26 Ocak 2015 Pazartesi

AŞK PERİLERİ- 1 -


Dünyanın yaratıldığı ilk çağlardan itibaren su perilerinin, orman perilerinin var olduğunu biliyoruz.  "Haydi canım!" demeyin.  Perilerin varlığını bize mitoloji bilimi söylüyor.  Ancak bilim ve teknoloji geliştikçe mayasında şüphecilik olan insanoğlu, tanrı dahil gözüyle görmediği şeylere inanmamaya ve perilere burun kıvırmaya başladı. Ama bizim görmememiz onların var olmadıkları anlamına gelmez. 
Hiç beklemediğiniz anlarda bazen  periler duruma el atarlar.
Tabii bir şartla: Bunu hak etmek gerekir. Periler hak etmeyenlere yardım  etmezler.   
----
Çağdaş mimariden anlamayanların "Binaya bak yamuk yumuk" dedikleri  özel hastanenin 3. katındaki nöroloji ana bilim dalı yazan odada hummalı bir faaliyet vardı. Üzerlerinde beyaz önlükleri, boyunlarında onları 'havalı' gösteren  stetoskopları ile doktorların kimisi yeşil, pembe balon asıyor, kimisi üzerinde "Hayırlı emeklilikler" yazan pastaya mum ve maytap koyuyor, kimi plastik tabak, çatal, bıçakları yerleştiriyordu.  Keçi sakallı entel doktor Muratcan, şampanya ve birkaç kadeh bile getirmişti. Genç asistan doktor Zeynep aralık kapıdan kafasını uzatıp, gözlerini kocaman açarak
"Geliyor!" 
diye seslendi ve içeri girip kapıyı arkasından kapattı. 
"Hediye!" diyen 50'lilerindeki, ortopedist Tuğba hanım, sandalyede duran  pembe fiyonklu, şık hediye paketini de hızla masanın üzerine koyduğunda, kapı kolu aşağı indi ve pamuk saçlarını Swarovski taşlı bir tarakla topuz yapılmış, notu kıt matematik hocasını andıran,  nöroloji uzmanı Aylin Alptekin içeri girdi. 
"Sürpriz!" 
"A! İnanmıyorum çocuklar! Hangi arada yaptınız bunları?!"
"Seni emeklilik partisi yapmadan yollayacağımızı mı sanıyordun Aylin abla?"
Aylin bir cevap veremeden, genç yaşına rağmen kafasında saç kalmamış doktor Kenan telefonunu çıkardı. 
"Pasta bozulmadan bir selfie çekelim arkadaşlar"




Yarım saat kadar sonra çikolata parçacıklı ve muzlu - yaşlı doktorun en sevdiği pastayı öğrenmek için neredeyse piar araştırması yapmışlardı - pastanın çoğu yenilmiş, Aylin içine hastane önünde doktor arkadaşlarıyla çektirdikleri fotoğrafın konulduğu telkari gümüş resim çerçevesini  duygulanarak bağrına bastırmış, herkesle kucaklaşıp, sarılıp, öpüştükten, tekrar hayırlı emeklilik dileklerini aldıktan sonra meslekdaşları hastalarına bakmaya gidince, odasında tek başına kalmıştı. Kırk yıllık mesleğine ve nöroloji bölüm başkanlığına veda zamanıydı. Özel eşyalarını ve hediyesini yanında getirdiği küçük kutuya doldurdu, mavi, pembe balonlar, kimi boş, kiminin içinde az biraz meşrubat kalmış kağıt bardak ve pasta çikolatalı krema kalıntılı tabaklar, sönmüş birkaç mumla az önce parti verildiğini anlatan odasına son kez baktıktan sonra yavaşça kapının kolunu çevirdi. Tam çıkacaktı ki, 
"Duydun mu? Aylin hoca emekli olmuş. "
"Duymaz mıyım? Kurtulduk kız kurusu, yaşlı cadalozdan"
sözleriyle eli kapının koluna yapışıp kaldı. Kapıdaki ayak sesleri uzaklaşınca sözlerin sahiplerine görünmemek için usulca kapıyı açıp baktı: Biri yağlı, at kuyruklu saçlı, öteki kısa boylu, iki genç asistan dedikodu yapa yapa uzaklaşıyorlardı.  Aylin'in kafasında hala "kız kurusu, yaşlı cadaloz" sözü yankılanıyordu. 
