29 Şubat 2016 Pazartesi

BULUNMAZ İKİLİ - İYİ UÇUŞLAR

Bir kadın ve bir erkek aynı anda aynı rüyayı görebilir mi? Ancak filmlerde olur denir ama Serap ve Mehmet'in başlarına gelen tam olarak buydu. Dizi meraklıları bile uyumuş, zifir ve çıt çıkmayan gecede Serap da, Mehmet de uykularında bir duvar tarafına, bir kapı tarafına dönüp duruyorlardı. Serap'ın çıldırgan tekiri "of bir rahat yok" diyerek yatağın ayak ucundan halıya atlayarak, kıpraşılmayan bir kanepede uykusuna devam etmeye karar verdi.
Kahverengi Fedora şapkalı, elinde kamçısıyla Indiana Jones tam Serap'ın karşısında duruyordu. Kız, daha yakından bakınca 1.90 boyundaki adamın Maço Köşe'nin yazarı Mehmet Foçalı olduğunu gördü.
"Hayır! Sana aşık filan olmadım! Dünyada tek erkek sen kalsan yine olmam!  Çakma Indy!"
Mehmet, kahkahalarla gülmeye başlarken elindeki kamçıyı şaklattı, kamçı ıslık çalarak kızın beline dolandı. Onu tıpkı filmdeki gibi kendine çekmeye başladı. 
"Hayır! Asla!" diyerek kabustan uyanan Serap'ın boynunda boncuk boncuk terler birikmişti. 
"Of, çok şükür rüyaymış. Rüya değil kabus! Lanet olası pislik! Nereden de rüyama girdi?"
Mehmet de anne ve babasının üst katındaki dairesinde televizyonun karşısındaki kanepede uyuya kalmıştı. Otobanda lastiği patlamış arabayı gördü. Arabadan beline kadar inen uzun sarı saçlı bir afet iniyor ve Mehmet ağzı açık ayran budalası gibi kıza bakıp kalıyordu. Sonra aniden gökyüzü kararıyor, şimşekler çakıyor, kızın saçları siyahlaşıp, cereyana tutulmuş gibi karmançorman olup, ön dişi kırık, karga burunlu, siyah sivri şapkalı ve elinde süpürgeli bir cadıya dönüşüp, kahkaha savuruyordu.
"Hahahahaha! Ne haber kadın düşmanı maço?" 
Mehmet "Hayır! Olamaz! " diyerek kanepeden aşağı devrildi. 
"Rüyaymış! Ulan sen kalk tüm dünyada başka kadın yokmuş gibi Serap Arda'ya aşık ol! Mazallah okurlarım bir farketse beni tefe koyarlar. 
Gözünün önüne televizyondaki magazin programları geldi. 
" ŞOK - ŞOK - ŞOK -  Yıldız gazetesinin ünlü köşe yazarı Mehmet Foçalı, köşesinde hep iğnelediği, alay ettiği düşmanı Serap Arda'ya aşık olmuş! Bir feminist ve bir maço! Kıyamet alameti sayın seyirciler! Bizden ayrılmayın..."
Mehmet, tekrar kanepeye oturdu, uykusu kuş olup kaçmıştı 
"Lanet olsun! Bu kadar güzel olmak zorunda mıydı? Keşke gerçekten  çirkin bir acuze olsaydı" diyerek söylenirken, Serap da " Kahretsin!  O pislik nasıl bu kadar çekici olabiliyor? Şeytan tüyü var herifte!" diyordu. Onun da uykusunun yerinde yeller esiyordu. Mutfağa gitti, buzolabını açtı ve annesinin yaptığı çikolatalı ıslak kekten koca bir dilim tabağa koyup geri geldi, yatağında bir yandan söylenip, bir yandan da keki bitirdi.
