19 Temmuz 2017 Çarşamba

UNUTAMADIĞIM BİR ANIM ve APTALLIĞIM

Kaç yılıydı hatırlamıyorum. Her şeyi not etmek gibi bir alışkanlık gerçekten çok önemli bunu şimdi anladım. 90'lı yılların başları olabilir. Senaryo yazmaya yeni başlamış, acemi bir yazarım.

Bilgisayarım yok, rahmetli babamın 'A' klavyeli çok eski daktilosunda çat - çat yazıyorum. Daktilo yazmayanlar bilmez, tuşlara çok sert  vurmak gerekir. Öyle bilgisayar gibi dokunmatik değil. Hata yapınca düzeltmenin imkanı yok, ya yeni kağıt takıp yeniden yazacaksınız, ya 'daksil' le kapatacaksınız. Daksili de şimdiki gençler bilmez, oje gibi beyaz bir sıvı, fırçası var, aynı oje sürer gibi yanlış olan yerin üzerini sürüyorsunuz, hatalı harfi, cümleyi kapatıyordu. :))

İşte böyle günlerde - o zamanlar tabii daha gencim - ilk senaryomu yazdım. Hala da çok sevdiğim bir hikayemdir. İsmini de 'En Feminist Feminist' koymuştum. (Sonradan Bulunmaz İkili olarak değiştirdim) Kime göndereyim?  Hiç yapımcı filan tanıdığım yok. (Sanki şimdi çok tanıyorum da:))

Bir yaz günü, rahmetli annemle Kanlıca'ya gidelim yoğurt yiyelim dedik. Sonra karnımız acıktı, yoğurtla karın doymuyor tabii:))Baktık karşıda bir mantıcı var. Hadi mantı yiyelim dedik. Mantılarımızı yerken, servis yapan garson "Şu ilerideki yalı Türker İnanoğlu'nun" demez mi? A! Ben de senaryomu yazmışım, gönderecek yapımcı arıyorum. Tesadüfe bak. Gittim yalının kapı numarasını not ettim, caddenin ismini de. Eve gidince aklıma koydum: Senaryomu zarfa koyup, Türker İnanoğlu'na postayla göndereceğim.

Dediğimi yaptım, külüstür daktiloda, daksillerle kapatıla kapatıla bir hal olmuş, ilk senaryomu değerli hocamıza gönderdim. Bu kadar değerli, bu kadar ünlü bir insan, "Bay Sinema" unvanını hak eden bir sinema ustası, cevap vermez herhalde derken, beni yapım şirketinde görüşmeye çağırmaz mı? Gerçek büyüklük bu işte.  Başkası olsa adı sanı duyulmamış bir senaryo yazarıyla görüşmeye tenezzül etmez. Nasıl gurur duydum anlatamam. Nasıl da heyecanlandım tabii.

Hiç unutmam konuşurken "Kardeşim" diye hitap ediyordu, öyle de babacan.

Bana "Senaryonuzu okudum, vodvil tarzında yazılmış, feminizm konusunu ele almış diye not etmişim" dedi. Sonra da "Bizim ülkemizde bu konu izlenmez ama taksi şoförleri ile ilgili bir senaryo yazabilir misin?" diye sordu.

İşte hayatımın en büyük hatasıdır, en büyük pişmanlığıdır, taksi şoförlerinin hayatı hakkında bir şey  bilmediğimden, (bir sitcom olacağını bilmiyorum o anda dram yazacağım sanıyorum) yapamam, beceremem diye korktum, kendime güvensizliğim zaten had safhada, (çocukluktan beri kendime güven duymayacak şekilde yetiştirildim), hepsi bir araya geldi ve "Bilmediğim bir konuda yazamam herhalde" demez miyim?:( Umarım  kendime güvensizliğimden böyle bir cevap verdiğimi hissetmiştir yoksa böyle değerli bir hocayı reddetmek ne haddime?!