Açık park yerine gidip, siyah  jipine binip, motoru çalıştırdığında ses hala gitmemişti"Kız kurusu, yaşlı cadaloz". Sesi bastırmak için el yordamıyla teybi açtı. Tok sesiyle romantik bir Sinatra şarkısı başladığında, zamanda yolculuk yaparak, yaşlı cadaloz olmadığı günlere gitti. 
----
İnsanın terden yapış yapış olduğu bir Haziran günü, İstanbul Üniversitesinin bahçesi  ana, baba günüydü. Neşeyle keplerini havaya fırlatan tıp mezunları arasında İsveçliyi andıran, çilli, deniz gözlü, uzun boylu, çiçeği burnunda doktor adayı Aylin de vardı. Annesi, babası da yanındaydılar. Üzerinde cübbesi, elinde diploması ve kepiyle Aylin onlara sarıldı.
Baba, Feyzi Büyüksönmez'e bakan kızın mavi gözlerini kimden  aldığını anlardı. Elli yaşlarındaki kapılardan sığmaz enine boyuna adam da doktordu, tıpkı Aylin'i dünyaya getiren eşi Gül gibi. kocasının tersine çıtıpıtı bir kadın olan Gül, fırça kaşlı eşine dönerek
"Aferim kızıma dediğini yaptı, değil mi babası?"
dedi. "E, yapacak tabii. Kimin kızı? Daha minicikti, 'ben de annem, babam gibi doktoy olcam' diyordu. Hatırladın mı?"
"Hatırlamaz mıyım? Bebeklerine iğne yapardı. İşte 'doktoy' oldun küçük hanım"
Aylin, sevinçle elindeki kırmızı kurdeleli, beyaz ruloyu anne, babasının burnuna doğru salladı. Etraftaki genç mezun delikanlılar  gözlerini Aylin'den ayıramıyor, onun kadar güzel olma şansına sahip olamayan kızlar ise kıskanç nazarlarla Aylin'e bakan  oğlanları seyrediyordu. 
"Şunlara bak! Neredeyse kızın içine düşecekler"
"E, güzel kız Allah için"
"Aman ne güzeli ayol. Çilli çilli"
"Daaaat daaaat" diye arkasından çalınan sabırsız korna sesiyle Aylin, tekrar 2016'ya döndü. Kırmızı ışık sönmüş, yeşil ışık yanmıştı. 
"Patladılar sanki" diyerek yola devam etti. Okulun en güzel kızından, kız kurusu yaşlı cadaloza ne zaman dönüşmüştü? Oturduğu apartmanın kapısına gelene zamanda geçmişe yolculuğa devam etti. Kahrolası yağlı saç! Tam Bodrum'a yerleşip emekliliğinin keyfini çıkaracakken, sevincine limon sıkmıştı! Yüzünü ekşitti. 
"Saçını at kuyruğu yapmış, havasından geçilmiyor! Gören de beyin cerrahı sanır! Daha kızamığı su çiçeğinden ayırt edemiyordur. Salak!"
----
ANTİ AGİNG KREMLERİ
Saat 14.00 olduğunda sade ama romantik dokunuşlu, bol minderli kanepede, serotonin takviyesi için önlerinde çikolata dolu kedi şeklindeki şekerlik, yanında çay, kahvelerle içmimar arkadaşı Canan ile bu konuyu daha derinlemesine konuşmaya başlamışlardı. Seramik kedinin içindeki bitter, madlenler yarılanmış ama yaşlı kadının öfkesi geçmemişti. 