" I- ı! Yok canım! Buna aşk denmez başlamadan bitecek. Bitmeli! "
----
Akşam 19.00 İstanbul- Ankara seferi yapacak olan uçağın merdivenlerinde yolcuları tebessümle karşılayan hostes son yolcuyu da aldıktan sonra kapıyı kapattı. 56 numaralı koltukta , ince tel çerçeveli gözlüğünü takıp "Ortadoğu ve Terör" isimli kitaba dalıp gitmiş olan Mehmet Foçalı'nın dikkati, yanındaki koltuğa yerleşmeye çalışan bir çift güneş yanığı, uzun bacakla dağıldı. Gözlerini yavaşça yukarı kaldırınca bir önceki akşam kanepeden devrilmesine sebep olan kızla gözgöze geldi.  İlk önce Serap konuştu:
"Olamaz! Yine mi sen?"
"Serap hanım yoksa beni takip mi ediyorsunuz?"
"Ha-ha-ha, aman ne komik! Söyleyeyim de internetten bilet alırken 'şu numara maço biri tarafından alınmıştır' uyarısı yapsınlar."
" İyi fikir. Filan numara da erkek düşmanı  bir cadı tarafından alınmıştır derler çünkü. Hem sizin bilet almanıza ne gerek var ki Serap hanım? Uçan bir süpürgeniz yok mu?"
"Kafanda paralamam için mi?."
"Şşt. Duyanlar karı-koca kavgası sanacak"
" Allah yazdıysa bozsun! Baksana? Sen niye kitabını okumaya devam etmiyorsun?  Ben de kendi kitabımı okuyacağım. "
"Çaçaronluğu bırakırsan okumaya devam edeceğim"
" Terbiyesiz maço" diyen Serap, çantasından " Aşk Çıkmazı" isimli bir roman çıkartınca, Mehmet göz ucuyla bakar ve kaşlarını kaldırır. Sonra tekrar kendi kitabına döner. Serap farketmiştir ama bozuntuya vermez.  
Koridorun diğer tarafındaki koltuklardan birinde orta yaşlı iki karı koca oturmaktadır. Kadın, gazetenin burçlar köşesine bakmaktadır. 
"Ay, tüh ya!"
"Hayırdır?"
" Baksana Feridun burcumda ne yazıyor? Bugün Merkür ile Ay ters konumdalar. Aksilik, terslikler ve kötü olaylarla karşılaşmak istemiyorsanız evde oturup dizi izleyin, sokağa çıkmayın"
"Aman! Birisi oturup kıçından uydurup uydurup yazıyor. Sen de inanıyorsun"
"Ay keşke bugüne bilet almasaydık. "
"Oldu! Bir daha ki, sefere önce burçları oku, öyle bilet alalım. Hey Allah'ım!"
"Sen inanmıyorsun ama astroloji diye bir şey var. Allah'ım sen koru."
"Pöh! Astrolojiymiş. "
---
25 numaralı koltukta oturan , tipsiz adamın alnında boncuk boncuk terler birikmişti, ikide bir kağıt mendille alnını siliyordu. Yanlarındaki diğer iki koltukta oturanların gözünden kaçmadı. İçlerinden adamın ilk kez uçağa binen ve uçuş korkusu olan biri olduğunu düşündüler. Halbuki adam farklı şeyler aklından geçiriyordu. 
Kaptan pilotun anonsu duyuldu: "Sayın yolcular uçağımız normal hava koşulları altında 45 dakika sonra Ankara'ya varacaktır. Hepinize iyi uçuşlar diliyoruz."
