6 Şubat 2016 Cumartesi

BULUNMAZ İKİLİ 1 - Maço - Feminist Aşkı


 Bir feminist ile bir maço birbirlerine aşık olursa ne olur? 
ZIT KUTUPLAR BİRBİRİNİ ÇEKER
Herkesin "Oh tatil 10'a kadar uyurum" dediği  bir pazar günü,  Serap, işe gitmek zorundaydı çünkü gazetecilerin cumartesisi, pazarı olmuyordu ama güzel kız mesleğine aşıktı.  5 yaşındaki Çıldırgan -  Serap, sokakta bulduğu tekir kedisine gece olunca çıldırıp oraya, buraya atlayıp, zıpladığından bu ismi koymuştu -  tıkır tıkır mamasını yiyor, açık televizyonda bir doktor filan hastalık için iyi gelen sebze, meyveleri anlatıyor, Serap ve annesi Hadiye kahvaltı yapıyordu. Kızı için üşenmez her sabah krep veya peynirli omlet yapardı. 
"Mmmm...anneciğim yüzüncü baskı olacak ama kesinlikle bir yemek bloğu açmalısın.  İsmi krepolog olabilir."
"Afiyet olsun canım ama bir eve bir yazar yeter."
"Şey, anne Necmiye hanım gazeteyi getirmedi mi? Yoksa yine sakladın mı?" diyerek göz kırptı.
"Tabii ki de sakladım. Kahvaltını bitirmeden o geri zekalının köşesini okursan iştahın kaçıyor, aç aç gazeteye gidiyorsun."
Gerçekler gazetesinin hayran sayısı, takipçisi bol köşe yazarı Serap Arda'nın iştahını kaçıran Yıldız gazetesinde en az kendisi kadar ünlü Maço köşenin yazarı Mehmet Foçalı'ydı. Öyle ki, ülkedeki kadınlar ve erkekler ikiye bölünmüş, takım tutar gibi Serap'çı veya Mehmet'çi olmuşlardı. Kadınlar doğal olarak "Acı Biber" isimli köşenin sahibi Serap'ın yazılarının tiryakisi, erkekler de "Maço Köşe"nin müdavimiydiler. Çoğu okur iki gazeteyi de alınca veya internet sitesine girince ilk önce Acı Biber ya da Maço Köşe'ye bakıyorlardı. Serap'ın dili sivriydi ve bir süredir Maço Köşe'nin yazarı Mehmet ile aralarında savaş vardı. Sıksık köşelerinden birbirlerine takılıyorlardı. 
Mehmet Serap'a "erkek düşmanı cadaloz", Serap ise Mehmet'e "Kadın düşmanı maço"adını takmıştı. Mehmet'in en takıldığı şey de Serap'ın köşesinde profil fotoğrafının olmamasıydı. Fırsat bu fırsat diyerek "Sahi sevgili okurlar, şu Acı Biber köşesinin yazarı erkek düşmanı feministin neden bir profil resmi yok? Hep çirkin kadınların feminist olduğunu teorisini doğrulamaktan korktuğu için olabilir mi acaba? Pardon tüm kadınlardan özür diliyorum çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır, muhtemelen feminizme ihanet olarak gördüğünden ötürü kaşlarını, bıyıklarını almıyordur. Hatta ağda da yapmıyordur. Kıllı bacaklıdır yani. Saçları da eskilerin alagarson kesim dediği oğlan çocuk gibidir, hayal ediyorum sevgili okurlar,  üzerinde de çok affedersiniz 'Fuck men' yazan salaş mor bir tişörtü de olabilir.  Bıyıklı, kıllı bacaklı bu kadıncağızda dişilik namına bir şey olmadığından çirkin dedim. Affınıza sığınarak." gibi alaylı yazılar yazıyordu. 
Mehmet'in Serap hakkındaki bu hayali tasvirini annesi  kahkahalarla okumuş ve öfkelenen kızına "Kızım adam haklı. Sen de köşene profil resmini koy, şöyle en havalısından, çatır çatır çatlasın" demişti ama Serap "Dünyada olmaz. Ben manken, fotomodel değilim".  Annesi çatlasın derken haksız değildi. 25 yıl önce hemşire kızını kucağına verdiğinde, şimdi rahmetli olan eşi bebeğe bakarken
"Gözleri zümrüt gibi maşallah, sana çekmiş hanım. "
" Büyüyünce çok canlar yakacak bu kız"
Can yakıyordu yakmasına da tahmin etmedikleri tek şey kızlarının büyüyünce azılı bir feminist olacağıydı. 
"Of anne senin bu gazete saklama huyuna uyuz oluyorum bilesin."