"Çikolatayla intiharım" diyerek ağzına bir madlen daha attı.
"Mmmm çikolatayla ölmek güzel olmalı haksız mıyım Canan'cığım?" 
"Hayatım sen doktorsun benden iyi bilirsin ki, çikolatayla ölmezsin en fazla kolesterolün yükselir ve bilirsin ne derler ağızda bir saniye, popoda ömür boyu, yapma ne olur, sen tanıdığım en güçlü kadınsın. At kuyruklu bir zibidi  yüzünden üzülme"
" Ona kızmıyorum ki!"
"Ne?"
"Kendime kızıyorum."
"A! Neden?"
"Kariyer delisiydim ben. Annem, babam doktor diye doktor olacağım diye hırs yapmıştım. Üstelik okuldayken feminizm modası vardı. Hatırlarsın hep feminist takılıyorduk."
Canan gözünün önünde canlandırarak eski okul arkadaşını dinliyordu. 
" Yirmi yaşlarındayken feminist olmak, 'aman canım evlilik de neymiş, çocuk da neymiş?' diye burun kıvırmak kolay ama sonu..."
Aylin bir an sustu, sanki ne söyleyeceğini unutmuş gibi...
"Sonu...?"
Aylin ayağa kalkarak "Bekle bir saniye...geliyorum..." diyerek yatak odasına yollandı. Birkaç saniye elinde kucak dolusu krem, kavanozla gelerek hepsini kanepenin üzerine boca etti. 
"Sonu işte bu: 300 - 500 liralık anti-aging kremleriyle başbaşa kalıp, dizinde kedin - hoş benim bir kedim de yok- ağlak diziler izlemek. Göz altı kremi, kırışıklık giderici, gece, gündüz, lifting, mifting, kolajen, toparlayıcı sanki bir halta yarasalar. 40 yaşımdan beri kozmetik firmalarını zengin ediyorum"
"Hayatım hepimiz yaşlanacağız. Kimse 20'sinde kalmıyor"
"Evet ama ben treni kaçırdığıma çok pişmanım Canan. Benimle birlikte feminist takılan kızların hepsi şimdi facebook sayfalarında gururla torunlarının resimlerini paylaşıyorlar. Benim paylaşacak neyim var? Nöroloji dünyasındaki yeni gelişmelerden başka? Fiyakalı bir unvanım, evim, arabam, bankada param var ama ya aşk? Ya çocuk? Ne bileyim mesela "Bu babanızla bizim şarkımızdı" diyebileceğim bir şarkım yok. Torunlarıma anlatacağım bir aşk hikayem yok. Biz okuldayken 'Çocuk da yaparım kariyer de' diyen şarkılar yoktu. Keşke yeniden genç olsam. Ben de elimde pet şişe suyla, çocuk parkında sevimli bir afacanın peşinden koşturmak istiyorum. Yeniden genç olmak istiyorum. "
"Aylin'ciğim ne yazık ki hayatımızın bir geri al tuşu yok, bak canım, belki yeniden gençleşmeni sağlayamayız ama yeni evinde harika günler geçirmeni sağlayabiliriz."
"Haklısın canım galiba en iyisi bu"
" Teyzen de çok sevinir"
Aylin gülerek "Teyziş" diye düzeltti. Çocukluğundan beri teyzesine çok düşkündü ve anne yadigarı yaşlı kadına 'teyziş' derdi.
"Hem de nasıl sevindi. Biliyorsun eşini kaybettikten sonra kukumav kuşu gibi tek başına kaldı. Oğlu, gelini, torunu da ta Avusturya'da olunca inzivaya çekildi.  Şimdi iki pinpon birlikte oturacağız. Ona Skype kullanmayı filan öğreteceğim torun hasreti, evlat hasreti çekince konuşurlar. "
"Çok iyi düşünmüşsün"
"Değil mi? Hem koca villada tek başıma ne yapayım? Bir de kadın tutarım, hem temizlik yapar, hem yemek. Teyziş da rahat etsin artık."