Velhasıl, çok teşekkür ettim, elini sıktım ve görüşme bitti. Daha sonra adresi bildiğimden değişik zamanlarda, başka senaryolar da gönderdim. Hatta bir tanesi için sekreteri - o zaman Doret hanımdı- senaryonuz Türker beyin ilgisini çekti, sizinle iletişim kuracağız demişti. Çok sevindim, havalara uçtum  ama sonra aramadılar. Olmadı herhalde.

Ama değerli sinema ustası Türker beyin, o mütevazi kişiliğini hiç unutmadım, ayrıca ben kendime güvensizliğimden çok büyük, harika bir fırsatı kaçırmış olsam da, sonradan düşününce kendime güvenimin gelmesini sağladı. Nasıl mı? Şöyle:

"O eski daktiloda, daksillerle kapatılmış senaryomda bir ışık gördü ki, bana dizi yazar mısın diye teklifte bulundu. Bir ışık görmese, sanırım görüşmeye bile çağırmazdı. Tanıdığı değilim, torpilim yok, komşusu değilim. İşte bunu düşününce, tekrar yazmaya başladım. Tabii bu yaptığım aptallığı hiçbir şekilde telaffi etmem mümkün değil. Edemedim de...:(  ah kafam ah yani...:( Bilmiyorum sizler de kendinize güvensizlikten böyle büyük hatalar yaptınız mı hayatınızda? Tabii çok pişmanım, her aklıma geldiğinde çok üzülürüm. :(  Kaçırılacak fırsat mıydı o? :( Kendine güven duymamak nelere yol açıyor?:(

Türker hocamın önemli bir ameliyat, bir kalp ameliyatı geçirdiğini duydum, Allah'tan çok şifalar diliyorum kendisine. İnşallah eskisinden iyi olur. Uzun yıllar da sinemaya hizmet eder, öğrenciler yetiştirir. Ben öğrencisi olma şansına ulaşamadım ama yine de öğretmenim sayılır. Çünkü o, yaptığı filmlerle, dizilerle hepimize nasıl iyi senaryo yazılır öğretiyor.

Olur da yazımı okursa, o gün bana vermiş olduğu harika fırsatı, kendime güvensizlikten kaçırıp, aptallık ettiğim için çok pişman olduğumu söylemek isterim. Ve çok seviyorum kendisini, o babacan tavrını, benim gibi acemi bir yazarı kabul edişini hiç unutmadığımı da. Sevgiler, saygılar Türker hocama. ♥



16 Temmuz 2017 Pazar

KARPUZ APARTMANI KARAKTERLERİ





ZEYNEP & HALİM
Üniversitede birbirlerine aşık oldular
okul bitince evlendiler...




Çocuklar peşpeşe geldi:)))
Önce İlker doğdu..


sonra
Taner...Soner



Halim, bir yün markasının 
bayiiliğini yapıyor.



Zeynep üniversiteyi bitirdi ama çalışmıyor
en büyük derdi yemek yemeyi çok sevmek
bir türlü kilo veremiyor:(



GÜLSE&BURAK




Gülse, Burak aynı sokakta
otururken tanışıp, aşık oldular♥


Burak, Gülse ile evlenmek için kızın 
babasını çok zor ikna etmişti:)



"Küpeli oğlana kız vermem!"




Ama sonunda aşk kazandı:))



Burak, müzik sevgisiyle küçük bir müzik
mağazası açtı. 



Gülse, bir bankada çalışıyor
amacı şef sonra müdür yardımcısı
sonra müdür olmak...


"Kariyer kadını" takıntılı Gülse ile Burak
şimdi ilk bebeklerini bekliyorlar."


Ancak Gülse'nin başı kaynanasıyla
 dertte. Onun yüzünden hapse bile düştü..


HURİYE
Mudurnulu kaynananın da
 entel dantel gelinini 
pek sevdiği söylenemez:))))




"İzdivaç proğramınan
glu gluma ağızlım yüzlüm
yimek yapan gız bulurum"



Gülse ile Zeynep ta ilkokuldan beri arkadaşlar
ama   'koca parası yeme', 'doğal sarışın olmama',
 yüzünden birbirlerine giriyorlar.