"İstediğin kadar uyuz ol, kahvaltı bitmeden Maço Köşe'yi okumak yok."
Serap, annesiyle tartışmanın faydasız olduğunu biliyordu, krepini ve çayını bitirdikten sonra. Annesi nereye saklamışsa gazeteyi getirdi. O gün Mehmet Foçalı nasıl olmuşsa kıza sataşmamıştı. Serap "Hiii geç kalıyorum" diyerek telefonunu, çantası aldı, pencere önünde güneşin keyfini çıkartan Çıldırgan'ın başını okşayıp, annesine öpücük göndererek çıktı. Kadın da "sofra beklesin biraz" diyerek, gözlüklerini takarak, kanepeye uzanarak manav doktorun programını izlemeye koyuldu, Çıldırgan hemen anneannesinin kucağına atladı. Kadıncağız ayaklarının üzerinde uyumaya bayılıyordu. 
---
"Every way that I can I'll give you all my love affair" Serap araba kullanırken, şarkıcılarla düet yapmaya bayılıyordu ki,  motorun sesi tuhaflaştı, araba yalpaladı, lastiklerden biri patlamış olmalıydı. Sakin olmaya çalışıp, direksiyonu sımsıkı kavradı, lastiğin çektiği yöne kıvırmaması gerektiğini biliyordu. Çok hızlı gitmediği için şanslıydı, uygun bir yere yanaştı, flaşörleri yaktı ve arabadan inip ikaz işaretini yola koydu. 
 "Off ne aksilik bu ya!" diyerek oflaya, puflaya bagajdan yedek lastiği çıkartıp tekeri değiştirmeye karar verdi. O feminist, güçlü bir kadındı ve kendi tek taşını kendi alabileceği gibi, kendi arabasının lastiğini kendisi değiştirebilirdi. Yine de canı sıkılmıştı. Krikoyu alacak, tekeri çıkartacak, sonra yedek lastiği takacaktı. Üstü başı batacaktı, küfürler ede ede lastik eldiven ararken, arkasından bir erkek sesi duydu. Dönüp baktı, gözünde güneş gözlükleriyle, spor ama şık giyimli bir genç adam gülümseyerek kendisine bakıyordu. 
" İzin verin lütfen. Memlekette hiç centilmen kalmamış anlaşılan."
" E, şey...ben..."
Serap, "Ben kendim yapabilirim" diyecekti ama uzun boylu yakışıklı garip biçimde güven veriyordu. 
Adam sanki kendi arabasının bagajıymış gibi eldiveni bulmuş, krikoyu almış, kırk yıllık servis ustası gibi tekerleği değiştirmeye başlamıştı bile. Kız içinden "Ne oluyor bana? İlk kez birinden bu kadar etkileniyorum." diyordu. Duyguları karşılıksız değildi, genç adam da bijonları çevirirken, "Manken ya da dizi oyuncusu filan mı? Az rastlanır bir güzelliği var. Tanrı'm lütfen bu hatunu boşuna karşıma çıkarmamış ol" diyordu. 
Az sonra kumral saçlı adam ellerini şöyle bir çırparak "Tamamdır" dedi. Kız, "Çok teşekkür ediyorum, zahmet verdim size" derken boya görmemiş doğal sarışın saçları güneş ışığında daha bir parlıyordu. 
"Önemli değil. Şey, her güzel kıza asılan biri sanmazsanız..."
"Hiç benzemiyorsunuz"
Adam derin bir nefes verdi. Gülümseyerek devam etti.
" O zaman size kartımı verirsem yanlış anlamazsınız umarım. " diyerek cebinden kartvizitini çıkartıp kıza uzattı. Serap tam karttaki ismi okuyacaktı ki, motorsikletli bir trafik polisi yanlarına yanaştı.
" Beyefendi, hanımefendi, trafiği engelliyorsunuz"
Serap, "A, pardon tamam" diyerek kartı okumadan, yardımsever genç adama tekrar teşekkür edip iyi günler dileyerek arabasına bindi.  Aynadan onun da kendi arabasına bindiğini görmüştü. Gaza bastı ve yola devam etti. Işıklara geldiğinde kartı aldı. Yanlış görmüyordu, Mehmet Foçalı - Yıldız gazetesi yazıyordu. "Ne!" diye öyle bir bağırdı ki, yanında ve arkasında duran araçlardakiler arabada fare filan gördüğünü sandılar. 
"Mehmet Foçalı ha! Olamaz! Allah'ım 40 yılda bir karşıma hoşlandığım adam çıktı derken çıka çıka o maço, kadın düşmanı mı çıktı?"
 "Geber! Geber! Geber!" 
"Lanet olası pislik!"
"Kendini beğenmiş maço!"