25 numaralı koltukta oturan adam ayağa kalktı, uçağın eşya konulan bölümünü açtı. Aynı anda iki başka erkek de ayağa kalkıp hemen başlarının üzerindeki kapakları açtılar. Üç adam, işbirlikçileri tarafından önceden bölmelere yerleştirilmiş üç otomatik silah çıkarttılar. Şimdi koridordaydılar ve silahı yolculara doğrulttular. Siyah sakallı olanı bozuk bir Türkçe ile
" Yemen Direniş Savaşçıları adına bu uçağa el koyuyoruz. Kimse kıpırdamasın. "
Uçağın içi "A!", "Hi!", "Aman Allah'ım!" gibi bağırışlarla yankılandı. Herkes şaşırmış ve korkmuştu. Adamlardan ikisi kokpite yollandılar. Adamların silahları önceden bölmelere nasıl koydurtabildiğini düşünen Mehmet, Serap'a dönerek alçak sesle.
"E, bakıyorum da sesiniz çıkmıyor feminist hanımefendi?" dedi.
" Fırsat ayağıma geldi ilk kez bir uçak korsanıyla röportaj yapacağım"
"Manyak mısın sen?"
"Hıh, senden izin mi alacaktım? Önce ben düşündüğüm için çatladın tabii"
" Deli misin sen? Adamın elindeki oyuncak değil, ak47, menzili 800 metre, dakikada 600 mermi atıyor. Hala röportaj yapmayı düşünüyor musun?"
" Bir feministin ne kadar cesur olabileceğinden haberin yok tabii"
" Fesupanallah! Şeytan diyor yatır dizine, bas köteği!"
"Ne!" Seni mağara adamı! Sapiens! Hatta Neandertal! Buradan sağ salim kurtulalım köşemde yazmazsam bana da Serap Arda demesinler."
"Aman çok umurumdaydı! Yaz da senin ne kadar çatlak olduğunu öğrensinler."
----
Kokpitte kaptan pilot, yardımıcı pilot ve uçuş mühendisi bu gibi durumlarda yapılması gerekenleri iyi biliyorlardı. "Sakın teröristlere karşı koymayın. Mümkün olduğunca sakin olun, işbirliği yaptığınıza inandırın." kaptan pilot Erdem Aykoler, hava kontrol kulesine durumu sakince bildirmişti. Kuledeki görevliler ise onlar kadar soğukkanlı değillerdi.  Kabak kafalı, pantolonu göbeğinden düşmesin diye askılı giymişe benzeyen Ahmet Öksüz, telsizin kulakığını düzeltirken, elindeki kahve fincanını yere döktü.
"Hay! Kah...! İsviçre'ye gitmek istiyormuş s.....tığımın teröristleri. "
Diğer görevli 
"Alpler üzerinde fırtına var. Fırtınaya yakalanacaklar."
"Blöf yaptığımızı sanıyorlar inanmadılar fırtına olayına. Tamam! Burada işi olmayan tek kişi istemiyorum. Habercileri buradan uzak tutun, başımıza üşüşmesinler. Derhal İsviçre ile temas kurun, gerekirse özel kanal açın. Ali bey, özel time haber verildi mi?"
"Evet efendim."
"Biri kahve getirsin, bu döküldü. Of! Bu gece uzun olacak."
----
Yolcular dudaklarını ısırıp, bildikleri duaları ederlerken, sosyetenin uğrak yeri bir kuaför salonunda Çiğdem Özkan folyolara sarılmış saçlarının tutmasını beklerken televizyon izliyordu. Alt yazılarda İstanbul - Ankara uçağının teröristlerce kaçırıldığı haberi geçince, hayatının tüm amacı ünlü köşe yazarı Mehmet'i evliliğe ikna ederek, diğer kadınları 'çatlatmak' olan boya küpü kadın 
"A! Eyvahlar olsun, Mehmet bugün Ankara'ya gidecekti. Sakın onun uçağı olmasın İso?"
İso yani kuaför İsmail içinden " Mehmet senin gibi boya küpünü ne yapsın" derken
"Yok canım panik yapmayın Çiğdem hanımcığım, onunki değildir"
"Ay inşallah canım ya biliyorsun ben çok pipirikliyimdir, Mehmet de akşam uçağı diyordu. "
İsmail, bir folyoyu açarak bakarken, bıyık altından gülerek
"E? Çiğdem hanım, ne zaman  Mehmet abimizle hayırlı haberlerinizi duyacağız?" diye sordu.