Aslında birbirlerini ta kutuplara gidecek kadar seviyorlar:)))


"Benim için ta Kutuplar'a gidecektin ha?"


ADNAN
"En yakışıklı doktor seçilen Adnan,
bir kardiyolog"

Altta kapağını gördüğünüz kitabın yazarına aşık
:)))))




ARZU
Yazar. Doktora aşık ama sıksık küsüyor
haksız da değil..


Doktor da affetsin diye yırtınıyor
:))))


HALE
Doktorun eski sevgilisi ,
"Yaşasın Kötülük" 
diyerek, doktor ve Arzu'yu 
ayırmaya çalışıyor.

Tunç:
Doktorun, kendi gibi doktor arkadaşı.
 Bulduğu fikirler yüzünden
doktorun başını hep derde sokuyor:)
Bak: 6. bölüm

155  Selahattin
yaptığı icatları CIA, FBI ajanları çalacak diye
korktuğundan, biraz paranoyak:)))
 155'i sıksık boşuna arıyor
o yüzden ismi 155 e çıkmış, tüm karakol tanıyor:))



155 bir deney yaparken,
zamanda kırılma olunca,
apartmana Nazi'lerle doluyor:)))


FİLİZ
Lise mezunu ev kızı,
155 ile birbirlerini seviyorlar.
ama bakalım babası 155'i görünce
ne tepki verecek?:)))))



İLKER:
Zeynep'lerin büyük oğlu, 
internet bağımlısı
çiş ve yemek dışında odasından çıkmıyor:)))



Sayko Ceyda, 
femme fatal,
havalı kadın:)))




Kapıcı Sait efendi,
 Mr. Spock hayranı
komşuları Vulkan selamıyla selamlıyor:))))



Emekli komiser Şaban bey. Biraz
asabidir sağolsun:)ama iyi biridir:)
bir ara Halim'i 'çamaşır sapığı' 
sanmaz mı!:))))
bak: 10. bölüm   ve  (bak: 21. bölüm)
Sonra da zavallı Burak'ı :))
(bak: 23. bölüm)


Mıstık:
Halim'in patronunun torunu,
çok yaramaz  ve 'kötü çocuk'
:))))


Geçmişte yaşayan,
pembe dizi meraklısı, 
çöpçatan teyzeler
Nagehan ve Raigan kızkardeşler:)))


Kedici teyze:))
arada kedilerini kardiyolog
doktora götürmesiyle ünlü:)))
o da kıramıyor ninemizi:)

BÖLÜMLER:

4 Temmuz 2017 Salı

SENARYOLARIMIN LİSTESİ

Senaryo yazarlarının önündeki en büyük engel yapımcılara ulaşmak. Dizi ve sinema sektöründeki herkesin bildiği bir gerçek bu.

Sosyal medyada elimden geldiğince, yazdığım senaryoları tanıtmaya çalışıyorum. Olur da, tesadüfen bir yapımcı sayfama ulaşırsa, kısaca özgeçmişimi ve senaryo çalışmalarımı eklemek istedim.

1958 yılında, Konya'da doğdum. 1982 - Güzel Sanatlar Akademisi, 2001- Hacettepe, İngiliz Dil Bilimi mezunuyum. 1995'ten beri senaryo yazıyorum.

Yazdığım senaryolar:

Bulunmaz İkili (romantik komedi / macera)

Vadideki Sırlar (aşk ve macera)

Ayın Bekarı (savaş komedisi ve romantik komedi)

Pembe Panjurlu Ev (romantik komedi)

Sihirli Pelerin (komedi)

Kiraz (komedi)

İntikam Tanrıçası ( intikam )

Karpuz Apartmanı (sitcom)

İndiana Jones 5

Tuzak (macera)

Aşk Perileri (romantik komedi)

Begonvilli Ev (dram)


Yazdıklarım bloğumdaki gibi 'çizgi roman' şeklinde değil.
 Amerikan senaryo formatı şeklinde, Writerduet senaryo programı kullanarak, tekniğine uygun olarak yazıyorum. PDF çıktısını alıyorum.