"Hayır canım ne etkileneceğim hiç de etkilenmedim"!
"Kahrolası!"
"Maço zampara, kadın düşmanı!"
Serap, sıfatları saya saya yola devam ederken, Mehmet çoktan gazeteye gelmiş, ıslık çalarak odasına girmişti. Hali tavrı çalışma arkadaşı ve meslekdaşı Uğur'un gözünden kaçmadı.
 "Hayırdır abicim? Bulutların üstünde gibisin?"
"Öyleyim zaten."
" Loto filan mı çıktı?"
"Senin de aklın ya at yarışında, ya lotoda?"
" E, söylesene abi, çatlatma adamı"
"Hayatımın aşkıyla tanıştım"
"Ne?"
"Şştt...yavaş.."
" Emin misin abi? Yani çapkın olduğun..."
"Bitti, şimdiye kadar tanıdığım tüm kızları unuttum. "
" Vay canına! Sen ciddisin, şaka yapmıyorsun"
"Ne şakası oğlum, böyle şeylerin şakası mı olurmuş? 
"Ee? Yengenin ismi ne? Kim? Nerede tanıştınız?"
" Of ya  daha ismini bilmiyorum sorma fırsatım olmadı"
"Ne? Oğlum liseli aşıklar gibi ismini bilmediğin bir kıza mı aşık oldun?"
" Gülme otobanın ortasında bir yandan trafik polisi...."
"Otoban mı? Lan?"
"Höst! Arabasının tekerleği patlamıştı yardım ettim. Otoban deyince ne sandın geri zeka?"
"Bir şey sanmadım abi ne sanıcam? Eee? Devam et..."
Mehmet, Uğur'a olanları anlatırken, Serap, stajyer gençkızlardan Asuman'la dertleşiyordu. 
"Yani Serap abla, şimdi sen gerçekten Maço Köşe'nin yazarıyla mı tanıştın?"
"Evet! O kahrolasıymış!"
"Aman Tanrı'm!"
"Ama ben de Acı Biber köşesinin yazarı Serap Arda'ysam bu fırsatı iyi kullanacağım."
"Nasıl yani?"
"Ona öyle bir ders vereceğim ki, hayatı boyunca unutamayacak."
"Ayyy! Çok merak ettim Serap abla anlat ne olur?"
---
Uğur, Mehmet'ten hikayeyi dinlemişti. Arkadaşını herkesten iyi tanıyan biri olarak onu ilk kez bu kadar mutlu, liseli gibi heyecanlı görüyordu ve onun adına sevinmişti. Dışarıdan görenler için Mehmet sıksık Ortadoğu ülkelerindeki savaşlarda korkusuzca muhabirlik yapan, elinde mikrofon ya da kamerayla kaç kez ölüm tehlikesi atlatmış, gözüpek bir gazeteci, maço ve güzel kadınlarla sıksık adı çıkan çapkın biriydi. İlk evliliği piyanist eşinin kanser olup beklenmedik ölümüyle sarsılmış, geride kalan sevimli afacan kızı İdil, anne ve babasıyla altlı, üstlü iki dairede oturan, yalnız kaldığında kaybettiği eşi için döktüğü gözyaşlarını küçük kızına göstermemeye çalışan, köpeği Dost'un babası, iyi bir insandı. Çapkınlığı da evlenip,  kızına üvey anne getirmemek içindi. Ama şimdi ilk kez evlilikten söz ediyordu. Hem de daha ismini bilmediği bir kızla! 
"Yok, yok aramayacak"
"Ne abi?"
"Kartımı vermiştim ya? Aramayacak. Bir saat on dakika olmuş"
" Abicim sen  abayı yakmışsın"
"Şşştt.." 
Çalan her telefona umutla bakıyordu ama bilmediği bir numara henüz görünürlerde yoktu. 
"Offf..."
Nihayet telefonu bilinmediği bir numara ile çalınınca içinden "inşallah o dur, lütfen o olsun" diyerek telefonu açtı.
"Alo?"
"Merhabalar Mehmet bey, nasılsınız ben a...Ayşe, sabah arabamın lastiğini değiştirdiğiniz için tekrar teşekkür etmek istedim. "
Uğur'a öyle mi geldi yoksa Mehmet gerçekten zıplayıp başını tavana mı çarpmıştı anlayamadı. Kağıtlar, kalemler yerlere saçılırken, pahalı bilgisayar az kalsın düşüp kötü şekilde bozulacaktı. 
"Ne demek? Hiç önemli değil, sonradan bir sorun çıkmadı ya? Yani lastikle ilgili olarak?"
"Yok, yok hiç sorun çıkmadı, şey, kartınıza baktım da siz şu ünlü Maço Köşe'nin yazarı Mehmet Foçalı mısınız?  İsim benzerliği desem bu kadarı fazla tesadüf olur?"