" Of aman İso sen de alemsin. Ne bileyim? İki yıldır adamı kovalıyorum ama bir türlü hareket yok. Valla benim gibi birini elinden kaçıracak sonunda. "
" Değil mi ya?" diyen İso içinden "Ne demezsin?" diyordu. Mehmet Foçalı'nın balerin eşinin kanser olup trajik şekilde hayata veda etmesine herkes üzülmüştü. Kızları Zeynep, dört yaşındaydı. Çiğdem, Mehmet'i kafeslemeyi başarmak için küçük ama çok bilmiş kızı kazanması gerektiğini biliyordu. Tabii Mehmet'in anne ve babasını da. Ama hiçbiri saftirik değildi. Çiğdem'i,  Pamuk Prenses'teki elinde elma sepeti, şirin gözükmeye çalışan kraliçeye benzetiyorlardı. Ne kadar şirinlik yaparsa yapsın, gözleri "ben içten pazarlıklıyım" diyordu. 
----
 Yemen'li telsizden bozuk bir İngilizce ile emirler yağdırıyordu.
" Suudi Arabistan hapisanesindeki dört arkadaşımız serbest kalana kadar eylememiz sürecektir. Aksi halde uçağı içindekilerle birlikte havaya uçuracağız. "
"Bakın, tekrar ediyorum. Tamam Suudi Arabistan konsolosluğuna haber verdik ama İsviçre üzerinde büyük bir fırtına var."
"İyi bir yalandı ama rotamız değişmeyecek. İsviçre'ye varana kadar da bir daha temas kurulmayacak."
"Deli misin sen yahu? Fırtınanın merkezine doğru gidiyorsunuz, hepiniz öleceksiniz."
Ama karşı taraf telsizi kapatmıştı. Ahmet Öksüz boşuna nefes tüketiyordu.
"Alo? Alo?....Kahrolası kapatmış."
----
Teröristlerden bir tanesi kokpitte, diğer ikisi koridorda ellerinde silahla yukarı aşağı yürüyor ve kimseye göz açtırmıyorlardı. Serap, yarım yamalak da olsa Türkçe konuşan adam  yanına yaklaşınca ayağa kalktı ve ona dönerek 
"Şey bakın ben gazeteciyim, acaba bir,iki şey sorabilir miyim?" der demez, hava korsanı Serap'ı sertçe koltuğuna itekleyerek "Otur yerine kadın! Soru, moru yok!" dedi. 
Mehmet, kıza bir şey yaparsa elindeki silaha rağmen adama dalmaktan kurtulmuştu. Serap bilmiyordu ama adam inatçı güzel için çok endişelenmişti. 
"Oh olsun! Suratını dağıtmadığına şükret!"
" En azından denedim. Sen onu bile yapamadın güya gazeteci olacaksın. Ödlek!"
" Ya sabır!..."
O sırada hostes, karnı burnunda bir kadın yolcuyla teröristler kızmasın diye fısıldayarak konuşuyordu. 
" Nasılsınız? Sorun yok ya?"
" İyiyim aslında doktor izin vermemişti uçağa binmeme ama eşimin babası kalp krizi geçirmiş çok ısrar edince izin verdi."
" Geçmiş olsun, umarım doğmak için acele etmez"
" İnşallah"
----
Biraz sonra Alpler ve fırtına bölgesine yaklaşmışlardı. Uçağın penceresinden sağda, solda şimşekler çakıyordu, uçak sallanmaya başladı. Zaten korku içindeki yolcular iyice paniğe kapıldılar. Beyaz saçlı bir kadıncağız torununa sarıldı.
" Allah'ım sen bizi koru. Aman Allah'ım. "
" Uçak düşecek mi anneanne?"