Çizgi roman şeklinde yayınlamamın sebebi, blog okurunu  gün / iç / dış / vs. gibi teknik anlatımla sıkmamak. O şekilde yazarsam kimse okumak bile istemez.


İletişim:

E-posta:
dural.mujde@gmail.com





3 Temmuz 2017 Pazartesi

KARPUZ APARTMANI 3. Bölüm




mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu

Karpuz Apartmanı'nda gün, 
Sayko Ceyda'nın komplosuyla başladı.:)))))


"Hale bak! Birleşmiş Milletler gıda yardımı
kesin Zeynep koymuştur!"


"Aaa! Gülse kapıma tartı koymuş!
Yazıklar olsun!"


"Aşkolsun! Hem komşuyuz, 
hem ta ilkokuldan arkadaşız,
 kapıma tartı koymuşsun."



"Haberim bile yok. 
Asıl sana aşkolsun, kapıma
BM gıda yardımı bırakmışsın. Hep dalga geçiyordun
bir deri, bir kemiksin, BM görse gıda yardımı gönderir diye
senden başka kim koyacak?"



"Haha!Ayol saçsaça, başbaşa girişmeyin
ikisini de ben koydum. Biraz beni
örnek alın, bakımlı, alımlı, fit olun diye."



"Canımcım günahını aldım affet."
"Sen de beni affet canım."


Anne! Bak posta kutularında ne bulduk?

kuaför el ilanı ile ilgili görsel sonucu


 
Aaa! Bizim sokakta güzellik salonu açılmış.
Haftasonu açılış özel indirim
 Kız gidelim mi biz de?
Baksana 'üç seansta incelin
Angeline Jolie gibi olun' demişler.
Aayyyyy daha ne isterim...




"Tamam gidelim ama
senden bir Angelina Jolie çıkartmak için
üç seanstan daha fazlası gerekebilir:)))



"Kız Gülse, aşkolsun 10 kilo vereyim de
gör sen beni, üniversitedeyken sınıfın en güzel
kızıydım ben. Ah, ah hep böyle miydim sanki?"



"İnanırım  canımcım. İkimize de 
bir güzel format atsınlar:)))fabrika ayarlarımıza dönelim:)
 Ama hafta sonu gidelim. Bugün eve Feng Shui
yapacağım.



"Feng Shui ne kız?"



"Hayatım  sen ev kadını olduğu için bilmezsin tabii canım,
şimdi kötü enerjiyi kovup, iyi enerjiyi alıyorsun.
Bir Uzak Doğu felsefesi..."



Ayol! Sen beni ev kadınıyım diye küçümsüyor musun?
Ben de kariyer yaptım üç tane, boy boy.
Çocuğun yok diye çatlama. "




Ay yok canım, öylesine söyledim.
Ne çatlıyacağım ayol? Ama çocuk yaptın
diye kimse maaş vermiyor.  Hadi baaaay.

"Bebeğim oldu bu iş, planımız işe yaradı, 
broşürleri alır almaz senin güzellik salonuna 
gelmeye karar verdiler."


mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu


rüzgar çanı ile ilgili görsel sonucu

Gülse, alışverişe çıkıp, balkona 20 tane
 rüzgar çanı astı. :))))))



O akşam  Zeynep ve Halim çan sesinden uyuyamadılar.
dönüp durdular...



Acayip rüyalar gördüler. :)))



Kız, Gülse valla zabıtayı çağıracağım
kaldır şu çanları. Çın, çın, çın. Uyuyamıyoruz.!!!
İnsan bir tane asar, 20 tane asar mı?



Feng Shui'den anlamayan cahiller
n'olucak! Entellektüellik sıfır.


mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu

Zeynep'in yemek bloğunun ünlü olmasını kıskanan
(bak Bak: 2. bölüm)
Gülse, sabah ilk iş olarak hava atmak için
 google görsellerdeki plaza ofislerini
kopyala-yapıştır yaparak kendine blog açtı:
Yalnız seçtiği ofis DUBAİ' deydi. :)


dubai plaza office ile ilgili görsel sonucu

"Ay!Çok fiyakalı bir plaza. 
Kim bilecek Dubai'de olduğunu?"