O gün akşama kadar iki kadın şömineden, çiçekli romantik perdelere, bahçedeki çardağın fırfırlı minderlerine, mumlara, otuma gruplarının renginden, halılara kadar her şeyi özenle seçtiler. Sonunda ortaya gerçekten de romantik, sıcacık bir ev çıkacağı belliydi. Planlarını da yaptılar. Aylin, Bodrum'a günü birlik uçakla gidip evi alacak, sonra Canan işe koyulup her şeyi halledecek, yaşlı doktorumuza sadece valizlerini alıp taşınmak kalacaktı.  Canan gitmeden son kez sevgili arkadaşına öğüt verdi:
"Aylin'ciğim lütfen benim annem gibi sürekli geçmişte yaşamaya başlama, tıpkı onun gibi her lafı "ah vah" ve eskilere getirirsin, geçmiş geçti, sen bugüne bak. Bugünü yaşa. Hayata dön."
"Tamam canım tamam, merak etme zaten çikolatalar bayağı işe yaradı, inanılmaz serotonin yüklü hissediyorum. " 
İki eski dost gülüşüp, kucaklaşıp öpüştüler. Canan asansöre bindikten sonra, Aylin de içeri girdi. Canan doğru söylüyordu, hayata dönmeliydi. Geçmiş geçmişti ve geriye dönemezdi. Ama hayatta mucizelerin olduğunu unutuyordu. 
---
GENÇ, YAKIŞIKLI, ÜNLÜ
Yaşlı doktorla hemen hemen aynı günlerde, Bodrum'da villa bakacak olan başka biri daha vardı. Rating rekorları kıran Aşk ve Nefret dizisinin yakışıklı, genç oyuncusu, adına bir sürü facebook fan sayfası açılmış olan Gökhan Akın. "Esas oğlanı" oynadığı dizi sezon finali yapınca, soluğu Bodrum'da bir yazlık sitede oturan aynı mahalleden kankası Mehmet ve aile dostlarının yanında alacaktı. Onlara yakın bitişik villayı da satın alacaktı. Dayayıp, döşedikten sonra ailesini de yanına çağırarak, hep birlikte bütün bir yaz Bodrum'un keyfini çıkartmayı planlıyordu. Planlarının içinde periler filan yoktu tabii.
Villanın arkadaşına yakın olması Gökhan için önemliydi. İki ahbap çavuş, aynı sokakta misket oynadıkları günlerden beri çok iyi dosttular. İkisinin annesi de top koşturmaktan yorulan çocuklar için şokellalı sandviç yaparlardı, bir dilim kendi oğluna, bir dilim ötekine.  Aynı ilkokula. aynı liseye gitmiş hatta aynı kıza aşık olmuş, kavga da etmişlerdi ama kız ikisini de yüzüstü bırakmış başka bir oğlana gönlünü kaptırınca, dostlukları daha da pekişmişti. 
Kız annelerinin ideal damat dedikleri tipe sahipti Gökhan, gözleri bir köpeğinki kadar sadık ve masum bakıyordu ki, kimse ondan üçkağıt, içten pazarlık beklemezdi. Diğer ünlüler gibi her gece başka barda, farklı bir manken kızla gönül eğlendirip, magazin sayfalarına "Gökhan Akın'ı filanla yakaladık" geçmiyordu. Öğretmen bir baba ve ev hanımı Zeynep ve Mustafa çiftinin oğlu olarak aslında işletme okumuştu. Dizi oyuncusu filan olmayı da aklının ucundan geçirmiyordu ki, okul harçlığını çıkartmak için figüran olarak bir dizide gözükünce, o kadar tutulmuştu ki, yapımcılardan teklif üstüne teklif aldı. Yine de babasına, annesine verdiği sözü tutup önce okulunu bitirdi. Ama işletmecilik yapmaya fırsat olmadan kendini dizi setlerinde buldu.  Bir, iki diziden sonra Mehmet
"Yahu kanka sen bayağı bayağı ünlü oldun artık bizim yüzümüze bakmazsın"
diye dalga geçmeye başlamıştı. 