" Hayır kuzum inşallah düşmeyecek korkma sarıl anneannene"
Çocuk gözlerini sımsıkı yumdu ve başını anneannesinin dizlerine gömdü. Gökyüzü çakan şimşeklerle gündüz gibi aydınlanırken uçak beşik gibi sallanmaya başladı, artık panik olan yolcular teröristleri bile dinlemez olmuştu, bir çocuğun oyuncak ayısı, kadın çantaları, fincanlar devrilmeye başladı. Mehmet'in gözü eli silahlı adamdaydı. Bir sarsıntı daha! Hostes kendini yerde buldu,  çay, kahve servisi yaptığı tekerlekli sehpa elinden kurtulunca, koridorda yokuş aşağı düşerek korsana çarptı, adam arkasını dönerken, Mehmet fırsatı kaçırmadı ve adamın üzerine atladı. Çelik termosu tüm gücüyle adamın kafasına vurdu. Terörist baygın yere düşerken, ötekisi arkadaşının yardımına koşacakken, sarsıntıdan dengesini kaybetti ve yere düştü. Uçaktaki iki erkek yolcu da Mehmet'ten cesaret alarak silahı düşen adamı kollarından tuttular. Fakat adam onlardan güçlüydü, biri muhasebeci, diğeri müzisyen olan iki gençten kurtulmayı başardı, tekrar ayağa kalktı. Silahına bakındı ama onun da, arkadaşının da silahı Mehmet'in elindeydi. 
"Roller değişti pislik. Yat yere. Hostes hanım bu gibi durumlar için kelepçe filan bulunduruyor muzunuz bir yerlerde?"
"Evet, evet olacaktı bir dakika getireyim."
Kaptan pilotun ustalığı sayesinde fırtınanın merkezinden sağsalim geçmişlerdi. Az sonra hostes alı al, moru mor, elinde kelepçelerle koşturdu. Mehmet sevindi.
"Hah işte bu."
Mehmet, kırk yıllık polis memuru gibi yerde yüzükoyun yatan iki adamın da ellerini arkada birleştirip kelepçeyi geçirirken, koltuklarda oturan yolcular alkışladılar. Torununa sarılı anneanne çok sevinmişti. Tam o anda teröristin telsizinden Arapça konuşmalar geldi, kokpitteki adam arkadaşına sesleniyordu. Yatan adam bağırarak arkadaşını uyaracakken, Mehmet bir yumrukta bayılttı. Öteki zaten hala çelik termos darbesiyle baygın durumdaydı. 
Mehmet, hostese döndü.
"Bir planım var. Siz kokpitin kapısını tıklatıp, üçüncünün dışarı çıkmasını sağlayın. Gerisini bana bırakın. Yapabilir misiniz?"
"Tabii ki, hiç merak etmeyin."
"Tamam o halde hadi şüphelenip buraya gelmeden biz onu ziyarete gidelim."
---
Mehmet, hostesle koridorda uzaklaşırken, hamile kadının çığlığı uçağı inletti. 
"A! Bebek geliyor! Necdet! İmdat!"
"Ne?"
"Suyum geldi!"
Diğer hostesi beklemeye vakit yoktu, Serap hemen kadıncağızın yardımına koştu ve anne adayının elini tuttu. 
"Merak etmeyin, ben ilk yardım eğitimi almıştım. Şimdi derin derin nefes alın."
Birkaç kadın da Serap'ın yanına geldiler. 
" Sıcak su ve bebeği saracak battaniye lazım ben hostesi çağırayım"
"Tamam..."
" Allah'ım ne olur bebeğime bir şey olmasın!"
