4 Şubat 2016 Perşembe

AŞK PERİLERİ - 3 -

İLK GÖRÜŞTE AŞK MÜMKÜN MÜ? 
Bilim adamlarına göre pekala da mümkündü. Trinity Üniversitesinde denekler üzerinde bir araştırma yapılmış ve ilk görüşte aşkın beynin medyal prefrontal korteksiyle yakından ilgili olduğu saptanmıştı. Hatta buluş bilimsel bir dergide yayınlanmıştı. Bunu niye mi anlattık? Birazdan anlayacaksınız.
Lilibel, üstlendiği vazifesinde başarısız olma korkusuyla avizenin üzerine kondu, kuş bakışı güzel salonu seyretmeye başladı. Yaşlı kadın da, yol yorgunluğunu atmak için valizinden bornozunu, havlusunu ve havlu terliklerini alıp, jakuziye girdi. Su sesini duyan minik peri de peşinden. Aylin'in haberi yoktu tabii ama küçük Lilibel, kadıncağızın yasemin esansı damlattığı jakuziyi pek sevmişti. Kadınla birlikte o da güzel bir banyo yaptı. "Oh, bizim ormanda yok böylesi" diyerek sevinçle kanatlarını çırparak suları sıçratınca Aylin, bir an hayal gördüğünü sandı. 
" Bu suları ben mi sıçrattım? Allah Allah! Yorgunluktan hallüsinasyon görüyorum galiba..." 
Az sonra saçlarını kuruttu, giyindi. Yorgunluktan bitmişti ve bir an önce uyumak istiyordu ama çok acıktığı için önce köyden aldığı ekmek, peynir ve yumurtayla bir güzel yumurtalı ekmek yaptı, dumanı üstünde bir fincan çayla elinde tepsi salona gitti. Uykusu kaçmıştı, televizyonu açtı.  Palmiyeli, incecik kumlu kumsalıyla tropik bir ada, tepelerinde güneş, önlerinde uçsuz bucaksız okyanus manzarasıyla, iki genç sevgili elele kumsalda yürüyordu. Ayakları çıplaktı ve adım attıkça kumlara gömülüp, arkalarında iz bırakıyordu. Kız başını sevdiğinin omzuna dayamıştı, sol elinde kalp şeklinde pembe bir balon vardı. Yazılar çıkmaya başladı. Anlaşılan filmin sonuna gelmişti. Aşk Çok Harika Bir Şeydir - Love is a Many Splendor Thing şarkısı çalıyordu. Bu kadarı da fazlaydı. 
"Ah! Tanrı'm mahsus mu yapıyorsun?"
diyen Aylin'in gözlerinden yaşlar gelmeye başladı. Lilibel şaşırmıştı.
"Periler aşkına ne oldu bu kadıncağıza? Oysa romantik güzel bir filme benziyordu."
Aylin kağıt peçetelerin birini bırakıp, diğerini alıyor, kah gözyaşlarını, kah burnunu siliyordu. Beş dakika içinde vintage tepside bir peçete dağı oluştu.
"Çok geç...artık çok geç!  Keşke yeniden genç olsam. Keşke yeniden yirmi beş yaşında olsam. "
" To öd ısofşdh!" (peri diliyle 'oh be nihayet!")
Lilibel, havaya zıpladı, elindeki sihirli ışınlar perdelerde ve duvarlarda gökkuşakları oluşturuyordu, nasıl sevinmesin ki,  faninin ençok istediği şeyi öğrenmişti.  Görevini başarmıştı. Yaşlı kadın ise televizyonu kapatıp, kanepede uyuya kalmıştı. 
" Oh be nihayet! Demek en çok istediğin şey yeniden yirmi beş yaşına dönmek. Madem öyle işe koyulalım.  Sabah kalkınca çok şaşıracaksın. 
----
Begonvil sitesi  o sabah bir ilk görüşte aşka tanık olacak ve Teksas, Trinity Üniversitesi bilim adamlarını haklı çıkartacaktı.
Bol yıldızı gecede, Ay sarı ve yer yer koyu gölgeliydi. Diğer villaların ışıkları sönmüş ama Aylin Alptekin'in villası ışık gösterisi içindeydi, evin bacasından, kapısına kadar her yerde ışıklar dans ediyordu, tabii bunu faniler göremiyordu. Sadece bahçedeki kediler olağanüstülüğü farkettiler.   