Gökhan,  diziden kazandıklarıyla anne, babasına hediye olarak aldığı villanın bahçesinin önünde Bodrum'a gitmek üzere yola çıkacaktı. Arabanın kapısı ve bagajı açıktı. Annesi Zeynep elinde bir kap su, çocuk hala 10 yaşındaymış gibi tembihler ederken, daha liseye giden küçük kardeşi Kübra, bıraksalar arabaya atlayacak cin bakışlı terierleri Tarçın'ı zor zaptediyordu. 
"Oğlum dikkatli sür e mi? Yüreğim pırpır etmeye başladı bile"
" Hanım yahu vesveselere başlama benim oğlum iyi araba kullanır"
"Merak etme annelerin bir tanesi...kaplumbağa hızıyla giderim"
Gökhan, kardeşine göz kırptı. Kübra da makaraları koyverdi. 
" Ah eğlenin bakalım siz annenizle"
Gökhan bir yandan valizlerini bagaja yerleştirirken, iki yeni yetme, bol makyajlı kız onu görüp,  çığlık çığlığa yanına koştular. Bir tanesi ağzını büzüp, sözcükleri sakız gibi uzatarak konuşuyordu.
"Ay inanmıyoruuuum Gökhan Akın!"
Gökhan da kızları görmüştü. "Eyvah! " dedi. 
"Gökhan bey! N'olur bi selfi çektirebilir miyiz?"
"Ya kızlar tam da zamanını buldunuz"
"N'oluuurr feyse koyacağız, bizi kırmayın"
Yufka yürekli çocuk kızları kırmadı, biri sağında, biri solunda selfie çektirirken, Zeynep hanım onaylamayan bakışlarla kızlara bakıyordu. Kızlar teşekkür edip ellerinde cep telefonu etekleri zil çalarak uzaklaştılar. 
"Ayol bunlar da kız olacak ha, boya küpüne dönmüşler daha bu yaşta hele o konuşmaları ne o öyle ağızlarını yaya yaya n'oooluuurrr" 
Kübra lafa girdi.
"Tiki onlar anne"
"Tilki mi? Ne tilkisi kız?"
"Tilki değil anne tiki, tiki"
"Tövbe tövbe....tikisi batsın.."
Gökhan valizlerini yerleştirmişti, babası, annesi, kız kardeşi ve yardımcıları Nuriş'le sarılıp, kucaklaşıp vedalaştı. Tarçın çocuğun gideceğini anlamış havlayarak "Beni de götür" diyordu. 
"Abi Tarçın'ı zaptedemiyorum"
Gökhan yere çömelerek  köpeğin başını okşadı.
"Hele bir yerleşeyim zaten hep birlikte yanıma geleceksiniz, tamam mı oğlum? Pati ver bakayım"
Zeynep hanım 
" Bir de hayvan derler nasıl da hissetti garibim. " dedi. Tarçın'ı daha iki aylıkken sokakta bulmuşlardı. Bir heves uğruna alınmış ya da duyarsızın birine yaş günü hediyesi olarak verilmiş sonra sokağa atılmıştı. Şimdiyse ailenin en küçük üyesi olmuştu.
Gökhan, motoru çalıştırıp, ailesine el sallarken, annesi "su gibi git, su gibi gel kuzum" diyerek arkasından suyu döktü. Tarçın havlamaya başlarken hem Kübra, hem de babası tasmasından sıkı sıkı tuttular ve gri Porsche gözden kaybolana dek annesi arkasından dualar etti.  Mobil şarj aletini evde unuttuğunu ve telefonun şarjının bittiğini farkettiğinde geri dönemeyecek kadar evden uzaklaşmıştı.  Emlakçı boşu boşuna Gökhan'ın telefonunu çaldırıp duruyordu. 