"Şştt....olmayacak merak etmeyin. Nefes alıp verin, korkmayın. Afrika çöllerinde tek başına doğum yapan kadınlar var, bakın burada kaç kişiyiz size yardım eden sağsalim doğacak merak etmeyin. "
---
Hostes, Maço Köşe ile Acı Biber köşesinin atışmalarına bayılıyordu ve boş zamanlarından internetten okuyordu. Yolcu listesinde genç adamın ismini gördüğünde sevinmişti. Şimdi de onunla bir macera yaşıyordu!  Üzerine bir cesaret gelmişti. Kokpitin kapısını üç kez tıkladı. "Ben hostes Ayşe, ateş etmeyin." dedi. İçeriden bozuk aksanlı adam "Gir" dedi. Hostes kapıyı açtı ama içeri girmedi. 
"Ne var?"
"Şey,  gelin kendiniz görün"
Adam, elinde otomatik silah soluna, sağına bakarak kapının eşiğinden adımını attı, kimse yoktu. Hostese bakarken kafasında yıldızlar uçuştu. Mehmet, elindeki ak47'nin dipçiğini adamın başına vurmuştu. 
---
Arada sırada hala yalpalayan uçakta tek eksik olan bebek ciyaklaması da tamamlandı. Merve hostes, bebeği battaniyeye sarmalayıp, koltukların üzerine uzanmış olan çiçeği burnunda annenin kucağına verdi. 
" Gözünüz aydın, çok güzel bir kız." 
Yüzünde hala boncuk boncuk terler olan kadıncağız ve genç baba çok sevinçliydiler. Serap'a, hostese ve yardım eden diğer yolcu hanımlara nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler.
"Hepinize çok teşekkür ederiz, sağolun..."
" Ne demek? Kızınız büyüyünce nasıl dünyaya geldiğini dinleyince çok şaşıracak. Şimdi uzanın, iner inmez ambulansa alacağız sizi." 
----
Uçuş kulesindekiler kaptan pilottan teröristlerin halledildiğini duyunca hem şaşırmış, hem de sevinmişlerdi.  Ahmet Öksüz, pantolonunun askılarını çekiştirirken 
"Çok şükür ya! Uçakta kahraman bir yolcu varmış anlaşılan. Aman Tanrı'm ne gündü dilim damağım kurudu, biri içecek bir şey getirsin. "
---
Az sonra uçak yakıtı azaldığı için en yakın havaalanına mecburi iniş yapmıştı. Ambulans ve polisler alanda hazır bekliyorlardı. Doğum yapan kadın, bebeği ve eşi ile ambulansa bindirildi. Özel tim uçağa girmiş zaten paketlenen teröristleri teslim almıştı, ortalık kameraman, muhabirlerle ana baba günüydü, uçaktan en son kaptan pilot ve ekibi çıktı. Mehmet, gülümseyerek Serap'a baktı.
" Serap hanım ne zaman karşılaşsak başımız derde giriyor. Düz taban filan mısın?"
" Bence senin uğursuzluğun! Umarım bu son karşılaşmamız olur."
" Hahaha, bu sözü bir yerden hatırlıyorum. Bence yeniden karşılaşmalıyız heyecanlı oluyor."
" Hiç heveslenme iyi geceler."
" Size de iyi geceler erkek düşmanı cadal - pardon feminist hanım" :))))


4 yorum:

  1. Hahahah,hem heyecanlı hem komik,valla olur bu iş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Sevda'cığım çok keyif alarak yazdım bu ikisini...inşallah canım.

      Sil
  2. Bu da seyirciyi asla sıkmadan izlenecek oldukça ilgi çekici bir senaryo.
    Teknik olarak nasıl yazdığın gözümün önüne geldi:)
    İç/dış/gün/ gece..
    Yav şu emeklerin, güzelliklerin karşılığını bulduğunu bir görsek Müjdecim yaa..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaçıncı baskı olacak ama en severek yazdığım, hala da en sevdiğim dizi öyküm. Her bölümde farklı olaylar olması (Arka Sokaklar dizisi gibi) dediğin gibi izleyicinin sıkılmamasını sağlayacak. Ah inşallah Zeugma'cığım. Çok sağol canım.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...