Lilibel çalıştıkça, Aylin'in pamuk saçları tekrar başak rengine dönerken, göz altlarındaki kaz ayakları kayboluyor, gıdısı, fazla kiloları gidiyor, yüzü ve vücudunun her noktası buharlı ütüyle ütülenmiş gibi geriliyordu. Kaybolmuş tüm kolajenler, hyarülonik asitler geri gelmişti, hiçbir anti-aging kreminin, serumunun yapamayacağı şeyleri yapmıştı küçük peri. Ay ve yıldızlar evine girerlerken, lilibel 
"Hoşçakal pinpon tey- a pardon artık pinpon değilsin, hoşçakal güzel kız"
diyerek duvardan geçip gitti. 
Acaba yeniden gençleşmenin mapus ranzalarında yatmak dahil kötü sonuçlar doğuracağını bilse Aylin böyle bir dilek diler miydi?
----
Sanatçıların, cüzdanı şişkin market zinciri sahiplerinin, dededen zenginlerin oturduğu sitenin üzerindeki karanlık yavaş yavaş önce laciverte, sonra koyu maviye, daha sonra da açık maviye dönüştü, yapraklarını kapatmış güller yeniden açtılar, sitenin kedileri salkımsöğütlere konan serçelere bakarken bıyıklarını titretip, mavladılar. Saat dokuza gelmişti ama Aylin hala kanepede uyuyordu. 
Bitişik villadakiler kapıdaki cipi görmüştüler. Nihayet yeni komşuları taşınmıştı. Gökhan bu günü bekliyordu.
" İki çift lafım olacak fırsatçı bunağa."
Kankası Mehmet inatçı arkadaşını vazgeçirmek için nafile dil döküyordu.
" Ya abicim, bırak Allasen, annem kahvaltıyı hazırlıyor, çardakta bir güzel kahvaltı eder sonra yüzmeye gideriz, kızlarla tanışırız. Buraya eğlenmeye mi geldin kocakarılarla uğraşmaya mı?"
" Ne yapayım kanka, içime sindiremiyorum. Benim alacağım villayı akbaba gibi kaptı. "
Mehmet, ne yaptıysa ünlü oyuncu yatışmıyordu, kaşları çatı şeklini almış, yüzü pancar gibi, yumruğunu sıkmış bir halde, Aylin'in villasına doğru yürümeye başladı. Kankası arkadan seslendi.
"Of be kanka anladık oğlak burcusun da, insan bu kadar mı inatçı olur?"
Gökhan arkasını dönmeden seslendi. 
"Aynı zamanda güvenilir insanlardır"
"Ne?"
"Oğlaklar"
Mehmet'in annesi elinde kahvaltı tepsisiyle verandaya çıkıp, Mehmet'in gittiğini görünce oğluna dönerek 
"A? Mehmet niye gidiyor daha kahvaltı edeceğiz? Bir şey mi oldu?" 
"Sorma anne ya, yeni taşınan komşuya hesap soracakmış hani kızıp duruyordu ya..."
"A, ayol kadın yaşlı başlıymış, çok ayıp olur, bizim de aramızı bozacak mani olsaydın! "
" Denemedim mi sanıyorsun? Dinlemiyor ki.."
" Hay Allah'ım çocukken de böyleydi bu...otuzuna geldi ama hala büyümedi! Neyse ben çaya bakayım sen şu tepsiyi masaya koy...."
Mehmet tepsiyi masaya koyup, parlak yeşil zeytinlerden birini ağzına atıp, Gökhan'a baktı. Kankası yeni komşularının ziline bastı ve mahsus parmağını zilden kaldırmadı.  Aylin hala uyuyordu. Yeniden yirmibeş yaşına döndüğünün farkında değildi, kaynana zırıltısı gibi bir zırıltıyla sıkıntıyla, gözleri salonun tüllerinden yansıyan ışıkla kamaşarak açtı.
" Of! Ne oluyor yahu? Kim bu alacaklı gibi?" 
Ayağa kalkınca üzerine bol gelen eşofman yere düştü. Zil hala çalıyordu.
"Allah Allah niye düştü ki, bu? Daha yeni almıştım. Patlama geldim! Ne bu ya? Daha taşındığımın ilk günü Bismillah!"
Aylin, kızarak kapıyı açtı. Karşısında oğlu yaşındaki - e, tabii henüz gençleştiğinin farkında değildi- genç yabancıyı - dizilerle, magazin dedikodularıyla işi olmazdı -  görünce 
"Ne var çocuğum? Ne istiyorsun sabah sabah alacaklı gibi?"