"Evet benim, isim benzerliği değil."
"A, buna çok sevindim. Şimdi rahat rahat yani çekinmeden sizi teşekkür etmek için bir sabah kahvesi içmeye davet edecektim meslektaş sayılırız çünkü ama tabii  yazınızı yazacaksanız..."
Mehmet atıldı
"Hayır, hayır. Yazım bir asır bekleyebilir.  Ama bir centilmen olarak kahveler benden olursa sevinirim"
"Eh, peki oldu o zaman. Sizin gazete benim iş yerime çok yakın. Hani tam köşede Siyah Kuğu pastanesi var.  Bir saat sonra iyi mi? Telefonumu kaydedebilirsiniz"
"Tamamdır Ayşe hanım. Çok teşekkür ediyorum.  Uçarak geleceğim"
"Hahaha...görüşürüz"
"Görüşürüz."
Gazetedeki odalar birbirinden cam bölmelerle ayrılmıştı ve Mehmet'in Uğur ile kucaklaşmasını gören meslektaşları "Piyango çıktı herhalde" diye düşündüler. 
----
Serap'ın yemyeşil gözleri, 6 yaşındayken, oğlan çocuklarının toplarını kesip ağaca tırmanıp onlara bakarken nasıl parlıyorsa, aynı öyle parlıyordu. Bu gözleri gören William Blake'in "tiger, tiger" ı kız için yazmış sanabilirdi. 
"Serap abla, şimdi sen Maço Köşe'nin yazarıyla kahve mi içeceksin gerçekten?"
"Aynen öyle. Benim kim olduğumu bilmiyor. Ayşe diye bir isim uydurdum ama birazdan öğrenecek kiminle dans ettiğini"
"Senden korkulur Serap abla. Ne yapacaksın? Planını bana da söyle n'olur çatlıyorum meraktan"
"İnan ben de bilmiyorum doğaçlama olacak"
"Karate, kick box filan yapıp adamı yere sermezsin değil mi? "
"Yok, yok o kadar da değil bir ara kick box dersleri almıştım ama onda pek işe yarayacağını sanmam tam tersine ben kendimi yerde bulabilirim ve tüm karizmam yerlerde sürünür."
"Aman Allah'ım senin Acı Biber köşesi yazarı Serap Arda olduğunu duyunca yüzünün halini görmeyi çok isterdim. Ben de geleyim mi? Bir köşede otururum."
"I-ıh, son çalıştığımız habere odaklan sen, İskandinav ülkelerindeki kadın milletvekillerinin ve bakanlarının tam sayısını da istiyorum. Hadi iş başına staj yapmaya gelmedin mi sen?"
"Tamam Serap ablacığım"
Asuman sevdiği çikolatayı yemesine izin verilmeyen çocuk gibi bakıyordu ama Serap'ı çok seviyordu. Ona hayrandı. Basın yayın bölümü son sınıftaydı ve her sabah "Bugün ne yazmış?" diyerek Acı Biber'i okurdu, kızın Maço Köşe'nin yazarıyla atışmalarına bayılıyordu. Onun yanında staj yapabilmek içiniyi bir torpil kullanmıştı. Bilgisayarının tuşuna dokununca ekrandaki sarman kaybolup, istatistikler karşısına geldiğinde, Serap çoktan çıkmıştı. 
----
Az sonra Siyah Kuğu pastanesinin loş salonunda Serap ve Mehmet karşılıklı oturmuş, birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Diğer müşterilere kalsa "birbirine bu kadar yakışan çift görmedik" derlerdi. Mehmet tarafından bir sorun yoktu ama Serap içinden hiç de romantik şeyler geçirmiyordu. Yalnız ikisinin de bilmedikleri bir şey vardı daha doğrusu bir bela: Çapkınlığıyla nam salan Mehmet'i tesadüfen gören işgüzar bir magazin muhabiri elindeki cep telefonuyla çaktırmadan ardıardına tuşa basıyordu. 
"Vay canına! Olacak iş değil. Acı Biber'ci Serap Arda ile maço köşenin yazarı Mehmet Foçalı başbaşa! Bu fotoların altına "Serap ve Mehmet'i başbaşa yakaladık. Kanlı bıçaklı düşman olduklarını sanıyorduk ama  her ikisi de okurlarını aldatıyormuş.! yazmalı. Büyük yankı yapacak! Yılın magazin gazetecisi ödülünü almazsam ne olayım. Maaşıma da iyi zam alırım. Ama hemen yollamayacağım yarın Mehmet Arda'nın maço köşesi kitabının imza günü vardı. Onu bekleyeyim bombayı yarın patlatayım. "
Muhabir daha fazla dikkat çekmeden ağzı kulaklarında, Siyah Kuğu'dan ayrıldı. 