"Kendi fotomu da önüne yapıştırayımmmmm"

 PLAZA PRENSESİ"

O sırada, Burak'ın telefonu çaldı. 



"Anne? Bizi mi özledin? 
Biz de seni özledik anne...."




"Burak! Annen bize mi gelecek?"


"N'apimm? Gelme anne mi diyeyim?"




"Merak etme karıcım, bir haftalığına geliyor
babamı yalnız bırakamaz biliyorsun."
Hadi ben markete gideyim bir şeyler alayım"


çelik kapı ile ilgili görsel sonucu

Burak çıktı. 




"Allah'ım n'olur gelmesin. Mudurnu'ya kar yağsın yollar kapansın!
Olamaz temmuz ayındayız! Ne olur bir şey olsun."



"Aaarrgghhh!! Kaynanam geliyor! 
Allah'ım ne yapsam?"



çelik kapı ile ilgili görsel sonucu


Gülse, soluğu bir kat alttaki hem arkadaşı, hem komşusu
danışman psikolog ve yaşam koçu Yurdagül'de aldı.




"Offff, canımdan bezdim."




"N'oldu canım? Hayırdır?"



" N'olucak? Kaynanam geliyor."

"Her gelişinde salondaki çekyatta yatmak istiyor, neymiş yatak odası küçükmüş, içine daral geliyormuş. Saat dokuzda uyuyor, onun yüzünden hiçbir diziye bakamıyoruz."

"Anladım canım. Ama o senin eşinin annesi sanırım biraz hoşgörü göstermen, katlanman gerekecek. "

"Sorun da bu ya, katlanamıyorum. Alaturka tuvaleti kullanıyor illa. Biz kullanmıyoruz. Dinlemiyor."

mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu




"Alla'm n'olur kaynanam gelmesin. 
N'olur Murphy yasaları bu seferlik gerçekleşmesin. 



çelik kapı ile ilgili görsel sonucu

Ve akşama doğru kapı çaldı.








"Aman da kimler gelmiş. 
Hoşgeldiniz annecim."
ihihi...



"Hoşbulduk gelin"
sen niye bööle bi deri, gemigsin?
Bi marazın va yoğsam?"




"Yok, anneciğim bir maraz filan
çok şükür iyiyim.."


mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu


Aika, gidince, İlker'in odası eski haline dönüştü.



Oğlum üç günde örümcek ağları nasıl oluştu?


 
Örümceği evcilleştirdim tekrar ağ ördü.



Hasbinallah! Neyse en azından İsveç halkına
ve Japon halkına rezil olmadık.

Abi!!!! Abim odadan çıkmış:)))



Oğlum arada salona gel, çocuklar bir abileri
olduğunu unutmuş. Baksana seni görünce
askerden gelmişsin gibi sevindiler.



"Abi! Abi! Bizi sırtına al!"

"İkinizi birden taşıyamam sırayla"
:)))

mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu



Zeynep, komşusuna gözaydına geldi.



"Hoşgeldiniz teyzecim. 
Ay arkadaşım senin adına çok sevindim sonunda
evinizde tencere yemeği kaynayacak."



"Ne? Benim gelin yemek yapmıyo mu 
anasının glu gulusuna?"



"Ayol ne yemeği yapacak kariyer kadını malum; 
köşedeki lahmacuncu, pizzacı sağolsun."



"A! Zeynep bravo yani! Çok teşekkürler!"

mahalle resmi ile ilgili görsel sonucu



"Annecim, ne yapıyorsunuz?"



"N'apçam? Hamur yazıyom.
Şöyle bi ağızlım yüzlüm yimek yiyelim"



"Ağızlım yüzlüm????"
"Her yer un olmuş"!





"Gelin di misin? 
Ben kirletecem sen temizlecen.."