"Allah Allah açmıyor. Herhalde almaktan vazgeçti. Halbuki ne kadar hevesli görünüyordu. Bıktım bu ünlülerin kaprislerinden ya! " 
---
BEGONVİL SİTESİ
 Hayatında yeni bir sayfa açmak, teyzişiyle birlikte oturacağı villayı seçmek üzere Aylin uçağa binip, kararlaştırdıkları saatte emlakçıyla buluşmuştu. Aylin, alıcı gözüyle eve ve çevreye tekrar baktı. Rüzgar burnuna komşu evin mutfağından tarçınlı, elmalı kek kokusu getirmişti, pembe, mor begonviller bahçedeki ahşap çardakların üzerinden aşağılara sarkmıştı, pergolalara asılı rüzgar çanları esintiyle tıngır mıngır ötüyordu, güneşle parlayan çimlere uzanmış siyah beyaz kediyle gözgöze geldi. Bakılıp, beslendiği belliydi. Kediyle bir süre bakıştılar. Pofuduk şey adeta
"Bunu al işte ne bekliyorsun? Üstelik yanında bonus olarak ben varım."
diyordu. Aylin, emlakçıya döndü ve "Alıyorum" dedi.
"İnanın emekliliğiniz için bundan güzel yer bulamazsınız, tam huzur içinde kafa dinlenilecek bir sitedir.
Huzur mu? Taşındığının sabahında olağanüstü olaylarla tüm hayatının altüst olacağını bilemezdi. Bir dilek dilerken çok dikkatli olunması gerektiğini sonradan anlayacak olsa da, aşk için böyle fantastik bir maceraya değerdi.

10 yorum:

  1. Sevgili arkadaşlar, ilk kez kendi yazıma ilk yorumu yine kendim yaptım:)
    Kendim çizmeye üşendim...Gökhan karakteri için de imdadıma George Clooney ve annesi yetişti :) umarım beğenerek takip edersiniz. Her gün güncelleyeceğim....
    sevgiler :)

    YanıtlaSil
  2. Heyecanla bekleyeceğim Müjde'ciğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler İlknur'um (yanılmadım değil mi sarı şeker başkası olamaz:))

      Sil
  3. Ahha onceden gitmedi simdi yeniden yazayim..sen ne muthis birisin oyle beybisi..super women!! Bilgili+ arastirmaci+yazar+ressam+on parmaginda 20 marifet..resimlerde cok oturmus hikayene ayy Gokhanda pek yakisikliymis :)) devami cabuk olsunnn<3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah Emel'im, teveccüh göstermişsin, sağolasın beybisi:))
      devamı gelecek gün içinde şu anda komşuma kek yapıyordum o yüzden gecikti:)

      Sil
  4. Waaooowwwwww Müjdem şu an koşu bandında yürüyorum ve senin bu hikaye beni acaip sardı, kitaplara bi süre ara verip Perilerle takilicam demek ki:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolay gelsin Bahar'ım, inanılmaz mutlu oldum. Çok teşekkür ediyorum. :)

      Sil
  5. kendifilmhikayelerim, sayfasını yeni keşfetmiş olmanın mahçubiyetiyle merhaba diyorum, ne kadar çooook şey kaçırmışım. Ben shortstory-kısa hikayeler; kısmını biliyordum malum. Hikayeye bayıldım. Merakla ve keyifle tek tek okuyorum:) süper, kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Handan'cığım estağfurullah, zaten senaryoların ya da en azından senaryonun, hikayenin orasını burasını çalmasınlar diye bloğum kapalıydı. :( Sonra ani bir kararla tekrar açtım.:) görmemiş olman çok doğal yani:))
      Beğenmene sevindim arkadaşım, çok teşekkür ediyorum, okuyan gözlerine sağlık. :)

      Sil
    2. Hoşgeldin sefa getirdin unutmadan:)))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...