" İnanmıyorum meslektaş olduğumuza Ayşe hanım. Yanlış anlamayın ama gazeteciye hiç benzemiyorsunuz. Dizi oyuncusu ya da manken deseydiniz anlardım. Sahi hangi gazetede çalışıyorsunuz?"
"  Teşekkürler şey, Gerçekler gazetesinde çalışıyorum. Sizin köşenizi de her sabah mutlaka okuyorum."
Garson kız, gülümseyerek ve afiyet olsun diyerek ağız sulandıran vişneli, çilekli, çikolatalı dilim pastalarla dolu tabağı bıraktı. Serap özellikle pasta istemişti. 
"A! Çok ilginç. O zaman Acı Biber köşesinin yazarı Serap Arda'yı tanıyorsunuzdur."
"Tanımaz mıyım? "
" Acıdım size yahu öyle aksi, erkek düşmanı bir cadalozla çalışmak ne kötü!"
" Cadaloz olduğundan eminsiniz yani?"
" Yüzde yüz eminim hem de. Sahi benim tahmin ettiğim gibi biri mi? Hani köşesinde profil fotosu yok ya, eminim fırça kaşlı, bıyıklı ve kıllı bacaklı biridir. Şöyle enaz yüzyirmi kilo. Hiçbir erkek yüz vermediği için de feminist olmuş olmalı. Ha tabii yanılıyor da olabilirim, tahta göğüslü, hamsi kılçığı gibi bir tip de olabilir. Hangisi?"
Mehmet sorusuna cevap beklerken. Serap ayağa kalktı. Mehmet şaşırdı. Gidiyor olamazdı. Yanlış bir şey mi söylemişti mazallah bu Serap cadalozu kadının akrabası filan mıydı yoksa eyvahlar olsun kötü pot kırdım, bir daha yüzüme bakmaz diye içinden geçirirken, kız sakin bir şekilde yeterince soğumuş olan  çayı  Mehmet'in kafasına boca etti.  
"Sen karar ver. Bıyıklı, kıllı bacaklı, fırça kaşlı cadaloz tam karşında duruyor!" 
"Ne!" 
Mehmet de ayağa fırlamış, bir yandan kağıt peçeteyle yüzünü, gözünü kurulamaya çalışıyor, bir yandan bağırıyordu.
"Sen-  sen - sen - Serap Arda mısın?"
"Ta kendisi! "
Söylemeye gerek yok tüm müşteriler ve garsonlar işi gücü bırakmış onları seyrediyordu. 
"Karı koca kavgası herhalde?"
"Yazık ayol kız ne kadar güzel, adamın yerinde olmak istemezdim hahahaha"
Mehmet ne desin bilemiyordu, Serap ise keyifle ona bakıyordu. 
"Tamam! Çirkin değil çok güzelmişsin ama yine de cadalozun tekisin! Şu halime bak!"
"Az bile yaptım. Biraz da pasta al çayın yanında iyi gider" 
Tabaktaki pastalardan çilekli olan Mehmet'in tam suratına isabet etti. Yakışıklı adam elindeki peçeteyle yüzünü kurularken 
"Yeter ama sen kaşındın bak durmazsan fena olacak" dedi. 
"A, çok korktum tirtir titriyorum, yoksa çilekli olmadığı için mi kızdın? Dur o zaman al bak çilekli"
O saniyeden itibaren iş çığırından çıktı. Herkes güzel genç kız ile yakışıklı genç adam arasındaki pasta savaşını izlemeye başladı. Vişneli, kakaolu pastalar havada uçarken, garsonlar ikisini zor zaptettiler. Anne, babalarıyla gelen birkaç çocuk kahkahadan kırılıyordu. Bedava tiyatro!
"Manyaksın sen! Erkek düşmanı cadaloz!"
"Kadın düşmanı maço!"
" İnanmıyorum bir saat uğraşıp lastiğini değiştirdim bir de! Nankör!"
"Sanki silah dayadım! Yapmasaydın!"
" Fesupanallah! Şirret, zilli!"
 "Çakma Indiana Jones! "
"Han'fendi lütfen! Beyefendi lütfen!...."
" Pastaların parasını bu bey ödeyecek!"
" Zevkle öderim yeter ki, bir daha karşıma çıkma!"
"Asıl sen benim karşıma çıkma!"
---
Bu olaydan bir saat sonra ikisi de yüzleri, gözleri, üst, başları battığı için gazetelerine değil, doğruca evlerine gittiler. Serap banyosunu yapmış, başında şeker pembesi havluyla olan biteni dinlemek için sabırsızlanan annesine hikayeyi anlatıyordu. 