Gökhan onunla aynı anda "Siz ne hak..." diye konuşmaya başlamıştı ki, kapıdaki sarışın deniz kızını görünce, söyleyeceği her şeyi unuttu. Biri kafasına odunla vurmuş gibi afalladı. Sabah ışıkları saçlarına vurup daha da parlatıyordu. 
"Şey! Ben...ben...şey...e  de."
"Evet?"
" Şey yeni taşın....bir ihtiyacı yani ben komşunuzum da yani komşuyuz da yeni taşındınız ya bir ihtiyacınız .."
Aylin, yakışıklı dizi oyuncusunun lafını bitirmesini beklemedi, içinden bu geri zekalı da nereden çıktı derken " Bir ihtiyacım yok" diyerek kapıyı Gökhan'ın suratına kapattı. Antredeki boy aynasında eşofmanına neler olduğuna bakacaktı ki,  genç bir kızla gözgöze geldi. Aniden evde hırsızla burun buruna gelmek kadar kötü bir duygu yoktur herhalde Aylin irkildi. 
"Ay! Sen de kimsin?" 
Ama bir tuhaflık vardı. Gördüğü gerçek bir insan değildi, bir yansımaydı. Aynadaki yansıma. Bildiği akis. İyi de deliriyor muydu? Aman Allah'ım karabasan mı basmıştı? Bu....bu....bu.....elini kaldırdı aynadaki kız da elini kaldırdı, aval aval ağzını açtı o da açtı, her hareketini o da yapıyordu. 
"Hayır bu ben olamam! Allah'ım deliriyorum! Hatta delirdim. Ama neden? Hallüsinasyon görüyorum."
Aynanın yanından uzaklaştı. 
"Kabus görüyorum ah evet rüya görüyorum ben şu anda rüyadayım."
Ama düşteymişe benzemiyordu, düş görürken nesneler flu olur, sesler belirsiz çıkar, pencereden site gayet net gözüküyordu, çardağın pergolasındaki rüzgar çanı salınırken tın tın ötüyordu, dokunduğu eşyalar hayal gibi değildi.  Bir kargo görevlisi genç arabadan inmişti. Ani bir kararla yalınayak kapıyı açıp dışarı fırladı
" Delirdim mi öğrenmem lazım! Delirdim mi öğrenmem lazım." diyerek kargocu çocuğa seslendi.
" Baksana ben sence kaç yaşında görünüyorum yalnız lütfen iyi düşün ve doğru söyle."
"Şey, en fazla yirmi beş neden?"
"Ne? Yirmi beş mi? Gerçekten mi?"
"Yirmi dört de olabilir. Bilemiyorum..."
Kargocu başını sallayıp yoluna devam ederken, Aylin çıplak ayaklarıyla, bir eliyle eşofmanı tuta tuta tekrar eve girdi. Antredeki aynaya bakmaya korkuyordu. Merdivenleri çıkarak yatak odasına gitti. Tuvalet masasının aynasına bakmamaya çalışarak pufa oturdu. Gözlerini yumdu, tam karşısında ayna vardı ve birkaç saniye cesaretini topladı, sonra gözünü açtı. Evet yirmi beş yaşındaydı. Ellerine baktı mavi damarlar, kahverengi lekeler kaybolmuştu, üniversitede nasılsa aynı öyleydi. Hiç kuşku yoktu. Yeniden gençleşmişti. İyi ama bu nasıl olmuştu? 
"Teyziş!"
Kadıncağız yeğeninin sağsalim yeni evine varıp varmadığını merak ediyor olmalıydı. Başına geleni teyzesine anlatmak için sabırsızlanıyordu. Koşarak tekrar aşağı indi, cep telefonu neredeydi? Buzdolabının içi, hayır! Banyo yapmıştı akşam akşam, hayır orada da yok, hah işte kanepede bir dolu buruşmuş kağıt peçetenin altındaydı. Numarayı tuşladı. Karşıdan "Kuzum? Geldin mi canım, ben de seni arayacaktım" derken 
"Geldim teyzişim, hemen yanına geliyorum. "
"Tamam kuzum gel sesin telaşlı bir şey olmadı ya?"
" Aslında oldu, gelince şaşırmaman için söylemem lazım bana tuhaf bir şey oldu aniden gençleştim yani üniversitedeki halime döndüm."
" Nasıl yani kızım? Anlamadım? Estetik ameliyat - botoks filan bir şeyler diyorlar onu mu oldun?"