"Allah'ım n'olur bir sebep yarat kaynanam gitsin."



"Babam arıyor, merhaba babacım ne? A, nezle mi oldun?
Bu sıcakta? Ha? Hem soğuk su içtin, hem cereyanda kaldın ha?
Hay Allah, geçmiş olsun.   "


"Oyyy....ben gidince kendine bakamadı hastalandı gari
hemen gideyim bi naneli çorba yapıvereyim"



"Ay, annecim böyle olmadı ehm
yine bekleriz..." 


"Yine gelirim."


çelik kapı ile ilgili görsel sonucu



"OLEEEEE!"


"Hadi bakalım 'ateyizler:)' 
bunu da açıklayın."
:)))))

mahalle akşam ile ilgili görsel sonucu

Akşam olunca, çöpçatan teyzeler önayak olup, diğer komşularla birlikte, bahçede 155 Selahattin ile Filiz hanımı tanıştırma partisi verdiler.  Üşütük diye kimse kız vermiyordu:( Çok üzülüyorlardı.






Çaylar, kekler getirildi.  

çaylar ile ilgili görsel sonucu

kek ile ilgili görsel sonucu





"Ee, daha daha nasılsınız?"



"Ay, mersi siz daha daha nasılsınız?..."



"Abicim hep 'nasılsınız?' deme
başka sorular da sor...."



"Şey, paralel evrenler hakkında ne düşünüyorsunuz?"




"Eee....!!!! İyi şeyler düşünüyorum, güzel şeyler düşünüyorum. İyidir yani..."

Yakışıklı kardiyoloğumuz da ayağının tozuyla, hastaneden çıkmış,
üzerini değiştirmeden onların yanına gelmişti.



"Arzu hanım acaba paralel evrenlerde siz yine siz misinizdir?"


"Enaz 12 boyutlu bir evren olduğuna göre, 
12 tane benden vardır. "





"Yani kızdığı erkeklerin arabalarını çizen, 
KAHROLSUN ERKEKLER diye kitap yazan 12 Arzu mu?"


"Ahahahaha....demek hakkımda araştırma yaptın?



"155 Abicim, biraz daha havadan sudan sorular sor,
bu kız Einsten'in torunu değil, şöyle kedilerden filan bahset"



"Kedi? Tamam. Şey, Arzu hanım sizce Schrodinger'in kedisi canlı
mıdır, cansız mı?"




"Şö- Şörödönger'in kedisi mi? Komşunuz mu?
Ben tanımıyorum ay inşallah canlıdır. Kıyamam...:("




"Yok canım komşum değil fizikçi...
bir deney için kediyi kutuya koymuş da..."




"Ayol 155 evladım; Halim bey doğru söylüyor, bu kız  Einstein mı? Şöyle çiçeklerden, böceklerden söz et..."
ne bilsin Şöröyü filan? Biz de hiç duymadık." 



" Dün bi baktım kara fatma
böyle kocaman, pencereden girmiş herhalde!"

Çöpçatan teyzeler, baktılar ki, sohbet istedikleri gibi gitmiyor, duruma el attılar:




Ah, çocuklar, sahi yanımızda kasetli mini radyoyu getirdik. Hadi çalalım. Bizim zamanımızın romantik müziğini dinleyelim. Ne güzel günlerdi o günler bilseniz. Tahta sandalyelerde yazlık sinemaya giderdik, Kazablanka'yı filan seyrederdik. 



"Kazablanka en sevdiğim film.."



" Yine çal Sam..."

"Olamaz bu replik. Kazablanka'dan! "



" Doktor olmak romantizme engel mi?"

"Değil tabii....."

"
"O zaman, bu dansı bana 
lütfeder misiniz Arzu hanım?"


"Bu kadar güzel bir müzik  çalarken,
 hayır diyemeyeceğim."

(Allah'ım ben ne yapıyorum?
KAHROLSUN ERKEKLER 
kitabının yazarı 
değil miyim?)






BÖLÜMLER:


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...