"İşte hepsi bu kadar anneciğim.
"Daha ne olsun! Sana inanmıyorum! Ama çocukken de oğlanları döverdin of ya yine sabırlı adammış ya sana el kaldırsaydı?"
"Pöh! Halt etmiş, kickbox kursuna gittiğimi unutuyorsun herhalde. Benim de elim armut toplamazdı"
" Kızım sen deli misin? Televizyonda görmüştüm Irak'ta elindeki kamerayı almak isteyen sakallı, entarili, eli silahlı bir adamı bir yumrukta yere serdi. Zaten adı da ondan sonra Indiana Jones'a çıkmıştı. " 
"Aman çakma Indi! Yalnız pastalara üzüldüm öyle lezzetli gözüküyorlardı ki..."
" Off sen akıllanmazsın. Git saçlarını kurut. Ben de giysilerini makineye atayım."
Annesi söylene söylene banyoya gitti. Serap havluyla saçlarını kuruturken, dudaklarını dişliyordu. 
"Hayır ya aşık maşık olmadım. Peki neden adamdan söz ederken kalbim taşikardili halam gibi oluyor? Lanet olsun, kahretsin! Düşmanıma, en nefret ettiğim adama aşık mı oldum? Yok canım, sadece sinirden, heyecandan, öyle olsa bile etlerimi cımbızla yolsalar itiraf etmem. Ölene kadar belli etme Serap. Sakın- sakın- sakın! Hem bir daha karşıma çıkamaz. Aldı dersini oturdu."
Mehmet'in durumu da farklı değildi. Eve gittiğinde annesiyle karşılaşmamak için dua etmiş ve duası tutmuştu. Küçük kızı Melisa okuldaydı. Hemen banyoya girmiş, duştan sonra da doğruca Uğur'la bir barda buluşmuşlardı. 
"Abicim inanmıyorum. Film gibi. Bir daha söylesene yanlış anlamadım di mi? Ayşe sandığın o güzel kız Serap Arda'ymış! Doğru mu?"
"Off! İnanman için kaç kez tekrarlayacağım?"
"İyi ama hani çok çirkindi?"
"Yahu değilmiş işte ne bileyim! Yaptık bir hata!"
" Bu aşk başlamadan bitti o zaman abicim"
" Öyle görünüyor, hakkında yazdıklarımı, yüzüne söylediklerimi düşünürsem hiç de haksız değildi. "
" Boşver abicim ya, dünyada başka kız mı yok? Hele ki, ünlü maço köşe'nin yazarına. Çiğdem seninle evlenmek için can atıyor."
"Bırak ya şu boya küpü sosyete güzelini. Ben artık iflah olmam."
"Nasıl yani?"
" Serap aklımdan bir saniye bile çıkmıyor. Unutacağımı da sanmıyorum. Lanet olsun ya! Dünyada aşık olacak başka kadın kalmamış gibi tutup Serap Arda'ya aşık oldum.! Bir günah mı işledim nedir? Tanrı beni cezalandırıyor..."
---
Akşama doğru Serap gazetede olanları bir de sevimli ve meraklı Beyaz Dizi hastası, Kore dizileri hastası,  stajyeri Asuman'a aktarıyordu. 
"Hahaha Serap abla, keşke orada olsaydım, böyle pasta savaşları sadece filmlerde olur sanırdım. Oh olsun, onca laftan sonra hak etmiş."
"Hem de nasıl haketti salak"
Masada çalan cep telefonu ikisinin konuşmasını böldü. Arayan Serap'ı çok seven ve feminist kitaplar yazan üniversiteden arkadaşı Müjgan'dı. 
"Canım beni iyi dinle: Başın dertte!"
"Ne?"
"Bak hayatım. Hani şu salak magazin muhabiri Kenan var ya, işte bugün seni ve Maço Köşe'nin yazarı Mehmet Foçalı'yı başbaşa yakaladığını, yarın Mehmet'in imza gününde bombayı patlatacağını ballandırarak anlattı bana."
"Ne!"
"Doğru olmadığını söyle."
"Müjgan'cığım doğru doğru olmasına da, göründüğü gibi değil, oraya onu anasından doğduğuna pişman etmeye gittim, müsaitsen anlatayım hemen"
" Anlat Serap'cığım yoksa çıldıracağım benim feminist arkadaşım nasıl en baş düşmanıyla pastane köşelerinde buluşur diye. Anlat dinliyorum seni canım..."
Serap, olan biteni kısaca Müjgan'a anlattı. Kız rahat bir nefes aldı ama endişelenme sırası Serap'a gelmişti.  O resimler asla internete düşmemeliydi.  Asuman'la bir yol bulmaya çalışıyorlardı.