"Hayır teyzeciğim, botoks filan değil, gerçekten gençleştim. Mucize gibi bir şey yani"
"Allah Allah...sen bir gel bakayım buraya...merak ettim şimdi hayrolsun inşallah"
"Geliyorum teyzişim..hadi görüşürüz öptüm"
"Ben de öptüm kuzum"
Teyzesi telefonu kapattıktan sonra başını iki yana sallayarak "Fesupanallah, fesupanallah...."  dedi.
----
 Teyzesi Meryem, Haziran ayında üzerinde yün hırkayla her zamanki koltuğunda oturmuş sabah programlarını seyrediyordu. Herkes yüzmeye gidiyordu ama evin için yaşlı kadın için hala soğuktu. Hep üşürdü ne hikmetse. Yanındaki yuvarlak sehpanın üzerinde mor menekşenin önünde bir poşet içinde ilaçları, sağlık cüzdanı, onun yanında yakın ve uzak iki gözlüğü ve kehribar tesbihi duruyordu. Yakın gözlüğünü alıp mutfağa gitti, Aylin gelmeden pişi yapacaktı, çayla sıcak sıcak yerlerdi. Ne güzel artık teyze-yeğen oturacaklardı. Peki bu gençleşme, mucize de neydi? Neyse Aylin gelince öğrenirdi. Belki de şaka yapmıştı. Olur a!...
Mehmet, annesi ve kankası ile şöyle tam Türk usulü menemenli, kaynar kaynar çaylı, otlu peynirli, zeytinli kahvaltıya oturmuştu. Ama az önceki kuduruk halinden eser yoktu. 
"E? Yaşlı kadınla kavga ettin rahatladın mı?"
Melahat hanım lafa karıştı
"İnşallah yapmamışsındır oğlum çok ayıp olur daha yeni taşınmış...biz uyurken gece taşındı zaar"
"Yok Melahat teyze kavga filan etmedim. "
Mehmet alaylı
" Dur tahmin edeyim kapıyı kadının kocası açtı seni de bir güzel haşladı"
"Yok kanka yahu yaşlı kadın filan yoktu."
"Ne?"
" E n'oldu? Çatlatmasana adamı"
" Hani mitolojide deniz kızları olur ya...aynı onun gibi beline kadar uzun sarı saçlı, göz yerinde iki menekşe olan genç bir kız açtı kapıyı."
" Sen de o kızı mı azarladın yoksa?"
"Yok abicim, deli miyim? Ne söylediğimi hatırlamıyorum zaten"
" Hayda!  Senin evi niye al...."
" Tek bildiğim kapının önünde güneş batana dek durup onu seyredebilirdim."
"Ne?"
Mehmet'in annesi boşalan ince belli bardaklara çay koyuyordu ve bardağın taştığının farkında değildi.
"Oğlum ilk görüşte aşık mı oldun yoksa?"
" Galiba..."
Melahat hanım 
"A! Çayları taşırdım Gökhan! Evladım hadi hayırlısı! Kimmiş ki bu senin kalbini yıldırım hızıyla çalan kız? Yaşlı doktorun torunu filan herhalde..."
" Vay abicim ya! Onca sosyetik, medyatik, ünlülere yüz verme böyle pat diye..."
Mehmet'in babası Hulusi bey 
" E, aşk böyledir, kısmetin nereden geleceği belli olmaz. Değil mi hanım? Hatırlasana ben de seni komşuda görmüştüm"
" Aynen valla. Görüyor musun Gökhan'cığım bir de kızıp duruyordun villamı kaptı diye. Her işte bir hayır vardır. "
" Galiba öyle Melahat teyze. Ama bir dakika.."
Gökhan'ın yüzü gölgelendi.
"Ya evliyse, ya sevgilisi varsa?..."
Mehmet'in annesi kızdı
"A! Çocuğum ya, ya, ya...dur bakalım...hemen paranoya yapma..."
" Ya kanka parmağına baktın mı? Yüzük var mıydı?"
" Bakmadım gözlerinde kayboldum sanki..."
Hulusi bey "Bu çocuk resmen çarpılmış..hehehe hadi hayırlısı...darısı bizim oğlanın başına" diyerek çayını höpürdetti. 
