne?"
" Kız sen annenin karnında nasıl sekiz ay sabrettin, gideceğiz işlerimiz bitsin. Bey ben oğlanı arayıp bir sorayım bakayım doğru mu yalan mı diye yine de, belli olmaz bu gazetecilerin işi."
" Sor bakalım hanım benden de selam söyle."
----
Haberi gören sadece Gökhan'ın ailesi değildi tabii. Nazan da odasında yatağına uzanmış, kucağındaki laptopa bakarak tırnaklarını kemiriyordu. Sonra kalktı, bilgisayarını çalışma masasının üzerine koydu, kabloyu taktı, print'e bastı. Yazıcıdan iki aşığın resimlerini aldı. Uzun uzun baktıktan sonra, kalem kutusundan sivri uçlu bir kalem alıp, Aylin'in gözleri deldi. 
" Seni sarı çıyan! Pislik! Tıp mezunuymuş! Yalancı! Madem öyle niye hizmetçilik yapıyorsun? "
Nazan o dakikadan itibaren gerek kendi annesi, gerek çardak hanımlarının ağızlarından laf almaya çalışarak, kız hakkında araştırma yapmaya karar verdi. İçinden bir ses bu kızda bir şeylerin olduğunu söylüyordu. Kendi kendine 
" Yaşlı doktorun evinde kalıyor, jipiyle geziyor ama evin esas sahibi hiç ortalarda yok. "
Pazartesi sabah erken saatte Nazan'ın şüphelerini katlayacak bir gelişme oldu. O sabah Aylin üzerinde kot pantolon ve beyaz bir tişörtle verandada Gökhan'la 'tombul' ismini koydukları siyah beyaz hamile kediyle sohbet ediyordu. 
" Kızım mama bitmiş affedersin annen aşık oldu, kafası durdu. Hemen bankmatiğe gidiyorum para çekiyorum evde bozuk para kalmamış, sana mama alıp geliyorum. Tamam mı? Bekle beni burada. Bir yere kaybolma. "
Aylin, kedinin başını okşayıp, yürüyerek sitedeki bankmatiğe gitti. Emekli maaşının yatmış olması gerekiyordu. Pazartesi olduğundan bankmatiğin önünde biraz sıra vardı. En arka sıradaki Nazan'dı. Aylin, genç kızın arkasında durup sırasını beklemeye koyuldu.  Koca göbekli bir beyin işi bitince, sıra Nazan'a geldi. Nazan şifresini tuşlarken, Aylin cüzdanından banka kartını çıkartırken yere düşürdü. Kart uçarak tam Nazan'ın ayağının dibine kondu. 
" Pardon! " 
Nazan kızın eğilip kartını alması için biraz kenara çekildi. Aylin, daha yerdeki kartı almadan kartın üzerindeki isim soyadını okudu : Aylin Alptekin. 
Lise sona giden kızın analiz yeteneği bir dedektif olabilecek kadar iyiydi. 
"Aylin Alptekin mi? Doktorun kartını mı kullanıyor Nasıl ya.. kim hizmetçisine banka kartını verir ki?" 
Sonra alelacele annesinin söylediği miktarı hesaba gönderdi. Kartını aldı ve gidiyormuş gibi yaptı ama gitmedi. İki yanı çam ağaçlarıyla, kavuniçi, beyaz çiçekli yolun kenarında durup telefonla konuşuyormuş gibi yaparak Aylin'i gözetlemeye başladı. 

14 yorum:

  1. Pissss Nazan :))
    Hani şu dizileri izlerken konuşan yaşlı teyzeler olur ya, bende senin senaryonu okurken alttan konuşuyorum kendimle :)))
    Hadi bakalım hayırlısı ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha:)))o yaşlı teyzelerdenim bende:)))
      çok teşekkürler..

      Sil
  2. Nazan ve kıskançlığı sayesinde Aylin'in sırrı hemen çözülmez inş :))
    Kadın biraz hayatını yaşasın. Gençliğinin, güzelliğinin, ünlü ve yakışıklı sevgilisinin tadını çıkarsın Müjdecim yaa ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahahaha:)))anladım ne demek istediğini, merak etme çıkartacak ama tabii kolay olmayacak:)))

      Sil
  3. Kadın milletinin kadın milletinden çektiğini kimse kimseden çekmemiştir azizim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle ve maalesef öyle mirim:)

      not: Eskilerin bu hitap şekilleri ne hoştu değil mi?

      Sil
    2. Çok hoştu gerçekten de :)

      Sil
  4. Çok güzel gidiyor,ellerine sağlık.Merakla bekliyorum.Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Nur'cuğum, sevgiler...

      Sil
  5. Aşık ve kıskanç bir kadından her şey beklenir :D Nazan'da bu gruba giriyor sanırım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle sevgili arkadaşım. ....:))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...