"Aman Tanrı'm okurlarıma rezil olurum. Hatta gazetedeki köşemden bile kovsalar yeridir. Ne yapacağım? O resimleri o salaktan nasıl alacağım? Para mı versek?" 
" Yok Serap abla. Para verirsek filmlerdeki gibi olur sürekli para ister. Başa çıkamazsın"
"Haklısın canım. Of aklıma bir şey gelmiyor. Kahretsin hep o maçonun yüzünden."
" Buldum! Para verip iki çam yarması adam tutalım, bir güzel dövsünler, telefonunu da alıp bize getirsinler."
"Saçmalama Asuman, Kurtlar Vadisi dizisini çok izliyorsun galiba.  Mafia ile iş mi yapacağız? Sonra onlar da bize şantaj yapsınlar!"
"Ay o da var..." Asuman'ın dudakları büküldü. Serap, iki elini yanağına dayamış, arpacık kumrusu gibi düşünürken  fısıldar gibi  "maço" dedi.  
"Ne dedin? Duymadım Serap abla."
"Tabii ya, neden olmasın? Buldum Asuman'cığım.  Baksana bu resimlerin internete düşmesi benim için ne kadar felaketse, Mehmet için de o kadar felaket. Benim sonumsa, onun da sonu olur."
"Eee?"
"E'si şu: Madem maço bir işe yarasın. Kartviziti çöpe atmıştım, sen kartı bul, telefon edeyim, o resimleri geri zekalı Kenan'dan alacak bir yol bulsun. "
"Harikasın Serap abla. Bence de çok mantıklı."
Asuman, kağıt sepetinden kartviziti buldu, Serap da numarayı tuşladı. Bir yandan parmaklarıyla masasının kenarına tık tık vuruyordu. Sinirlenince hep öyle yapardı. Planı işe yaradı yalnız hesaba katmadığı bir şey oldu.  Mehmet, onun ve hatta Asuman'ın da yardımına ihtiyacı olduğunu söyledi. Kenan, geceleyin ünlülerin olduğu mekanlarda ünlü avına çıkardı. Şansları yaver giderse adamı takip edecek ve arabasında kıstıracaklardı.  Nasıl olacaktı Serap da bilmiyordu ama Mehmet travestilerin kullandığına benzer üç de uzun peruk, makyaj malzemesi, makyaj silme mendili, 42 numara kadın ayakkabısı da istemişti. 
----
Hava iyice karamıştı, Kenan Yörükçü, elinde kamerası ünlü bir gece klübünden dışarı çıktı. Arabasına doğru gitti. Caddenin karşısında ışıkları sönük bir arabada biri Marilyn Monroe  saçlı, öteki kızıl saçlı, arka koltuktaki de mor - yeşil saçlı üç kadın onu dikizliyorlardı.  Dikkatli bakınca direksiyondakinin kaba saba yüz hatları ile kadın olmadığı hemen belli oluyordu.  Mehmet homurdandı:
"Kahretsin senin yüzünden düştüğüm şu duruma bak!"
" Bana ne kızıyorsun? İki kız çalışıp, senin gibi bir maçodan anca bu kadar Marilyn Monroe çıkartabildik. El insaf yani Van Gogh değiliz ki..." 
Arka koltukta oturan Asuman" Ay ne olur tartışmayı bırakın adamı kaçıracağız " diye atıldı. 
Karanlık sokaklarda Kenan'ı takip etmeye başladılar. Planladıkları gibi  tenha bir yerde  Mehmet direksiyonu kırıp, adamın arabasının önünü kesti.  Kenan öfkelenmişti. Pencereden başını uzattı.
"Hey! Manyak mısın? Ne yapıyorsun?" 
Sonra kadın elbisesi giymiş, topuklu ayakkabılarla her an yere kapaklanacakmış gibi yürüyen 1,90 boyundaki erkeği görünce yüzünü buruşturdu.  Mehmet
" Merhaba şekerimi, seninle bir işimiz var da...."
"Haydi oradan senin gibilerle işim olmaz benim git işine bak polis çağıracağım hem ben gazeteciyim"
" Ay, canım ya, ne şekersin polis çağıracakmış sen önce şu akıllı telefonunu ver bakayım akıllı akıllı"
Serap ve Asuman kalpleri gümbürdüyerek olanları izliyorlardı.  Ya bir polis otosu gelirse? insan niye illa kötü şeyler aklına getirir?  Kenan telefonunu vermekte direnince, Mehmet daha fazla sabretmedi, kapıyı açtığı gibi adamı bir yumrukta yere serdi, ceplerini karıştırdı. Telefonu aldı. Resimlerin orada olup olmadığını kontrol etti. Evet,  Siyah Kuğu pastanesinde başbaşa kareleri oradaydı. 'Sil' e bastı ve tüm resimler mozayiğe dönüştüler. Adamın ceplerine baktı, flash bellek filan yoktu. Arabayı da kontrol etti  tablet, laptop gözükmüyordu.  Topuklu ayakkabılarını fırlatıp, koşarak tekrar arabaya bindi. 