"Aynen ya, oğlum sen de artık bırak şu dedektif romanları yazmayı da, bir güzel gelin de sen getir bize. Torun sevmeyi özledik değil mi bey? "
" Anne ya sanki bütün kızlar pervane olmuş etrafımda ben Gökhan değilim ki, sokağa çıkınca kızlar - ay Gökhan Akınnnnn diyerek cep telefonlarını çıkartıp bala üşüşen arılar gibi başıma üşüşsün. Hahaha bir de emlakçıyı döveceğim diyordu..."
"Ne dövmesi göreyim kel kafasından öpeceğim."
" İnternet siteleri yazar artık: Romeo Gökhan Jülyet'ini buldu. Gerçi daha kızın adını bile bilmiyoruz..."
Onlar beklenmedik haberin yarattığı heyecanla konuşurken, Aylin, tekrar 38 bedene sığacak giysi bulamadığından, üzerindeki eşofman takımla jipine binmiş, teyzesine gidiyordu. Arada dikiz aynasında kendine bakıyor ve hala inanamıyordu.  Kargocu çocuktan sonra teyzesi de gençleştiğini söylerse, kafayı yemediğinden yüzde yüz emin olacaktı. 
Teyzesinin oturduğu eski sitenin kapısına gelmişti. Birkaç dakikada merdivenleri çıkmış, zili çalıyordu. Kapının dışından teyzesinin sesi geldi. "Geldim..." Zincir ve anahtar seslerinden sonra kapı açıldı, bir tuhaflık vardı: Meryem teyze kendi doğurmuş kadar sevdiği yeğenine değil, tencere pazarlamacası gelmiş gibi bakıyordu. 
"Buyrun kızım? Bir şey mi istemiştiniz?"
"Teyzişim benim Aylin..tanımadın mı?  Telefon ettim, geliyorum dedim ya? "
"Ne! Aylin mi? Ama sen...sen...sen gerçekten gençleşmişsin! "
" Söyledim ya teyzişim, sabah kalktığımda böyleydim, aynada kendimi görünce şoke oldum."
"Dur, dur, hele bi içeri gir güzel kızım, her şeyi en başından anlat." 
Birkaç dakika sonra teyze, yeğen sıcacık çaylarını içip, taze kızartılmış pişilerini yerken, Aylin başına gelenleri anlatıyor, teyzesi de arada kafasını sallayarak tüm dikkatiyle kızı dinliyordu. 
" İşte hepsi bu teyziş, sonra seni aradım zaten."
" Galiba anladım ben...."
"Ne? "
" Sen yolda gelirken Kızlarpınarı köyüne uğradım dedin değil mi?"
" Evet..."
" O zaman ormandan da geçmişsindir, peki orman yolunda hiç arabadan indin mi?"
" Yo....neden ine...ah! Bir dakika!"
Aylin'in gözünün önüne az kalsın ezeceği küçük şey geldi. 
" Birkaç dakikalığına indim evet. Tam yolun ortasında ters çevrilmiş bir kaplumbağa vardı. Onun için durdum, sonra onu alıp ağaçların oraya bıraktım. O kadar..."
" Tamam, işte bu."
" Nasıl yani?"
" Bak şimdi kızım, o orman tekin değildir. İyi saatte olsunlar, eskiler ormanın perili olduğunu söylerdi. Zaten kızlarpınarı ismi de peri kızlarından geliyormuş."
"Peri mi? "
" Peri tabii...dur sana en başından anlatayım ama önce çayları tazeleyeyim"
Aylin, " Dur sen kalkma, teyzişim ben koyarım. Meraktan ölüyorum...periler ha?" diyerek boş çay bardaklarını alıp mutfağa gitti. 

2 yorum:

  1. Ailenizin müfettişi bu yazıda şunları gördü Müjdecim. ( Can müfettişlik ruhuna işlemiş diyor. Sanırım rapor yazarken en ufak bir yazım hatası kabul edilmediğinden oldum ben böyle. Tabi babamdan da olabilir :)Yorumu yayımlamana gerek yok, sadece gözüme çarpanları söyleyeyim de düzeltirsin dedim.

    1)Az sonra Aylin, giyinmiş, saçlarını kuruttu.

    2)Mehmet, annesi, ve kankası


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yayınladım özellikle, çünkü eleştiriler her zaman başımın üstünde, hele böyle dikkatli okuyucu tarafından yapılıp, hatalarım söylenince müthiş seviniyorum. O dikkatli okuyan gözlerine sağlık. Diğer yorumları da cevaplayayım hemen düzelteceğim. Çok teşekkürler...:) sen iyi editör olurdun bu arada söylemeden edemeyeceğim...:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...