"Tamamdır. Hadi geçmiş olsun"
"Tanrı'm ya  öldüyse?"
"Saçmalama biraz baygın kalır o kadar"
"Of çok şükür. Şey, acaba taşınır bellek ya da tablet filan...?"
"Merak etme ceplerini ve arabayı kontrol ettim. Eğer daha önce evine ya da gazetesine gidip bir yerlere kaydetmediyse paçayı kurtardık. "
"Umarım yapmaya fırsat bulamamıştır"
" İnşallah. Etrafta mobese yoktu değil mi iyi baktınız mı?"
"Baktık Mehmet abi..."
Loş bir yerde durdular, hepsi perukları kafalarından çıkarttılar. Mehmet yanında getirdiği makyaj silme kağıtlarıyla dikiz aynasında bakarak yüzünü, gözünü iyice sildi. Sırtına giydiği allı güllü elbiseyi de çıkarttı. Taksi durağına geldiklerinde Serap ve Asuman arabadan indiler. 
" Maço, maço diyordun ama ben olmasam gazetecil
ik hayatın bitecekti. "
"Aman aman! İyi ki, bir işe yaradı maçoluğun. Umarım bu son görüşmemiz olur."
" Umarım öyle olur han'fendi!"
Dudaklarından çıkan kelimeler başka, kalplerinden geçen kelimeler çok başkaydı. Aslında ikisi de bir daha görüşmemekten korkuyorlardı. İki gazetenin büyük bir yayın grubu olarak birleşeceğini ve yanyana bürolarda çalışmak zorunda kalacaklarını bilseler acaba ne düşünürlerdi? Ama en mühimi ertesi gün internette Siyah Kuğu pastanesindeki tuhaf buluşma ile ilgili hiçbir fotoğraf yoktu. Ne Serap'ın feministliğine, ne de Mehmet'in maçoluğuna halel gelmemişti. 
Not: Okuru sıkmamak için senaryo format kısımları (gün/gece/iç/dış vs.) özellikle yazılmamıştır. :)




6 yorum:

  1. Müjdemm süpermiş sayen de kelimelerden kendi çektiğimiz filmimizi izliyoruz:))
    Yaaa bir de aklıma geldi bizim el emeklerini yürütüyorlar sık sık hatta benim blogu komple kopyalamışlar bunlar da başka ellere gitmez inş. kalemine eline yüreğine sağlık. diğer kısımları için watpad a bakacağım sonra:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haticem çok teşekkürler , beğenmene sevindim. Evet maalesef bu emek çalınmasına yapacak bir şey yok, orasını, burasını, işlerine yarayacak fikirleri çalıyorlar. :( ama en azından tamamını çalamazlar:( burada yayınlandığı için ve de noter tastikli olduğu için dava ederim.
      Yorumuna sağlık canım.

      Sil
  2. Ah canımsın ya. Perilerin Armağanı'nı okumaya gelmiştim. Diğer bölümleri de arkada mı diye bakarken burayı gördüm.
    Müjdecim, ne demek. Blogumu onurlandırdığın için asıl ben teşekkür ederim. Sana bir kez daha hayran kaldım. Harika yazıyorsun. İnan okurken ''İnşallah bunu dizi olarak çekerler'' düşüncesini atamıyorum kafamdan. Keşke elimden daha fazlası gelebilseydi.
    Noterden tasdik olayını iyi düşünmüşsün, tebrik ederim.
    Bu güzel senaryoların aramakla bulunmaz aslında. İnşallah en kısa zamanda keşfedilir canım benim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeugma'cığım o onur bana ait canım. Bulunmaz İkili'ye senin söyleşinde de değinmiştim, ilk senaryom ama en sevdiğim hikayem. Hiçbir hikayemi bunlar kadar sevmem. Ah inşallah güzel yüreğinden gelen güzel dileklerin gerçekleşir canım. Sağol....:)

      Sil
  3. Emeğine sağlık. En kısa sürede ekranlarda görmek dileğiyle. Takipteyim.Senide beklerim.
    http://gullugalaksi.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum arkadaşım, hoşgeldin, sefa geldin. Tabii ki seve seve gelirim. Nazik dileğiniz için inşallah diyorum:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...